
Dünya edebiyatının sevilen kalemlerinden Fyodor Mihailoviç Dostoyevski’nin ölümünün ardından 136 yıl geçti. Geride bütün zamanlarda okunabilecek geniş bir külliyat bırakan Dostoyevski, 9 Şubat 1881’de geçirdiği şiddetli akciğer kanaması nedeniyle 60 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Yaşadığı dönemde yazdıklarıyla birçok yeniliği beraberinde getiren yazar, dünya edebiyatını en çok etkileyen ve en çok okunan yazarlardan biri oldu. Eserlerinde ortaya koyduğu analizlerle 20. yüzyıl düşünürlerine de esin kaynağı oldu. Varoluşçu fikrin nüvelerini içinde barındıran eserleri Albert Camus’a, psikolojik tahlilleri de Freud’un ruhbilimi analizlerine ilham verdi. İnsan ruhunun inceliklerini ustaca aktaran ve insanın içinde barındırdığı birçok çatışkıyı gün yüzüne çıkaran Dostoyevski’nin eserlerinin çoğuna ruh veren düşünce ise geleneksel Rus insanının düşünüş tarzı ile Batılı modernist fikirler arasındaki çatışma oldu.
İlk romanı ‘İnsancıklar’
Dostoyevski, babasının cerrah olarak çalıştığı yoksullara hizmet veren bir hastanede doğar. İlk öğrenimini Moskova’da tamamlayan Dostoyevski daha sonra askeri okula girer. Annesini, hastalığı nedeniyle erken yaşta kaybeder ve annesine kötü davrandığı için hayatı boyunca babasına nefreti hiç geçmez. Bu nefret daha sonra çeşitli eserlerinde yankısını bulacaktır.
Askeri okulun mizacına uygun olmadığını düşünerek ayrılır ve yazmaya karar verir. İlk romanı olan ‘İnsancıklar’ı 25 yaşında yayınlayan Dostoyevski’yi eleştirmenler, “Yeni bir yetenek doğuyor” cümlesiyle tanımlayacaktır.
Cezaevinde fikirleri değişir
İlk romanı ile sağladığı ünün ardından yazdığı “Öteki” ve “Ev Sahibesi” isimli romanları beklenen ilgiyi görmez. Dostoyevski, bu eleştiriler üzerine ruhsal çöküntüye düşerek üzüntüden hastalanır. Daha sonra yayınladığı “Beyaz Geceler” ve “Bir Yufka Yürekli” kitapları da aynı akıbeti paylaşınca yazarlıktan umudunu keser, politikayla ilgilenmeye başlar. Genç liberallerin grubuna katılır. O dönem Çarlık Rusyası’nın verdiği cezalardan Dostoyevski de nasibini alır. 1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiasıyla 10 ay hapishanede kalır ve kurşuna dizilmekten son anda kurtulur. Dört yıl kürek, dört yıl adi hapse dönüştürülen cezasını Sibirya’da çeker. Sara nöbetleri yüzünden birçok kere hastaneye kaldırılır. Cezaevi yıllarında ihtilalci fikirlerinden vazgeçer, dini duyguları güçlenmeye başlar.
Son yapıtı ‘Karamavoz Kardeşler’
Dostoyevski, 1859 yılında özgür bırakılır ve Petersburg’a yerleşir. Burada Vremya (Zaman) ve sonra da Epoha (Dönem) adlı dergilerin çıkmasına katkıda bulunur. Bu dergilerde Slavların birliği düşüncesini savunur. Sara nöbetleri ve kumar borçları yüzünden sıkıntıya düşer. Sonraki zamanlarda Yeraltından Notlar (1864), Suç ve Ceza (1866), Kumarbaz (1866), Budala (1868), Ebedi Koca (1870) ve Ecinniler (1872) gibi eserlerini yazar. Daha sonraki dönemde de Delikanlı (1875), Bir Yazarın Günlüğü (1876) ve Karamazov Kardeşler (1879) adlı eserlerini kaleme alır. Karamazov Kardeşler‘i bitirdikten sonra akciğer kanaması teşhisiyle yatağa düşer, 9 Şubat 1881 tarihinde yaşamını yitirir. Dünya edebiyatına çok sayıda unutulmaz eser bırakan Dostoyevski’nin eserleri arasında Yeraltından Notlar, Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, Ecinniler ve Budala romanları farklı bir yerde durur.
