Leyla Güven’in başlattığı direniş hamlesi, Mustafa Sarıkaya'nın deyimiyle “suya atılan bir taş gibi” dalga yarattı. O dalga büyüyerek, faşizmin kıyısını dövüyor. Kıyı dövüldükçe, yeniden uyanışlar yaratıyor ve suya katılarak dalgayı büyütüyor, durmadan.

Bu direniş hamlesinin önemini anlatmak için, binlerce kelimelik yazılar yazıldı. Kürt Halk'ının direniş tarihinin önemli bir sayfasını oluşturan bu hamlenin, anlamsal bütünlük açısından, şu ana kadarki direnişlerle güçlü bir bağı ve benzerliği bulunuyor. Birinci en önemli benzerliği, zafere ve özgürlüğe inançları sarsılmaz olan kişilerin, direnişi kararlılıkla sürdürmesidir.

Kürt Halk Önderi'nin üzerindeki tecritin her yönüyle analizi bir çok defa yapıldı ve dile getirildi. Kürt Halk Önderi üzerindeki tecrit ile beraber, Kürdistan tarihinin en büyük savaşlarından biri yaşandı. Türk Devleti “Çökertme Planı” adı altında Kürt kentlerini ablukaya aldı. Birçok kent, yerle bir edilerek, yüzlerce insan katledildi, binlerce insan göçe zorlandı. Kürtler, tarihinin en büyük düşmanlarında biri ile savaşta Önderliksiz bırakılarak, yok edilmek istendi bu tecritle.

Direniş Kürt Halkı'nın önemli bir kesimince sahiplenildi, talep elbette anlaşıldı. Direnişi Kürt tarihindeki diğer direnişlerle benzer kılan ikinci faktör ise direniş devam ederken Kürt halkının bir kısmının yine direnişe katılmayarak, direnişin parçası olmayarak bunu seyretmesi oldu. Bu direnişlere örnek olarak, Şex Sait isyanını ve Dersim Katliamı öncesi direnişi verebiliriz. Direniş, Kürtler arasındaki birlik ve beraberliğin yeterli düzeyde olmadığını ve de örgütsüzlüğünün fotoğrafını da çekti.

Direnişin amacı çok defa anlatıldı:”Kürt Halk Önderi üzerindeki mutlak tecridin kırılması”. Bu talebin yanında yer almayıp, direnişi eleştirenlerin ise temel argümanı çoğunlukla şu oldu:”Bir insan için bu eylem yapılır mı?”

Çok şey anlatmayacağım bununla ilgili. Zira başta Türk Devleti olmak üzere, Kürt Özgürlük Hareketi düşmanı ve dolayısıyla Kürt düşmanı bir çok unsurun besleyip, palazlandırdığı DAİŞ çetelerini ortadan kaldıran ise bugün binlerce insanın üzerindeki tecrit kalksın diye bedenini açlığa yatırdığı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın ortaya koyduğu  ve Kürt halkının tarihsel gerçekliğinden sentezlenerek yeni, kapsayıcı, tarihsel, ideolojik tespitleri ve çözümleriydi. Kürt Halkı, Önderliklerinin ileri görüşlülüğü ve tespit ettiği sorunlara yönelik çözüm yaklaşımı ile bir örgütlülük sağlayarak, DAİŞ ve beraberindeki bir çok çeteyi ortadan kaldırdı.

Önder Abdullah Öcalan'ın Kürt tarihinin kırk yıllık tarihsel direnişdeki rolünü ise tarihi Kobanê direnişinin ön saflarında yer alan Roni Riha'dan anlatmak tam da yerini buluyor.

Cephedeki durumdan bir anısını anlatıyor Roni Rıha,” Hiçbir yerle iletişimimiz yoktu. DAİŞ ile şiddetli çatışmalar yaşanıyordu. Miştenur Tepesi‘nin düştüğünden haberimiz yoktu. Miştenur Tepesi ile Doğu Cephesi arasından düşman içeri girmişti. Telsizlerden çağrıları duyamaz haldeydik. Günlerce çatışmıştık, beynimiz bile fonksiyonlarını yitirmek üzereydi. Yoğun bir saldırı vardı. Cephanemiz bitmişti ve her yanımız arkadaşlarımızın cansız bedenleriyle dolmuştu. Şehit sayımız çok fazlaydı. Bir çoğumuz yaklaşık 7 gündür cephede, uyumadan savaşmıştık. Yiyecek, su; hiçbir şeyimiz kalmamıştı.

En son arkadaşlar dedi ki “Düşman şehre girmiş.“ Etrafımız sarılmak üzereydi, ya çıkacaktık ordan ya da çember daralacak ve içerisinde kalacaktık. Kent merkezine, çatışarak dönmeye çalıştık. Şehitlerimizi yüklenerek, kent merkezine döndük ama herkes bitmiş durumdaydı.

