
YEKO ARDIL / STRASBOURG
Strasbourg’da Öcalan için süren eylemde Kürt kadınlar en önde yerlerini alıyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la daha önce de tanışma fırsatı bulmuş Kürt anaları "Çoluk-çocuk hepimiz Önderimize sahip çıkmalı ve özgürleştirmeliyiz" diyor.
Almanya’nın Essen kentinden Strasbourg’daki oturma eylemi için gelen 67 yaşındaki Nazire Gültekin, Erzirom Xinis’ın Axcemilik koyünden. Yaklaşk 20 yıldır Almanya’da yaşıyor. Dört erkek, iki kız anası. İki oğlu şehit; isimleri Erdal (Piling) ve Serdar (Berxwedan). 1998 yılında Şam’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmiş. "Orada Başkan, Serdar’ın şehit düştüğünü bildirdi" diyen anne, Önderlik sahasından döndükten 3 ay sonra da diğer oğlu Erdal’ın şehadet haberini almış.
Nazire ana çok güzel Kürtçe konuşuyor. Türk olan babası öğretmen olarak Xinis’a gelmiş, orada evlenmiş. Annesinden Kürtçe öğrenmiş ama babası vefat edinceye kadar da Kürtçe konuşamamış.
Bir dönem Wan/Erdîş’te kalmışlar, orada yurtsever fikirlerle tanışmışlar. "Ben Türklüğe meyilliydim ama eşim beni sürekli olarak Kürtlüğe yönlendirdi. Sonra işten atıldı yurtsever çalışmalarından dolayı" diyor. Ardından Xinis’a dönmüşler.
‘Beklediğin yoldaşlar geldi’
Eşinin "Bir gün olur da yoldaşlar kapımızı çalarsa mutlaka aç" dediğini aktaran Nazire ana PKK’lilerle ilk tanışıklığını şöyle anlatıyor: "Bir sabah kapıyı açtığımda ne göreyim, duvarlara kesk û sor ûzer ile PKK, Kürdistan vs. yazmışlardı. Çeşmeye gittim, orası da öyle. Koştum eve geldim. 'Hecî' dedim, ‘Kalk, beklediğin yoldaşların sonunda geldi!’
Bir gece kapı çaldı!..
Hecî neredeyse uçacak! 'Aman kimseye söyleme' dedi. 'Ya nasıl söylemeyeyim her tarafa yazmışlar işte' dedim. Bir-iki ay öyle bekledik sabırsızlıkla. Bir gece kapı çaldı, ben açtım. Welat ve Şahin hevaller gelmişti. Eşime haber verdim. ‘Beklediğin hevaller geldi’ dedim. Üç gün bizde kaldılar, gündüz kapıyı kitlerdik, gece eve gelirdik. Onlara bir şey olmasın diye, bir önlemdi bu.
'Evladımız da içinde olsun'
Oğlum Erdal İstanbul’da üniversiteye gidiyordu. Serdar’ı da götürmüştü. Ben o zaman İstanbul’da PKK yoktur sanıyordum. Dedim ‘Hecî, biz partiyi ve davayı çok seviyoruz, bu nedenle ciğerimiz içinde olursa bu bizi daha bağlı kılar. Bu nedenle Servet’i (Pîroz) gönderelim' dedim. 'Sen nasıl söylüyorsan öyle olsun' dedi. Hecî İstanbul’a gitti, meğerse o da Pîroz küçük diye Serdar ve Erdal’ı göndermek istiyormuş.
İki kardeş birlikte katıldı
Bir ay sonra geldi, 'Hecî ne yaptın' dedim? Valla, 'Erdal ve Serdar birlikte katılmışlar' dedi. 'Sana telefon açmaya korktum' dedi. Ben de 'Biz sonuna kadar bağlıyız diyerek, geride kalıp, başkasını yollamak dürüstlük değildir. Ama keşke buraya gelseydi, ellerine kına yakıp öyle yollasaydım' dedim. Oğlum Erdal’la telefonla konuştuğumuzda 'Yolunuz açık olsun, selametle gidin ama asla Serok’a hainlik yapmayın, yoldaşlarınıza ihanet etmeyin' dedim.
İşkenceden sakat kaldı
Büyük oğlum Erhan da o zamanlar İstanbul’daydı. Tutuklandı ve bir yıla yakın içeride kaldı.
Eşimle çok kereler gözaltına alındık, işkence gördük. Eşim sakat kaldı. Sonra buraya geldik, tedavi oldu, şimdi iyidir. Eylemlere, etkinliklere katılıyor, şehit ailelerinde çalışıyor.
