7 Haziran seçimleri sonrası Türkiye’de yeni bir süreç başladı. Haziran seçimlerinde halkların, kadınların ve tüm ezilenlerin ortak iradesi, AKP diktatörlüğünü ve faşizmini yıkarak demokrasinin kazanmasını sağladı. Türkiye toplumu oyunu demokrasiden, özgürlüklerden yana kullanarak demokrasiye geniş bir alan açtı. Bu sonuç Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yeni bir dönemi ifade ediyor. Bu yeni dönem Kürt sorununun demokratik çözümünü ve demokratik bir Türkiye’yi şart koşuyor.
Çok açık ki 7 Haziran’da Kürdistan ve Türkiye toplumu AKP diktatörlüğüne son verip HDP’yi büyük bir zaferle meclise taşıyarak Kürt sorunun demokratik temelde çözülmesini ve Türkiye’nin demokratikleşmesini istedi. Haziran seçimlerinde toplumun demokratik çözüm ve barış talebi oldukça somut ve net bir biçimde açığa çıktı. Kuşkusuz bu talebin gerçekleşebilmesi Önder Apo’nun eşit ve özgür koşullara sahip olmasıyla bağlantılı olacaktır. Önder Apo’nun özgürlük koşulları sağlanmadan Kürt sorununun demokratik çözümü mümkün değildir. Kürt sorununun çözüm adresi Önder Apo’dur. Önder Apo’suz Kürt sorunu çözülemez. Önder Apo’suz çözüm arayışları inkar ve imha politikalarının ötesine geçmez, sonuç savaş olur. Önder Apo’suz çözüm arayışında olan her güç çok iyi bilmeli ki, bu hesabın içine giren herkes Kürtlerin baş düşmanı haline gelecek, Kürtler Kürdistan’ı ve bölgeyi bu düşmana zehir edecektir.
Önder Apo tam on yedi yıldır ağır bir özel ve psikolojik savaş, işkence sistemi altındadır. Türk devletinin elinde adeta her türlü hukuk ve insanlık dışı muameleye tabi tutulan özel bir rehinedir. Ulusal ve uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen avukatları ile görüştürülmüyor. Aile ve akrabalarıyla görüşmesine izin verilmiyor. Türkiye’nin de kabul ettiği uluslararası hukuka göre normalde on beş yılını doldurmuş her hükümlü avukatları ve ailesi ile özgürce görüşme hakkına sahiptir. Zira Önder Apo herkesin en doğal hakkı olan bu basit hakkın ve uygulamanın dahi dışında tutuluyor. Bu durum İmralı’da hüküm süren zulmün ve işkencenin boyutunu çok çarpıcı ortaya koyarken, aynı zamanda Türk devletinin Önder Apo şahsında Kürt halkına ve Kürt sorununa yaklaşımını da gözler önüne seriyor. Türk devleti bırakalım Kürt sorununun çözümünü Önder Apo’nun düşüncelerinin kamuoyuna yansımaması, tek bir cümlesinin dışarıya çıkmaması için kendi hukukunu dahi çiğneyerek avukat ve aile görüşmeleri yaptırmıyor, dünyada eşi görülmemiş bir ahlaksızlık ve insanlık dışı tutum içerisine giriyor. Önder Apo’nun dışarıya yansıyacak tek bir cümlesinin yaratacağı etkiden dahi müthiş bir korku duyarak hiçbir hukuka, adalete, ahlaka sığmayan uygulamalar geliştiriyor. Türkiye’yi büyük bir çıkmaza-kaosa koyan, suçlarının korkusunu derinden yaşayan bu korkak ve faşist zihniyet halkların ortak mücadelesiyle aşılacaktır.
Kürt halkının ve Türkiye toplumunun Türkiye’yi içte ve dışta savaşa koyan bu faşist yönetim tarzını kabul etmesi mümkün değildir. Kaldı ki zaten Kürdistan’ın, Türkiye’nin ve dünyanın birçok yerinde gelişen toplumsal tepkiler bunu ifade ediyor. Bu tepkiler ‘Önder Apo’ya özgürlük’ şiarı altında büyüyerek ve yayılarak sürecektir. Artık halkımız ve demokratik kamuoyu onlarca defa doğruluğu ispatlanan şu gerçeği çok iyi biliyor; Önder Apo’nun özgürlük koşulları sağlanmadan ve Önder Apo özgürleşmeden Kürt sorununun demokratik çözümü imkansızdır.
Tahkim edilmiş ateşkes, demokratik müzakere ve gerçek bir çözüm Önder Apo’nun özgürlüğüne bağlıdır. Önder Apo PKK ile doğrudan görüşmeden, görüşlerini doğrudan halkla ve kamuoyu ile paylaşmadan gerçek bir çözüm sürecinden bahsedilemez. Böyle bir süreç gelişmeden de mevcudu sürdürmenin hiçbir anlamı ve pratik değeri olamaz. Bu haliyle ateşkes çoktan anlamsızlaşmıştır. Zaten Türk devleti ve AKP diyalog sürecini sonlandırarak ateşkes sürecini de bitirmiştir. Avaşîn bölgesinin Türk savaş uçakları tarafından dört saat boyunca bombalanması çoktan beridir anlamsızlaşan süreci daha fazla anlamsız hale getirmiştir. Basının sürekli olarak bu tür saldırıları provokasyon olarak vermesi de yanlıştır. Ortada provokasyon diye bir durum yoktur; ortada topyekün bir saldırı, savaş durumu vardır.