Kent merkezine dönmüştük. Gücümüz tükenmişti ama Önderliğin varlığı ve onun isminin sese dönüşmüş hali bize güç katıyordu. Yanımızda komutanımız Serok Apo savaşıyordu. Bizi ayakta tutuyordu bu. Ama düşman her yandan saldırıyordu. 160 civarında, arkadaş kalmıştık. Ellerimizde sadece kalaşnikof vardı ve mermimiz bitmek üzereydi. Her bir mermiyi hesaplayarak, boşa gitmemesine dikkat ederek, çatışıyorduk. O dönemde Serok Apo‘dan haberler de alıyorduk. Açıklamalarıyla, müthiş bir enerji katıyordu bizlere. Yanımızda büyük bir savaşçı vardı. Bu savaşçı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan‘dı. Herkes aynı anda “Bıji Serok Apo“ deyip düşman tanklarına kalan son mermileriyle ateş açıyor ve düşmana karşı cephe savaşı veriyordu.“

Bu sadece bir örnek elbette. Yoksa her eylemde, her direniş hamlesinde kırk yıllık mücadelenin en bütünleştirici cümlesi, ”Bıji Serok Apo”ydu her zaman. Bu bir slogan değildi, bu halkın Önderliğin parçası, Önderliğin de halkın parçası olduğunu en net şekilde anlatan temel cümleydi.

O komutan bugün de burada, bu direniş mevzisini yönetiyor ve direnenlere güç katıyor. O komutan hala burda ve 14 direnişçi ile sabırı işleyerek birlikte savaşıyor.

Direnişin öncüsü olan Özgür Kürt kadını, Kürt Özgürlük Hareketinin sürdürdüğü tarihsel mücadelenin tüm cephelerinde ön planda. Bu direnişin öncüsü nasıl ki Leyla Güven ise DAİŞ çetelerine karşı bugün kazanılan zaferin ana mimarıydı, Özgür Kürt kadını. İki direnişin ortak ana öğesi olan özgür kadın öncülüğünü, yine Roni Riha anlatıyor:

“Ben yaralanmıştım. Yanımdaki çoğu arkadaşımız da yaralıydı. Az bir grup kalmıştık. Ferhat Cudi'ye sürekli telsizle yaralıları alması söyleniyordu. Düşman hemen hemen etrafımızı sarmış durumdaydı. Oradan çıkma veya durup savaşma kararını ayak üstü tartıştık. Ve “öleceksek savaşarak ölelim” diye karar verdik. Kobanê namustu. Direnmeyerek kaçmak, Kürt halkının onurlu yüzünü toprağa çevirmek olacaktı.

Karanlık çökmüştü. DAİŞ karşımızda “Allahu ekber” diye bağırıyordu. O an da bir kadın geldi. Sanki govende geliyordu. Sanki Newroz ateşini yakmaya geliyordu. Yürüyüşündeki heybete baktığında, sanki binler yürüyordu onunla. Üç dilde DAİŞ'e bağırıyordu, “Bak bugünü hatırlayın. Bugün bu kenti kuşattınız, kente girdiniz. Gün gelecek buradan çıkamayacaksınız. Çıkmak için yalvaracaksınız. Ama ben sizi çıkarmayacağım. Bunu unutmayın. Bu şehiri başınıza yıkarım ama sizi buradan çıkarmayacağım” diyordu. Bize dönüp “Hangi binadalar, bana yerlerini gösterin” diyordu. Tespit ettiğimiz düşman noktalarını gösterdik. O, noktalardaki düşmanın bir çoğunu tek tek indirdi. Biz ise bitmiş durumdaydık ve bu direnç karşısında şaşırıp kalmıştık. Bu kadın, Hebun Derik'ti. Yoldaşımız birden bize umut taşıdı ve o yorgunluk ve bitkin halimizi darmadağın etti.“

Bu direniş de böyle. Kadınların yaktığı ateşle harlanıyor. Gün gelecek Kürt’e katliamı, Kürt’e sürgünü, katliamı, onursuzluğu dayatan herkes bu direniş zafere ulaştığında, Kürt Halkı'ndan af dileyecek. Bu direniş hamlesi de, binlerce yıldır Newroz'a ateş taşıyan Kürt direnişleri gibi, özgürlüğün de ateşini harlayacak bir direniş örneğidir. Direnenler, Kürt'ün onuruna sahip çıkıyor.

Onlarca Kürt önderi verdikleri mücadelede rehin düşerek katledildi. Bugün ise Kürt Halk Önderi, 20 yıldır esaret altında. Onun ideolojisini, ortaya koyduğu direniş kültürünü, ortaya koyduğu örgütlülüğü hala anlamamış bir çok kişi bulunuyor. Sadece idam edilişleri üzerine ağıt yakarak kendi vicdanını arındıranlar, bir daha bu onursuzluğu yaşamamak için ortaya konan direnişlere burun kıvırıyor. Direnişleri görmezden geliyor. Yitirdiğimiz her lider ise halkımızın belleğinde yer alarak, bugün de bu direnişlerin her mevzisine ses oluyor.

