7 aydan fazladır Kürt Halk Önderi ile görüşmeler yaptırılmıyor. Ne ailesi, ne avukatları ile görüştürülüyor. Kürt halkına düşmanlık yapıldığı için Kürt halkının Önderliğine de düşmanlık yapılıyor. Nasıl ki Kürt halkı üzerinde inkar ve imha siyaseti izleniyorsa, Önderliği üzerinde de aynı politika izleniyor. Bir halka yaklaşımla Önderliğine yaklaşım arasında fark olmaz. Bunu en somut olarak Kürt Halk Önderine yaklaşımda görüyoruz. 

Aslında son 40 yılda Kürt halkına karşı savaş ile önderliğine karşı savaş iç içe geçmiştir. Bu savaş bugün de sürmektedir. Aslında bu Önderliğe karşı yürütülen bu savaşı iyi ortaya koyarsak kırk yıllık siyasal mücadelenin anlamı ve nasıl sürdürüldüğünü de iyi anlarız. 1980’li ve 1990’lı yıllarda Türk devletinin ve basınının bu Önderliğe nasıl yaklaştığını gözler önüne getirirsek, Kürt halkına yönelik savaşla bu Önderliğe yönelik savaşın nasıl iç içe geçtiği, hatta Kürt halkına karşı yürütülen savaşın bu Önderlik şahsında nasıl yürüttüğünü görürüz. Öyle ki, bu savaşın uluslararası boyutunu sürdürenler “PKK’ye evet, Apo’ya hayır” diyebilmişlerdir. Türkiye de, PKK’nin Önder Apo demek olduğunu bilerek savaşın esas yönünü bu Önderliğe yönelik yürütmüştür. Çünkü kültürel soykırımcı sömürgeciliğe karşı savaşı bu Önderliğin başlattığı, yarattığı ve bugünkü güce ulaştırdığını en iyi Türk devleti bilmektedir. Bu nedenle 1980 öncesinden başlamak üzere bu Önderliği hedeflemişlerdir.


İki Türkiye arasındaki savaş

Bu Önderlik başından beri Kürt’ü yok sayan Türkiye’ye karşı Kürt’ün varlığını kabul eden Türkiye’yi yaratmak istemiştir. Aslında Türk devleti ile Önder Apo arasındaki savaş bu iki Türkiye arasındaki savaştır. Önder Apo, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Mihri Belli, Vedat Türkali, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya, Kemal Pir, Haki Karer, Orhan Yılmazkaya, Paramaz Kızılbaş, Sakine Cansız, Bınevş Agal ve Zeynep Kınacıların özlemi olan Türkiye’yi yaratmak için bu mücadeleyi geliştirmiştir. Bu Önderliğin temel mücadelesinin demokratik Türkiye, özgür Kürdistan yaratmak, bu temelde de demokratik Ortadoğu federasyonunu ve birliğini yaratmak olduğu bugün daha iyi anlaşılmış bulunmaktadır. Bu Önderlik sadece bir Kürt Önderliği değildir; Türkiye ve Ortadoğu Önderliğidir. 

Kürt Halk Önderi bu nedenle uluslararası komploya maruz kalmıştır. Türkiye, alternatif Türkiye’yi yaratmak istediği için, uluslararası güçler de alternatif Ortadoğu’yu yaratmak istediği için bu Önderliği hedeflemişlerdir. Bu nedenle uluslararası komployla esir alınıp bir adada tek kişilik bir cezaevinde çürütmek istemişlerdir. Türkiye ve uluslararası güçler kendileri için tehlikeli gördüklerinden Kürt Halk Önderini hala İmralı’da ağır tecrit altında tutmaktadırlar. Bu açıdan demokratik Türkiye ve demokratik Ortadoğu zihniyeti gelişmeden Önder Apo’ya yaklaşım da değişmeyecektir. Eğer bu Önderlik üzerinde ağır tecrit uygulanıyorsa, bunun nedenin demokratik Türkiye istenmediği ve bu temelde Kürt sorununu çözme anlayışının bulunmadığıdır. Bu denklemi iyi bilmek ve anlamak gerekir. 

Bugün Önder Apo’ya neden ağır tecrit uygulanıyor? Bunun tek nedeni vardır; Kürt sorununda çözüm anlayışı olmamasıdır. Kürtler bitirilmek istendiği için İmralı’da görüşmeler yaptırılmıyor. Son yıllarda zaman zaman yaptırılan görüşmeler, Kürt halkına ve Özgürlük Hareketi’ne karşı yürütülen savaşın farklı bir biçime dönüştürülmesi sonucudur. AKP Hükümeti görüşme ve psikolojik savaşla hem kendi iktidarını sürdürmek, hem de Kürtleri kontrol altına almak için görüşmeleri yaptırırken; Önder Apo da devleti ve toplumu Kürt sorununun çözümüne hazırlamak için bu görüşmeleri yapmıştır. Bu görüşmeler bir siyasal mücadele olarak sürmüştür. Ancak Türk devleti bu mücadeleden esas kazançlı çıkanın Kürt Özgürlük Hareketi olduğunu gördüğünden 30 Ekim 2014’de yapılan MGK toplantısında bu sürecin sonlandırılıp Kürt Özgürlük Hareketi’nin içte ve dışta tasfiye edilmesi kararı alınmıştır. 30 Ekim kararının da adım adım zemin hazırlanarak 7 Haziran sonrası pratikleştirilmesi hedeflenmiştir. 


