5 Nisan 2015 tarihinden bu yana Önder Apo ile herhangi bir görüşme olmuyor. Aile görüşüne dahi izin verilmiyor. Avukat görüşmeleri zaten 27 Temmuz 2011 yılından bu yana yapılmıyor. Neden? Bunun nedenleri üzerinde önemle durmak gerekiyor. Çünkü Önder Apo ile görüşmelerin kesilmesi doğrudan devletin-AKP’nin 30 Ekim 2014 yılında aldığı savaş kararıyla alakalıdır. AKP savaş kararı aldıktan bir dönem sonra Önder Apo ile görüşmeleri bıçakla keser gibi kesti.
Önder Apo ile görüşmeler kesildikten sonra siyasi soykırım operasyonları artarak devam etti. Binlerce insan tutuklandı. HDP bürolarına, il, ilçe ve merkez binalarına, seçim stantlarına, çalışanlarına, seçim mitinglerine çok vahşi saldırılar geliştirildi. HDP’ye ait yüzlerce yer tahrip edildi, yakıldı, yıkıldı. Ağrı provokasyonu, her gün bir yerde birkaç çocuğun ve gencin infaz edilmesi, seçime az bir zaman kala HDP’nin Mersin, Adana binalarının bombalanması, 3 Haziran’da Bingöl’de HDP’nin seçim aracını kullanan Hamdullah Öge’nin vahşice katledilmesi, 5 Haziran Amed mitinginde binlerin katliamını hedefleyen alçakça saldırı ve daha yüzlercesi, 5 Nisan’dan sonra topyekün başlatılan savaşın vahşi birer uygulamalarıydı. Önder Apo’ya uygulanan tecrit iyi anlaşılırsa, seçim sonrası da iki üç katına çıkarak devam eden bu saldırıların ve şu anda süren topyekün savaşın nedenleri de daha iyi anlaşılmış olur. Çok iyi biliyoruz ki AKP’nin HDP’yi baraj altında bırakma hesapları, 30 Ekim’deki savaş kararıyla ve 5 Nisan’dan itibaren başlatılan topyekün savaş konseptiyle birebir bağlantılıdır.
Önder Apo 30 Ekim savaş kararını reddedip devlete ve AKP’ye demokratik müzakereyi dayattığı için ağır bir tecrit ile karşı karşıya kaldı. Önder Apo’ya uygulanan tecridin nedeni Önder Apo’nun savaş yerine siyasal-demokratik çözümü, yani müzakereyi istemesi ve bunu devlete-AKP’ye dayatmasıdır. Aile görüşmesine dahi izin verilmemesi Önder Apo’nun gerçekleri topluma yansıtması durumunda ortaya çıkacak sonuçlardan AKP’nin duyduğu korkudan kaynaklanıyor. Çünkü Önder Apo ile görüşme olsa Önder Apo, AKP’nin ateşkes süreci boyunca hep oyun, hile ve komplo peşinde koştuğunu, Önder Apo’nun ve PKK’nin iyi niyet yaklaşımlarını istismar ettiğini, diyalog sürecini kendi kirli seçim-iktidar hesapları için araçsallaştırdığını, AKP’nin baştan itibaren Kürt sorununu demokratik temelde çözmeyi değil, tasfiyeyi istediğini, savaşı dayattığını ve buna hep kendisinin engel olmaya çalıştığını söyleyecek ve böylece AKP’nin pragmatik, ikiyüzlü, hegemonik, sömürgeci-ırkçı gerçeği Önder Apo’nun ağzından bir kez daha tüm topluma duyurulacak. Erdoğan-AKP bu gerçeklerin Önder Apo tarafından topluma yansıtılmasından korktuğu için kendi devlet hukukunu dahi çiğneyerek aile görüşüne bile izin vermiyor.
AKP, 90’lı yılların Çiller’i gibi kaybettiği gücü savaş yoluyla tekrar kazanacağını, AKP’yi tek başına iktidara getireceğini düşünüyor. Savaş ile topluma, 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarını, yaptığı hırsızlıkları, nasıl çalıp çırptığını unutturacağını ve bu yolla 2023 hedeflerine ulaşacağını hesaplıyor. 17 ve 20 Temmuz tarihlerinde yapılan bayrak mitinglerinin amacı da budur. Irkçı-mezhepçi AKP, bayrak mitingleriyle soykırımcı devlet politikalarını katmerli bir biçimde sürdürerek tüm farklı kimlikleri yok saymaya, toplumu hem kutuplaştırmaya ve hem de homojenleştirmeye çalışıyor. Bu mitingler ırkçılığı şahlandırarak Erdoğan-AKP’nin katilliğini gizlemenin, Erdoğan’ın, katlettiği canların istismarından oy devşirmenin alçakça eylemleridir. Bu mitinglerin AKP’nin birer seçim mitinglerine dönüşmesi de bu gerçeği zaten çok iyi ifade ediyor. AKP sokağa döktüğü yandaş bayraktarlarıyla ‘bir Türkiye tepkisi’ yanılsaması yaratarak ırkçılığını genelleştirip gizlemeye, iç-dış düşman algısı yaratarak savaşı ve faşizmini meşrulaştırmaya çalışıyor. Erdoğan’ın, ‘hem milli ve hem de yerli 550 vekil’ istemesi de Erdoğan-AKP zihniyetinin ırkçılıkta ulaştığı korkunç düzeyi gösteriyor. Öte yandan bu adamların iktidarı uğruna kendileriyle birlikte bir ülkeyi yok etme gözükaralığına girdiklerini de açık ortaya koyuyor.