Roni Riha'nın anlattığı başka bir anısına bakalım. Tarih ile çok meşgul olduğunu dile getiriyor Roni, “Tarihini bilmeyenin geleceğini doğru inşa edemez. Seyit Rıza’dır bu tarih, bu tarih Şeyh Said'dir, Simko’dur, Dewreşe Ewdi’dir, Mazlum Doğan'dır, Abdullah Öcalan'dır. Özellikle dengbejlerimizin günümüze taşıdığı klamlar, tarihimiz açısından bize hep yol gösterici oldu. Çatıştığım mevzide yanımda Dersim'den gelen bir arkadaş vardı. İsmi “Seyit Rıza’ydı”. Herkes orada yeni bir isim alıyordu kendisine. Diğer bir arkadaşımın ismi Simko’ydu. Bir diğerinin ismi Dewreş, diğerinin ise Mazlum'du. İsmi Agit olan vardı. Dilimizde ise Serok Apo'nun adı direnişimize Önderlik ediyordu, durmadan. Mevzimiz Kürt tarihinin tüm şahsiyetleri ile dolmuştu. Sanki tüm önderlerimiz topraktan fışkırmış ve yanyana savaşıyordu bizimle. Kefenlerini yırtmış Kürt liderleri, sanki vücut bulmuştu yanımda. Mevzime baktım bir an. Tüm bu isimler, birden bire yanımda belirmiş ve intikam alıyorduk birlikte.

Savaşacaktık, son ana kadar savaşacaktık. Gurursuzca bir şekilde gidip Türk askerine teslim olabilirdik de. Hiç birimizin aklından geçmedi bu. Savaşacaktık, mesele DAİŞ’i geriletmek değildi. Kobanê'deki mevzi bırakılırsa, büyük bir yenilgi alacaktık. Orada kaybeden, büyük bir yenilgi alacaktı ve onun tarihini baştan sona değiştirecekti. O ana kadar yeterli bir gücümüzde yoktu. Ama savaşarak ölecektik. Sınırda toplanmış “Bijî Berxwedana Kobanê” diyen Kürt halkının sesini de duyuyorduk. Ama halk bizim durumumuzun ne olduğunu bilmiyordu bile. Boynumuzu bükerek gidip halkımıza “başaramadık” demeyecektik. Savaşıp ölecektik. Hebun Derik'in “tililisi” tarihidir bizim için. O günden sonra biz, savunma hatları oluşturduk. 10 gün direndik, DAİŞ'in ilerlemesini durdurmuştuk. On gün sonra yardımlar geldi ve DAİŞ'in Kobanê'deki tarihi yenilgisi sağlandı.”

Tarihi açlık grevi direniş hamlesinin her gününde, direnişçilerle yan yana duran, eylemler düzenleyenlerin dilinden bir gün bile düşmedi “tilili” sesleri. Roni'nin tarihsel tanıklığında “Tilili” anlamını net şekilde buluyor.

“DAİŞ doçkalarla saldırıyordu. Bizde ise bir iki doçka vardı ve onlar da bitik durumdaydı. Saldırılar çok yoğundu. Silah seslerinden birbirimizi duyamıyorduk. DAİŞ doçkayla saldırmaya başladığı anda, benim çatıştığım mevzinin sol tarafında, gün batımına doğru yüzünü göremediğim bir kadın arkadaş, “Tilili“ çekmeye başlardı. Karanlık yırtılıyordu o anda. Doçkaya karşı “tilili“ ile savaşıyorduk. “Tilili“ sesi mutlaka doçkayı susturunca dururdu. O sesin yarattığı direniş ruhu, hepimizin üzerindeki yorgunluğu alıyordu ve hepimiz “Bijî Serok Apo” diyerek yeniden diriliyor, yeniden savaşıyorduk. Mevzimdeki 4-5 kişi birden binlere dönüşüyorduk.”

Kobanê direnişinin ve zaferinin büyük bir komutanı vardı, o da Narin Afrin'di. O tililisiyle zaferi müjdeledi. O “tilili” sesi yine burdadır. O “tilili” sesi Leyla Güven'dir. Cezaevlerindeki kadın yoldaşlarımızdır. O ‘tilili' sesi şimdi Strasbourg'dadır. Dilek, Nurgül, Gülistan'dır. O kadınlar bugün DAİŞ’i bitirenlerdir. O “tilili” sesi şimdi 100 günleri aşan direnişte olup, bir saniye bile olsa zaferden şüphe etmeyen arkadaşların her hücresindedir. O “tilili” sesi, İmralı’dan yükselen Önderliktir.

Bu toplu fotoğraf Kobanê'dir. Bu fotoda görmediğimiz binler var. Erimiş bedenlerin yüreklerinde büyüttüğü direniş ateşi var. Yüzümüzün yere düşmesine müsaade etmeyenlerin direnişidir bu. Bir araya gelip halka halka büyüteceğiz direnişimizi. “Direnişin tililisi”ni hep bir ağızdan söyleyeceğiz.