İmralı Heyeti Sözcüsü Sırrı Süreyya Önder, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile 5 Nisan’da yapılan son görüşmeyi anlattı.

KENAN KIRKAYA/MA/ANKARA

Son 5 yılda toplumun taban tabana zıt iki farklı durum yaşamasının temelinde İmralı görüşmeleri ve 'diyalog süreci' yer alıyordu. Bu süreç, resmi olarak 5 Nisan 2015’te Öcalan ile yapılan son görüşmeyle sona erdirildi. Dönemin aktörlerinden İmralı Heyeti Sözcüsü Sırrı Süreyya Önder, son görüşmeyi anlattı.

Önder son görüşmenin ağırlıklı olarak seçim gündemiyle yapıldığını belirterek şunları ifade etti: "Biz diğer gündemlere işaret eden hatırlatmalar yaptığımızda belki sizi bir daha buraya getirmezler diyerek seçim gündemini sürdürdü.

Hükümetin sürece dair atması gereken adımlar, demokratikleşme perspektifi ve İmralı’da sağlanan mutabakatlar konusunda hükümetin yaklaşımını 2-3 başlıkta özetliyordu.

* Sivil demokratik siyasette yönelime öfkeleniyordu.

* Hükümeti, ‘gayri ciddi olmakla, cesur olmamakla’ suçluyordu.

* Çözüm adına getirilen şeylerin demokratikleşmeyi değil hegemonik alanı önceleyen yaklaşımlar olduğunu görüyordu.

 

Hükümetin HDP korkusu

Demokratik siyasetin büyük başarı sağlayacağını, bunu hükümetin de bizlerin de iyi okumamız gerektiğini söyledi ve hükümetin bunu kaldıramayacağını ifade etti.

Devlet heyetinde yer alan isimler, Öcalan’a ‘efendim bizim yaptığımız araştırmalara göre HDP yüzde 9 bandındadır. HDP de önemlidir Meclis’te olması gerekir, böyle bir kumar oynamaması, parti olarak girmemesi gerekir’ noktasında bilgi sunuyorlardı. Sayın Öcalan ülkeyi izliyordu. Kapasitesi, belirleme gücü, 12 kanallı televizyondan ve bizim ona aktardığımız verilerden hareketle kafasında bunun nereye gideceğini görmüştü, emindi. Kestirip atmak gibi bir yaklaşımı yoktu. Sürekli tartışır, tartıştırır berraklaşmasına yol açacak sorularla bir çerçeveye oturtmaya çalışırdı. Hükümetin bu belirlemelerini bize soruyordu. Biz de izah ediyorduk. Sahadayız halk ile iç içeyiz. Değişik kesimlerin nabzını tutuyoruz, bütün bunların ışığında ben Sayın Öcalan’a gerek hükümetin gerek anket firmalarının yöntem sorununu anlattığımda ikna olmuştu. ‘Bu bir trenddir, bir kere yuvarlamaya başladığında 13-15 bandından önce durmayacağını’ söyledim. Hükümetin bizim çalışmamıza alan açmadığını bu şartların olması durumunda bunun daha yukarılarda olacağını söyledim. Ondan hemen önce Sayın Öcalan ile yaşadığımız yerel seçim deneyimlerini paylaştık. O zaman ‘bence de’ dedi. “Sizin kararınız parti olarak girmektir ben de sizin bu kararınızı destekliyorum. Daha kararlı coşkulu heyecanlı çalışırsanız yüzde 20’leri de bulabilirsiniz’ dedi. O esnada hükümet ve devlet heyetinin memnuniyetsizliği yüzlerinden okunuyordu. Bu gerçeği onlar da biliyordu bizim 13-15 bandından önce durmayacağımızı yaptıkları anketlerden biliyorlardı. Bütün çaba HDP’nin parti olarak seçimlere girmemesiydi.”

Ciddiyetsiz buldu, güvenmedi

Önder, bunun sürecin bitirilmesinde de etkili olduğunu ancak tek sebebin bu olmadığını söyledi. Önder’e göre, hükümet esas olarak Öcalan’ı silahsızlanma kongresi için tarih belirlemeye ve bu konuda çağrı yapmaya zorluyordu. Önder, anlatımını şöyle sürdürdü: "Sayın Öcalan bu çağrıyı yapacağını, hatta kongre için Mayıs ayını öngördüğünü bizlerle, kendi arkadaşları ve devlet heyetiyle paylaştı. PKK’nin değerlendirmelerini aldı. Onların da menfi bir yaklaşımları yoktu. Kaygılarını dile getiriyorlardı. Dolasıyla silahsızlanma kongresinin tarihini ve çağrısını bekliyorlardı. Hükümetin gayri ciddiliğine atıf yaparak ‘siz bu ciddiyette değilsiniz bunun gerektirdiği adımlardan imtina ediyorsunuz’ dedi. Devlet heyeti bu konuda çok ısrar edince, ta sürecin başına referans verdi. ‘Siz daha 3 yıl geçmiş bir tane hasta tutsağı bırakmadınız. İnsanlar içeride ölüyor ve kalkmışsınız benim sizin ciddiyetinize inanmamı bekliyorsunuz’ dedi. Bu gayri ciddiliği aşma ve hükümetin de buna bağlı kalmasını sağlamak için üçüncü göz ve izleme heyetinde ısrar ediyordu.

Hükümet faydacı yaklaştı

Öcalan, ‘ben çağrı yapacağım bir niyet beyanı olarak ama bunun anonsunu, izlemi heyeti buraya geldiğinde yapacak. Ben bunu yaptığımda siz neler yapacaksınız bunu da kayıt altına alacağız, üçüncü göz buna tanık olacak ve bunun tutanağı olacak. Bundan sarfı nazar etmiyorum. Deklarasyona bunu bir niyet beyanı olarak yazacağım’ dedi. Bu konuda istediklerini alamayınca hatırlarsanız Erdoğan o zaman gazeteciler sorduğunda Dolmabahçe deklarasyonunu kast ederek ‘biz bundan daha fazlasını bekliyorduk’ dedi. Başlangıçta olumsuz hiçbir yaklaşımı yoktu. Bizim ve Öcalan’ın gördüğü, hükümetin buna faydacı yaklaştığı ve bir seçim dönemini geride bırakma amaçlı barışa dönük toplumsal talebin siyasi hasılatını derme amaçlı bir yaklaşımdan ibaret olduğu ortaya çıktı.

Son görüşme olabilir, dedi

Deklarasyon açıklandıktan sonra bizim oylarımızda bir sıçrama oldu. HDP’nin hakkı ona en uzak kesimlere değin teslim edildi. Çünkü yakın dönem siyasi tarihimizde devletle masaya eşit olarak oturup mücadele sürecinin sonucunu bir manifestoya bağlayabilen toplumsal olay yok. Bu ilkti, bu açıdan birçok kesimin saygısını yer yer hayranlığını kazandı bu süreç. Hükümet bütün bunlardan rahatsız oldu. Sayın Öcalan, süreci öyle bir noktaya getirdi ki hükümete bundan sonra lagaluga yapacak bir alan bırakmadı. Sayın Öcalan çok net ‘bu bizim son görüşmemiz olabilir. Sizi benim çağırdığımı söyleseler bile yanınıza izleme heyeti olmadan buraya gelmeyeceksiniz’ dedi."