Varoluşu romanla haykırmak
1864 yılında yayınladığı Yeraltından Notlar romanıyla büyük eserler külliyatına giriş yapar. Bu eseri Camus dahil olmak üzere birçok Batılı düşünürü varoluşçuluk anlamında etkiler. Dostoyevski, Panslavist ve koyu bir Ortodoks’tur. Yazar, Batı’nın fikirleri karşısında Rusya’nın geleneklerine ve inancına sarılır. Bu düşüncesini birçok eserine de yansıtır. Yeraltından Notlar da bu eserlerden biridir. Roman kahramanı, iç çatışmaları ve hezeyanlarının ötesinde öze dönerek varoluşunu haykırmak ister. Bu haykırışta kodlu olan ise Batılı düşünce sisteminin Rus insanında ortaya çıkardığı olumsuz özelliklerin dışa atılması ve gerçek varoluşun ortaya çıkmasıdır.
Roskolnikov’un pişmanlığı!
Suç ve Ceza, yazarın olgunluk döneminin ilk büyük romanı olarak kabul edilir. Rusya’nın toplumsal eşitsizliğinin bütün çarpıcılığıyla anlatıldığı bu romanda Dostoyevski, Batılı düşünceye sahip Raskolnikov’un baltasıyla bu duruma isyanını keskin bir şekilde gösterir. Raskolnikov, yaşlı ve zengin bir kadın tefeciyi öldürerek kokuşmuş olan bu düzene tepkisini gösterir. Asalak bir şekilde yaşayan bir insanın ölümüyle yüzlerce insan kurtulacaksa neden olmasın? Ama daha sonra Raskolnikov, yaptıklarından dolayı vicdan azabı çekerek pişman olur. Pişmanlıkla birlikte fikirleri değişir. Dostoyevski’nin vermek istediği mesaj ise Raskolnikov’un baltasının ortaya çıkardıklarından öteye yaşadığı pişmanlıktır. Dostoyevski, Raskolnikov pişmanlığı ile o dönem çoğu Rus aydınının Batı’nın etkisi ile sahip olduğu eşitlikçi ve devrimci fikirlerin eleştirisini yapar.
Karamavozlar, Freud’a ilham olur
1880 yılında yazdığı Karamazov Kardeşler romanı ise Dostoyevski’nin zirve romanı olarak bilinir. İnsan ruhunun inceliklerine girerek derin psikolojik tahliller yaptığı romanda, kendi yaşamından birçok öğeye de rastlarız. Romanda genel olarak Tanrı’nın varlığı ve dünyadaki kötülüklerin kaynağının ne olduğu tartışılır. Dostoyevski, bu tartışmayı şehvet düşkünü bir baba ve onu öldürmeye hevesli kardeşlerin yer aldığı ailenin hikayesi üzerinden anlatır. Vardığı sonuç ise şudur: Yeryüzündeki kötülüklerin kaynağı Tanrı’dan bağımsız olarak insanların çıkarları, bencillikleri ve açgözlülükleri… İnsanın içinde var olan farklı istekleri, içgüdüsel eğilimleri derinliğiyle ortaya koyan eser, aynı zamanda psikoloji biliminin en önemli isimlerinden Freud için de ilham kaynağı olur.
Prens Mişkin, güçsüzlüğün gücü
Dürüst bir insan olan Prens Lev Nikolayeviç Mişkin’i anlattığı Budala romanında ise budalalık derecesinde iyi olan kahramanı aracılığıyla ahlakın yaşam içindeki yerini ortaya koyar. Prens Mişkin’de budalalık ile zekilik iç içedir. Çevresinde olanların farkındadır ve insanların ona nasıl bir dürtüyle yaklaştığını çok iyi bilmektedir. Dostoyevski, Prens Mişkin karakteri ile bir nevi güçsüzlüğün gücüne inanır ve güç lişkilerine dayanan toplumsal dokuya göndermelerde bulunur.
Ecinniler romanında ise Dostoyevski, ihtilalci fikirlere sahip anarşist bir grup üzerinden Rusya’ya sızan bu düşünce yapısını tenkit eder.