AKP Kürtlere karşı topyekün savaş planını daha rahat yürütmek için MHP ile kaolisyon kurmayı düşünüyor. CHP ile de Koalisyon şartını buna dayandırıyor. Şayet CHP hem Bakurê Kürdistan’da ve hem de Rojava Kürdistanı’nda AKP’nin Kürtlere karşı topyekün savaş planına evet derse, AKP CHP ile de koalisyon kurabilir. Çünkü şu bir gerçek ki AKP’nin mevcut zihniyetine göre, bu CHP olur veya başka parti olur; AKP kendisiyle koalisyona giren partiyi bir biçimde diskalifiye ederek, kendi çizgisine getirip savaş politikasını uygulayacaktır.
AKP’nin yeni hükümet kurma konsepti tamamen savaş politikasını sorunsuz bir biçimde uygulama istemine dayanıyor. Pratik olarak Cumhurbaşkanlığını bırakıp AKP’nin başına geçen Erdoğan, MHP veya CHP ile ne kadar başarabilirse Türkiye’yi bir süre savaşla yönetmeyi, başaramazsa eğer koalisyonla Türkiye yönetilemez algısını toplumda geliştirerek bir erken seçimle tekrardan AKP’yi tek başına iktidara getirmeyi planlıyor. Savaş konseptiyle zaten kurulacak bir hükümetin ömrünün 5-6 ayı aşmayacağı açıktır. Yani erken seçim kaçınılmaz görünüyor. Her halükarda kurulacak hükümet bir erken seçim hükümeti olacaktır. Tabii Erdoğan’ın gönlünde AKP azınlık hükümeti ile erken seçime gitmek vardır. O açıdan Erdoğan ve partisi 8 Haziran’dan bu yana erken seçim hazırlığı yapıyor. AKP’yi vazgeçilmez göstermeye çalışıyor. Peki Türkiye erken seçime giderse sonuç ne olacak? Erdoğan’ın düşündüğü gibi AKP oylarını artırıp tek başına iktidar mı olacak?
Açık ki, bir erken seçimde AKP tamamen biter. 7 Haziran’da aldığı oyların çok daha fazla gerisine düşer. AKP’nin on üç yıllık iktidar süreci iyi analiz edilirse görülecektir ki, AKP çözüm ve barış söylemlerini geliştirdiği dönemlerde oylarını artırarak çok güçlü bir noktaya gelmiş, savaş, inkar ve imha politikalarını açıktan dillendirdiği ve yürüttüğü süreçlerde ise ciddi bir oy ve güç kaybına uğramıştır. Geldiği bu nokta ise bunun bir sonucudur. AKP Kuzey’de, Türkiye’de, Rojava’da ve genel olarak bölgede yürüttüğü baskı ve savaş politikaları sonucu 7 Haziran’da iktidardan düştü, yenildi. Bu politikalar AKP’yi içte ve dışta baskıcı, faşist, hegemonya peşinde koşan bir iktidar haline getirdi, yolsuzluklar, hırsızlıklar da buna eklenince kendi felaketi oldu. AKP bir erken seçimle bırakalım bu durumu düzeltmeyi, kendisini daha beter hale getirecektir. Bir erken seçim doğru yaklaşılır ve iyi çalışılırsa en fazla HDP’nin yararına olacaktır. Türkiye’de demokratik mücadelenin güçlenmesine ve çözüme daha fazla hizmet edecektir. HDP’yi Türkiye’yi yönetir noktaya getirecektir. Aslında HDP açısından mevcut geldiği nokta da Türkiye’nin gündemini ve politikalarını belirleyebilecek bir noktadır. Bunu çok iyi değerlendirip aktif bir siyaset yürütmesi gerekiyor. HDP’de seçim sonrası pasif bir durum yaşanıyor. Bu durum hızla aşılmalıdır. HDP ve tüm demokratik güçler, çevreler ortaya çıkan bu büyük fırsatları ve imkanları çok iyi görerek demokrasi mücadelesini yükseltmeli, olası erken bir genel seçime güçlü hazırlık yapmalıdır.
Kürtler, Türkiye halkları, kadınlar, aydınlar ve tüm demokrasi güçleri Önder Apo’nun özgürlüğü, demokratik çözüm ve barış için demokratik mücadeleyi en güçlü bir biçimde yürüterek, Türkiye’nin her sokağını ve meydanını toplumsal mücadelenin merkezi haline getirebilmelidir. Çünkü Türkiye’de barışın ve demokrasinin yolu radikal demokratik mücadeleden geçiyor.