Önderliğe karşı savaş halka karşı savaştır

Kürt Halk Önderi üzerinde 6 Nisan’dan bu yana yürütülen ağır tecrit ve psikolojik savaş da bu nedenledir. Savaş politikasının bir boyutu olarak bu tecrit uygulanmaktadır. Önder Apo’yu uyguladıkları politika önünde engel gördükleri için bu ağır tecrit uygulanmaktadır. Bu ağır tecrit ağır bir savaş yürütme anlamına gelmektedir. Bunu anlamamak, Türk devletinin ve AKP Hükümetinin Kürt politikasını anlamamaktır. Eğer Türk devletinin Kürt politikası iyi anlaşılırsa, Önderliğe karşı yürütülen politikanın Kürt halkına karşı yürütülen savaşın bir boyutu olduğu daha iyi anlaşılır. 

Türk devleti bu Önderliğe karşı yürütülen savaşın Kürt halkına yönelik bir savaş olduğunu çok iyi bildiği gibi, bu Önderliğin halk üzerindeki etkisini bildiğinden, uygulanan ağır tecridi HDP ve PKK’nin üzerine yüklemektedir. Sadece bu gerçeklik bile Kürt halkına karşı nasıl bir kirli savaşın ve psikolojik savaşın yürütüldüğünü ortaya koymaktadır. Kuşkusuz Kürt halkı gerçekliğin ne olduğunu bilmektedir. Ancak bir kısım Kürt’ün kafasını karıştırmayı bile kendisi için kazanç görerek bu politikayı yürütmektedirler. 

Bu politikayı boşa çıkarmanın yolu, Önderlik üzerindeki tecridin kaldırılması ve özgürlüğü için mücadele etmekten geçer. Önderliğe karşı savaş bu halka karşı savaş olduğuna göre, Kürt halkının Önderliğine uygulanan tecride ve psikolojik savaşa karşı verilecek mücadeleyle halka yönelik saldırılara karşı verilecek mücadeleyi birleştirmek gerekmektedir. Artık tüm serhildanlar ve direnişler hem halka karşı yürütülen saldırılara karşı koyma direnişleri biçiminde gerçekleşmeli; hem de Kürt Halk Önderliği üzerindeki ağır tecride karşı gerçekleştirilmelidir. Bu açıdan tecridin kalkması ve Önderliğin özgürlüğünü isteme serhıldanlarıyla Kürt halkına karşı yapılsan saldırılara karşı çıkma serhıldanları birleştirilmelidir. Çünkü Önderliğin özgürlüğü Kürt halkının, Kürt halkının özgürlüğü Kürt Halk Önderinin özgürlüğüdür. Bir halkın önderliği üzerinde uygulanan baskılara sessiz kalmak, o halkın üzerindeki zulüm ve baskıya sessiz kalmaktır. Zaten bir halk Önderliğine sahiplenmezse varlığına da, özgürlüğüne de sahiplenemez. Bu açıdan Kürt Halk Önderine sahiplenmek ve onun için ayağa kalkmak bir halkın kendi varlığı ve özgür yaşamı için ayağa kalkmaktır. Tüm dünya halkları için geçerli olan bu denklem ve kanun Kürtler için daha fazla geçerlidir. 


Her yerde her an direnme zamanıdır

Şu anda Kürt halkına her yerde saldırılar yapılmakta; her gün birkaç Kürt insanı katledilmektedir. Özellikle Kürt halkının özgürlük dinamiği olan gençler hedeflenmektedir. Dolayısıyla bu saldırılar Önder Apo’nun fedailerine yapılan saldırılardır. Önder Apo’ya yönelik en ağır saldırı, gençlere ve kadınlara yönelik yapılan saldırıdır. Gençliğe ve kadına yönelik yapılan en ağır saldırı da Önder Apo’ya yapılan ağır saldırı olarak görülmelidir. Şu anda hem Önderliğe hem de gençliğe yapılan saldırılar arttırılmıştır. Bu saldırılar ancak direnişle kırılabilir. Bu açıdan şu anda zaman Kürt Halk Önderine ve halka yönelik saldırılara karşı ayağa kalkma zamanıdır. Kürt halkı çok kritik bir zamandan geçmektedir. Şu anda direnilmezse yarın geç kalınmış olunabilir. Bu nedenle bir dakika bile halka ve gençliğe yapılan saldırılara karşı gösterilecek direnişte geç kalmak tarihi bir gaflet haline gelir. Bu açıdan Kürt halkına yönelik saldırıları kırmak Kürt Halk Önderi üzerindeki tecridi kırmak ve özgürlüğünü yakınlaştırmak anlamına gelmektedir. Dolayısıyla önümüzdeki dönem her gün, her saat serhildana kalkma ve önderliğe sahiplenme günü haline getirilmelidir. 

AKP saldırılarını şiddetlendirmiştir. Bu, güçlü olmasından değil, zayıf olmasından kaynaklanıyor. Bu saldırılarla Kürt halkının ve önderliğinin özgürlüğü engellenmek isteniyor. Bu durumda tüm halka, gençlere ve kadınlara düşen görev, her yerde direnişe geçerek bu saldırıları kırmak, Kürt halkının varlığı ve özgürlüğü için var olan tehlikeyi ortadan kaldırmak olmalıdır. Zaman, direnerek Kürt Halk Önderinin ve halkımızın özgürlüğünü kazanma zamanıdır. Bunun için de zaman her yerde ve her an direnme zamanıdır.