Önderlik sahasına gitti
1998’de Başkan’ın yanına gittim. Gerillalar dizilmişti, ellerini sıktık. Başkan 'Almanya’dan gelenler gelsin' dedi. Bahçede oturduk, Ona ‘Ana Türk’tür’ demişler, benimle Türkçe konuştu. 'Başkanım ben 40 yıldır Türkçe konuşmadım, iyi bilmiyorum, Kürtçe konuşmak istiyorum' dedim. 'Kaç çocuğun partide' diye sordu. 'İki; Erdal ve Serdar' dedim. 'Serdar (Berxwedan) şehit düştü' dedi.
O’nu görmek bambaşkaydı
Ben de 'Başkanım senin başın sağ olsun, Kürdistan sağ olsun' dedim. ‘Onları yolladığımda şehit düşebileceklerini de biliyordum' dedim. 'Keleş kullanabilir misin' diye sordu. 'Evet' dedim. 'Öyleyse yukarının nöbetini bir kadın arkadaşla tutacaksınız' dedi. Hevaller fotoğrafımızı çekmiş, bizim haberimiz yok. Başkan’a vermişler.
Ben nasıl anlatayım yoldaş... O’nu görmek bambaşka bir olaydı. Ben bütün çocuklarımı da verseydim, tereddüt etmezdim. Orada 40 gün kaldım. Başkan gidip geliyordu, hikayemiz uzundur…
Bizim kırmızı çizgimizdir
Şimdi Strasbourg’dayım, Başkanımın özgürlüğünü istiyorum. Hemen hemen her eylemde buraya geliyorum. Önder Apo’ya daha da yakınlaşmak için geliyorum, O’nun özgürlüğüne biraz da olsa katkı yapmak için buradayım. Bizim kırmızı çizgimizdir O.
Sadece görüşme yüreğimizi rahatlatmaz
Biz onunlayız. Sürekli eylemde olmamız lazım. Özellikle kadınlar Önderliğine sahip çıkmalıdır. O öyle bir Önder ki bütün insanlık için mücadele ediyor. O’nun içeride kalması, zindanlarda tutulması, dehşet bir haksızlıktır. İnsanlık bunu kabul etmemeli. Çoluk çocuk hepimiz Önderimize sahip çıkmalı ve özgürleştirmeliyiz. Yoksa onunla sadece görüşme yapılması yüreğimizi rahatlatmaz. Türk devleti de bunu böyle bilmelidir."
Sonuç alıncaya kadar buradayız

Strasbourg’daki annelerden birisi de İsviçre’nin Zürih kentinden gelen 67 yaşındaki Fatma Tören.
Rihalı Tören, 5 yıldır Almanya’da yaşıyor. 1977’den bu yana Kürt Özgürlük Hareketi’ni tanıdığını belirten Tören, "Ailemizde ilk Apocular var. Şu anda da dağda ve mücadelenin çeşitli saflarında mücadele edenler var" diyor. Fatma ananın oğlu Murat (Kemal Pir Riha) şehit, kızı ise 15 yıldır gerilla saflarında. Eşi yaklaşık 17 yıl zindanda kalmış, çıktığında mücadeleye katılmış.
Fatma ana da 7 yıl 3 ay zindanda kalmış, "1991’de gözaltına alındığımda 5 aylık çocuğumu işkencede kaybettim" diyor. Antep Cezaevi’nde tutulduğunda kalabalık bir faşist grubun saldırısına uğramış, "27 kadın bir oldu ve beni şişlediler, faşistlerdi, sonra Elbistan’a sürgün edildim" diye anlatıyor.
Fatma ana cezaevindeyken Kürt basınında çalışan oğlu Bahattin Tören de faşistlerin saldırısı sonucu hayatını kaybetmiş.
Öcalan’ı 1978’te Nizip’te gördü
"Başkan Apo için iki oğlumu verdim, diğerlerini de feda etsem gam yemem. Çünkü bizi özgürleştirdi. Canımızı da versek azdır. Üstümüze beton dökmüşlerdi, o bizi yerin altından çıkardı" diyerek, Kürt Halk Önderi Öcalan’a bağlılığını dile getiriyor. Öcalan’ı 1978’te Nizip’te görme fırsatı bulduğunu aktaran Fatma ana, "Kadınlar, bilhassa analar ellerinden ne gerekiyorsa yapmalı, Önderimizi zindanlardan çıkarmalıyız" diyor.
"Ne gerekirse yapacağız" diyen Fatma ana son olarak şunları belirtiyor: "Bu soğukta, yağmurda CPT’nin önündeyiz ama kör olmuşlar, görmek istemiyorlar. Onlar ne kadar görmek, duymak istemeseler de buradan ayrılmayacağız, sonuç alıncaya kadar devam edeceğiz."