Bu mitingler gerçekten barış, kardeşlik ve birlik mitingleri olsaydı, her kesimden ve her renkten bayrağın dalgalandığı, "Öcalan’la Demokratik Müzakere Hemen Şimdi" sloganlarının meydanlarda yankılandığı mitingler olurdu. İşte o zaman bu mitingler gerçekten birliğe ve kardeşliğe hizmet edebilirdi. Tabii amaç tamamen farklı olduğu için bu miting ve yürüyüşler halkların kardeşliğine ve birliğine değil, Kürt düşmanlığına, ırkçılığa ve AKP’nin savaş politikalarına, 1 Kasım hedeflerine hizmet etmiştir. 7 Haziran’da diktatör Erdoğan’ın paramparça olan padişahlık hayallerine küçük bir nebze de olsa umut taşımayı arzulamıştır.
Geçen gün AKP’nin gayri meşru bakanlarından biri olan İçişleri Bakanı Selami Altınok 5 bin korucu kadronun daha alınacağını açıkladı. AKP Koruculuk sistemini yeniden dizayn etme ve korucu ordusu kurma çabası içerisinde. Fakat gerçek şu ki devletin Kürdü Kürde kırdırtma politikası artık eskisi kadar tutmayacaktır. Sömürgeci Türk ulus-devlet sistemi çöktüğü gibi bu sistemi ayakta tutan araçlardan biri olan koruculuk sistemi de çökmüştür. Birazcık ulusal bilinci ve onuru gelişmiş hiçbir Kürt, kardeş kanıyla sömürgeci devleti ve ırkçı gayri meşru bir iktidarı ayakta tutmaya çalışmayacaktır. Elinde silah olan, gerillaya ve halka silah çekmeyen hiçbir korucu da gerillanın hedefi olmayacaktır. Yüzyıldır başa gelen her sömürgeci iktidarın denediği bu kirli oyunu boşa çıkarmak da her Kürt insanının yurtseverlik görevidir, boynunun borcudur. Bir zamanlar halkına karşı savaştırılan Kürt insanı da dahil artık devletin-AKP’nin bugün Kürtlerin en kutsal manevi değerleri olan şehitliklerine, camilerine ve cemevlerine saldırılarının ne kadar büyük bir Kürt düşmanlığını, soykırım politikalarının derinliğini ifade ettiğini çok iyi biliyor. Bu uygulamalar her geçen gün Kürtlerin devletten kopuşunu hızlandırıyor ve nefretini derinleştiriyor.
Erdoğan’ın, AKP’nin bin bir kirli hesapla başlattığı bu savaşın Erdoğan’ın-AKP’nin elinde patlayacağı açıktır. 1 Kasım seçimlerinin yapılması durumunda AKP oylarının daha fazla düşeceği kesindir. Bunun böyle olması yani AKP ve ittifak gücü MHP’nin oylarının düşmesi Türkiye halklarının hayrınadır. Türkiye’yi iç savaştan kurtaracak tek çözüm yolu bu seçimde AKP’yi ve ittifak gücü MHP’yi bir daha belini doğrultmayacak şekilde tarihi bir yenilgiye uğratmaktır. Ve iktidara demokrasi güçlerini taşımaktır. Halkların demokratik, barış iradesini temsil eden güçler ancak Türkiye’nin yeni hükümeti olursa bu savaş durur. Özgür Kürdistan, Demokratik Türkiye projesi savaşsız ve kansız hayat bulur. Gerçek ve kalıcı bir barış işte o zaman gerçekleşme şansı bulabilir.
Özgür Kürdistan ve Demokratik Türkiye gerçek barışın adıdır, adresidir. Kürdistan kasabalarında, şehirlerinde ilan edilen öz yönetimler gerçek demokrasiye ve barışa giden yoldur. Öz yönetimlerin yaşam bulması Türkiye’nin demokratikleşmesi demektir. AKP Kürtlerin öz yönetimlerine saldırıp çatışma ortamı yaratarak öz yönetimleri şiddet-çatışmayla özdeşleştiren bir algı yaratmaya, Kürtleri bölücü göstermeye çalışıyor. Tersi durum geçerliyken ve bölücü kendisiyken algıyı Kürtler alehine oluşturmaya çabalıyor.
Durum buyken PKK’nin, tek taraflı ateşkes ilan etmesini isteyenler niyetleri ne olursa olsun AKP’nin politikalarına hizmet etmiş oluyorlar. Bir bakıma PKK’ye ‘teslim ol’ diyorlar. Bu açıdan bazı şeyler anlaşılır olmakla birlikte PKK’ye tek taraflı ateşkes çağrısı yapanların hakikatle bağlarının olmadığı açıktır. Önder Apo üzerindeki tecrit sürdükçe ve Önder Apo özgürleşmedikçe, Halka ve gerillaya saldırılar geliştikçe, Demokratik Özerklik temel bir hak olarak tanınmadığı müddetçe halk ve gerilla elbette direnecektir ve kendisini en güçlü bir biçimde savunacaktır. Ve tabii ki gerillaya katılımlar da artarak sürecektir. Devrimci-yurtsever gençler halkı savunmak için sivil-özsavunmasını güçlendirecek ve büyütecektir. Bunu zayıflatmaya dönük yapılan çağrılar son derece yanlış ve hatalıdır.
Devlet halkın öz yönetimini tanımaz saldırırsa her düzeyde öz savunma halkın ve en dinamik gücü gençlerin hakkıdır ve aynı zamanda görevidir. Onurunu korumak, varlığını ve özgürlüğünü savunmak insan olmanın en büyük erdemidir. İnsanca yaşamak insan olmanın varoluş nedenidir.