“En iyi önderler,

iş bittiğinde; insanların
bu işi biz başardık
diyebilmelerini sağlayan kişidir.”

Lao TZSU

Kürdistan gerçekliğinde önderlik kavramı, hep tartışıla gelmiş bir olgu olarak, bazen negatif, bazen pozitif yaklaşımların ilgi odağı olmuştur. Önderlik sorunu, toplumların sorunu olarak hep var olmuş bir ihtiyacın kaynağından yola çıkmıştır. Toplumlar ne kadar güçsüz olursa o kadar önderlik kavramına bağlı olurlar. Önderlik bir ihtiyacın karşılanması olarak gelir ve ışık olur. Kürdistan gerçeği, uzaktan bakıldığında, önderliksel sorunların niteliğinden kaynaklı, hep başarısız olmuştur. Yoldan çıkmış olmanın belirtisi, önderlerin çıkışını sağlayan en büyük etkenlerdendir.
Kürdistan hep vardı; fakat karanlıktaydı… Tam da burada, güçlü bir önderlik toplumsal bilinci, kimlik bilinci ile karanlığa mahkum edilmiş bu gerçekliğin üstesinden gelebilirdi. Hiçbir şey yolunda gitmiyorsa, her kafadan bir ses çıkıyorsa, işte burada önderlik gerçeği önemli bir çıkıştır. “Sürü tersine dönünce, uyuz keçi lider olur.” İrlanda Özdeyişi bu durumu çok iyi özetliyor. Bir toplumda eğer güçlü bir lider çıkıyorsa, demek ki o toplum o lidere ihtiyaç duyuyordur.
***
Tüm toplumların önemli liderleri vardır. Ve tarihlerinde o liderlerin taktik, stratejik öngörülerinden kaynaklı özgürlüklerini yaşadıkları bilinir. Övünürler, sevinirler ve gurur duyarlar. Bir toplumun geçmişi geleceğe akarken, biçimlenen yol, önderliğin yoludur. Bugün Napolyon, İskender, Sezar daha sonra modern çağın liderleri, Lenin, Stalin, Mao, Ho Chi Min, Che, Hitler vb. Tüm bu liderler yaşadıkları çağların özüdürler. Önderlikler kendi toplumlarının kapsamlı birikimidir aynı zamanda. Var olmakla yok olmak arasındaki dengede en büyük kararları veren onlardır. Karar verebilmektir önderlik. Napolyon’u, Sezar’ı, İskender’i kendileri yapan aldıkları kararlardır. Bu yüzden onlar tüm zamanların önderidirler.  
***
Kürdistan’a baktığımızda karar mekanizması denen şey hiçbir zaman kurumlaşmadı. Çünkü toplumsal dağınıklığın atmosferi herkesi önder yapıyordu. Kürdün bir öndere ihtiyacı yoktu; çünkü herkes kendini lider görüyordu. Her Kürt kendi evini bir devlet olarak görüyor ve o devletlerin her birinde en az birkaç lider oluyor. Bu durumda toplumsal kurumlaşmayı sağlayacak öndere ihtiyaç yoktur. Toplumsal kurumlaşma bu küçük küçük devletlerin yıkılması demektir. Yıkılan her devlet liderini de enkaz altında bırakıyordu. Bu durumda İrlandalıların özdeyişinde olduğu gibi “Uyuz Keçi”ye şiddetle ihtiyaç vardır.
***
Neden önderlik gerçeği dedik şimdi? Birileri şunu diyebilir; ISİD, İsrail, Rojava, Cumhurbaşkanlığı seçimleri dururken niye önderlik? Her konunun uzantısı, bu saydıklarımın arkasında gizli çünkü… Son zamanlarda PKK Önderliğinin çıkışları birçok insanı rahatsız eder duruma getirmiştir. İnsan(lar) ağıza alınmayacak sözlerle önderlik gerçeğini yok sayarak, gizlenmiş duygularını açığa çıkartıyor. Saygısızlık ederek çok daha da ileri gidebiliyor. İhanetten söz ediyorlar. Bitmişlikten, vazgeçmişlikten vb. Bu söylemler yeni söylenen sözler değil elbette ama bu sözlerin sahipleri bu mücadelenin taraftarı ve eylemcileri olunca insanın aklı şaşıyor. Art niyet siyasete bulaşınca, çok garip bir faşizim ortaya çıkıyor. Bazı Kürt yurtseverlerin önderliğe bu sıradan yaklaşımı, faşist Kürdü bize gösteriyor. Kürdün faşisti yurtseverliğin uzağında milliyetçi duygularını okşayarak devlet, devlet diye bağırınca, Kürt Halk Önderini itibarsızlaştırmaya çalışan çevrelerin etkisinde olduğunun bile farkında değiller.
***
Ne acı bir durum ki; buna da eleştiri diyorlar. Komik olan eleştiri değil, bu çevrelerin önyargılarıdır. Yıllardır gizledikleri duygularıdır… Kürt Halk Önderini okumadan, dinlemeden yapılan bu seviyesiz yaklaşımlar, bir saygısızlık olurken Barzani vb. kişilikleri gururla savunmaları ve saygı duruşları ilgi çekicidir. Kürdün devlete olan özlemi Öcalan ve PKK Önderliğini ötelerken, nasıl olursa olsun bir Kürdistan istemi, komşu diğer halklara düşman bir bakış açısı ortaya çıkartıyor.
***
Bu demek oluyor ki; PKK Önderliğinin yarattığı Kürtlük bilinci bazılarımızı sarhoş ediyor. Her başarı arkasında kirli, şımarık aydınlar da doğuruyor. Gafletin arka bahçesi ihanettir. Cahilin dili siyasetle buluşunca, grupçuluk, dincilik, bölgecilik, kişilik bozukluğu sergiler. Ve her değişik ortamda başka türlü üsluplar yaratır kendine. Ve önderliği ihanetle suçlayacak kadar kendini cesur görür. Oysa; dünyada hiçbir önder kendi davalarına ihanet etmemişlerdir. Psikopat Hitler bile kendi davasına ihanet etmemiştir. Kendi davalarına ihanet edecek en son kişiler o davaların önderleridir. Çünkü onlar her hangi birine eş değer değildir. Olsalardı önder olamazlardı. İhanete uğrayan onlardır aslında. İhaneti durduran da onlardır. Bu anlamda Kürt davasına ihanet etmeyecek tek kişi varsa o da Kürt Halk Önderidir. ‘Ben Kürtleri çok seviyorum ve de PKK’liyim ama Öcalan’ı sevmiyorum’ diyenler, yalan söylüyor. Öcalan’ı sevmeyen PKK’yi sevemez. Öcalan’ın Kürtlükle alakası yok diyenler, Kürtlerden, Kürdistan’dan en uzak olan ve kendinden kaçan Kürtlerdir.