İmralı’daki devletle görüşmeler döneminde kısmi yumuşatılsa da esas olarak ağır tecrit ve baskı düzeni 15 Şubat 1999’dan bu yana sürdürülmektedir. Önder Apo bunu “kişiye özel uluslararası İmralı sistemi” olarak ifade etti. Çünkü uluslararası komplo sonrası kurulmuş bir sistemdir. Bu komplonun uluslararası ayağında kısmi çatlamalar yaşansa da, soykırımcı sömürgecilik bu ağır tecrit sistemini en ağır biçimiyle sürdürmektedir. 

Kürt Halk Önderine yönelik bu tecrit hem ideolojik hem de siyasidir. Mevcut soykırımcı sömürgecilikle yakından bağı vardır. Kürt halkına yönelik politika ne ise Önderliğe yaklaşım da öyle olmaktadır. Ya da Önderliğe yaklaşım Kürt halkına yönelik yaklaşımın somut ifadesi olmaktadır. Bu diyalektiği anlamayanlar ne Kürt sorununu ne de bu Önderliğe yaklaşımı anlayabilirler. 

Kürt Halk Önderine herhangi bir tutsak gibi yaklaşmak ya da Kürt Halk Önderinin tecridini herhangi bir tutsağın tecridi olarak görmek, bu nedenlerden talepleri o çerçevede dillendirmek yanlıştır. Bu açıdan siyasi yanını görmeden bu görüşme, şu görüşme olsun çağrısı da bir noktadan sonra anlamını yitirmektedir. Mevcut durumda da özgürlük ve demokrasi mücadelesini yükseltmeden Önderlik üzerindeki tecrit kaldırılsın demek, tecridin siyasi yanını göz ardı etmek olur. Bu açıdan mücadeleyi yükseltmekle tecridin kaldırılması ve Kürt halkının özgürlüğünü isteme tartışmasını birleştirmek gerekir. Güncel olarak acil biçimde Önder Apo’yla görüşme talebi yapılırken bu gerçeğin göz ardı edilmemesi gerekir. 

Önder Apo’ya yönelik son tecrit ne zaman gündeme geldi bunu iyi anlamak lazım. Önder Apo büyük sabır ve fedakarlıkla Dolmabahçe Mutabakatını sağlattı. AKP iktidarına ve devlete bu mutabakatla adım attırmak istedi. Cumhurbaşkanı devlet adına bu mutabakatı reddedince ve İmralı meşrulaştırılıyor denilince bu ağır tecrit gündeme geldi. Aslında en başta da 15 Temmuz’da darbeyi yapanlar bu mutabakatın yok sayılmasını istediler. Çünkü bu mutabakat kabul edilseydi ve pratikleşseydi bu darbecilerin darbe yapma imkanı kalmayacaktı. Zaten Erdoğan’ın ittifak yaptığı ulusalcılar ve Ergenekoncular da varlıklarını Kürt düşmanlığına bağlayan çevrelerdir. Dolayısıyla tecrit çözümsüzlük ve Kürt düşmanlığı nedeniyle gerçekleştirilmiştir. 

Belki Kürt sorununun çözümsüzlüğünü ve çatışma ortamını kendi darbelerine zemin yapmak isteyenler saf dışı kalmıştır; ancak Kürt düşmanlığını temel amacı yapanlar hala AKP iktidarının temel müttefiki durumundadırlar. Bunlar Kürt sorununu kabul etmiyorlar; Kürtlerin teslim olmasını istiyorlar. Önder Apo da bu politikayı kabul etmediği için ağır tecrit altındadır. Önder Apo’ya şu anki AKP politikalarını kabul etmediği ve bu politikaya tutum aldığı için bir buçuk yıldır bu tecrit uygulanmaktadır. Önder Apo mevcut durumda görüşmeleri kabul etse, inkar ve çözümsüzlük politikasını kabul etmiş gibi olacaktı. Zaten bir buçuk yıl önceki son görüşmelerinde eğer gerçek müzakere ve çözüm için gelinmeyecekse kimse İmralı’ya gelmesin demiştir. Hatta devlet heyeti gelse de bu sadece sohbet olur diyerek tutumunu ortaya koymuştur. 

Kürt Halk Önderi çözüm için gelecekseniz gelin dedi. Dolayısıyla da Kürt Halk Önderi de çözüm için gelmeyeceklerse avukat, aile ya da HDP heyetinin gelmesini istememektedir. Şimdiye kadar İmralı ile görüşme olmamasının bir boyutu da budur. Çünkü Kürt Halk Önderi kendisinin sıradan bir mahkum durumuna düşürülmesini kabul etmemektedir. Dolayısıyla bir görüşme olduğunda belki de çözüm olmayacaksa bir daha gelmeyin diyecektir. 

Kuşkusuz şu anda bir aile ve avukat görüşmesinin istenmesi önemlidir. Bu açıdan Kürt halkı ve demokrasi güçlerinin acil bir görüşme istemesi gerekir. Böyle bir görüşme AKP iktidarına dayatılmalıdır. Bunun için eylemler geliştirilmeli ve mücadele yükseltilmelidir. Çünkü bir darbe girişimi olmuş, İmralı cezaevinin bağlı olduğu Mudanya komutanı tutuklanmıştır. Darbenin Fetullahçılar tarafından yapıldığı iddia ediliyor. Fethullah Gülen’in de PKK için nasıl beddualar ettiğini biliyoruz. PKK için altını üstünü getirin, evlerini barklarını yerle bir edin diyen Fethullah Gülen’di. Fethullah Gülen de orduyu ve devleti ele geçirmek için en büyük Apo ve PKK düşmanlığı yapıyordu. PKK ve Apo düşmanlığıyla şekillenen bu kesimin bu Önderliğe yönelik iyi şeyler düşünmeyeceği açıktır. Bu açıdan Kürt halkı, Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçleri acil görüşme istemektedir. Böyle bir görüşmenin yaptırılmaması, bizzat AKP hükümetinin Kürt Halk Önderinin sağlığı ve güvenliği için bir tehdit oluşturduğunun kanıtı olmaktadır. 

Şu anda görüşme istemenin ve bir görüşün gerçekleşmesinin siyasi bir yaklaşımdan öte güvenlik ve sağlıkla ilgili boyutu vardır. Bu açıdan bu Önderliğin sağlığı ve güvenliği konusunda tehdit olmadığını söyleyen bir hükümetin derhal bir görüşme yaptırması gerekir. Eğer yaptırmıyorsa Kürt Halk Önderinin sağlık ve güvenliğinin bu hükümet için bir anlamı olmadığını, bu nedenle bu Önderliğin sağlık ve güvenliğinin her an tehlikede olduğunu gösterir. 

Kaldı ki bu darbe girişimiyle birlikte kendi askerini ve polisini bile öldüren bir durum yaşanmışken, düşman görülen bir liderin hayati tehlike atlatmadığı düşünülebilir mi? Bu açıdan Kürt halkı açısından durum ciddidir; Kürt kadınları ve gençleri açısından durum ciddidir. Gençler bu Önderliği görmek için her türlü eyleme yönelebilirler. Bunu anlamamak ve bir görüşme yaptırmamak anlaşılacak bir durum değildir. Bu darbe ortamından sonra tek bir görüşme bile yaptırmamak ciddi kaygı uyandırmaktadır. 

Kürt halkı, Kürt Halk Önderinin özgürlüğü dışında hiçbir durumu ve statüsü kabul etmeyecektir. Sadece tecrit kaldırılsın diye bir talebi olamaz. Ancak şu andaki durum ve talep farklıdır. Kürt Halk Önderinin sağlık ve güvenlik içinde olduğunun görülmesi önemlidir. Çünkü Önderliğinin sağlık ve güvenliğini öğrenmek şu anda Kürt halkının, kadınlarının ve gençliğin temel gündemidir. 

Önder Apo da müzakere ve çözüm için olmayan görüşmeleri anlamlı bulmaz; hatta olmamasını ister. Ancak Önder Apo için de bu süreçte görüşmenin anlamı farklıdır. Önder Apo da şu anda bir görüşmenin olmasını ister. Bu açıdan Önder Apo’nun böyle bir dönemde müzakere olmuyor diye bir görüşmeyi reddetmesi düşünülemez. Dolayısıyla şu anda bir görüşme olmuyorsa bunu yaptırmayan AKP hükümetidir. Bu da Kürt halkına karşı açık bir düşmanlıktır. Kürt halkına yönelik soykırım saldırısının psikolojik olarak en üst boyutta sürdürülmesidir.

Şu anda aile, avukat ya da HDP heyetiyle bir görüştürme yaptırılmaması,  Kürt halkına yönelik soykırımcı bir savaş sürdürüldüğünün en somut ifadesidir. Bu gerçeklik bile AKP hükümetine karşı kararlı bir mücadele yükseltilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Önderliğini sahiplenmeyen, Önderliğinin sağlığı ve güvenliği için hassas olmayan bir halk özgürlüğünü elde edemez. Halkımız bu konuda en zorlu dönemlerde bile önüne çıkan sınavı başarılı olarak vermiştir. 1998-99’da uluslararası komplo döneminde fedaice bir direniş ortaya koymuştur. Önderliğine her zaman en yüksek düzeyde sahip çıkmıştır. Böylece özgür ve demokratik yaşamda kararlı olduğunu en yüksek düzeyde göstermiştir. Önder Apo’ya yönelik tehdidin en yüksek düzeyde olduğu bu dönemde tutum ve mücadeleyle Önderliğine sahiplenerek özgür ve demokratik yaşamı elde etmeyi hak eden bir halk olduğunu bir daha dost düşman herkese göstermelidir. 


Çiyager Nucan