Kitabın ismini ilk duyduğumda tanıdık bir sıcaklık yerleşti yüreğime ve uzaklığın samimiyete, ıssızlığın çokluğa, çaresizliğin umuda evrildiği duygular gezindi ruhumda. Belki de oralı olmayla da ilgisi vardı “Bizim Çocuklar”ın bende uyandırdığı duygunun. Dêrsimliler umutlarına tutundukları, izlerini sürdükleri, yollarını gözledikleri gerillalara  “Domanê ma” derler, yani “Bizim Çocuklar…”  

Onlar, topraklarına zulüm ekenlerden hesap sormaya, düşlerinin üzerine gerilen kara perdeyi yırtmaya giden evlatlardır. Sözü bitmeyenlerdir, umudu geleceğe katık edenlerdir, en güzel gülenler, en çok sevilenler, en yaman dövüşenlerdir. Onlar “Bizim Çocuklar”dır.

Birçok insanın ortak tarihi

Newaya Jin kadın gazetesinin katkılarıyla hazırlanan ve Mezopotamya Yayınları’ndan 2 Cilt olarak basılan “Bizim Çocuklar”-Venge Domane ma” kitabının anlatıcısı Saadet Ferhat Dersim, kitabın önsözünde “Bizim Çocuklar”ı öyle anlamlı söze döküyor ki… “Geçtikleri yollara, gölgelerine, bıraktıkları izlere ve kendilerini bizler için feda ettiklerinde cansız bedenlerine sarıldık onların. Onlar, “bizim çocuklar” korku içinde, ürkek bir dille ve ağıtlar eşliğinde birbirimize fısıldadığımız gerçekleri haykırmak ve varoluşumuz adına direnmek için o kutsal yolu gösterdiler bize… “         ‘’Bizim Çocuklar’’ kitabı sadece Saadet Ferhat Dersim’in kişisel hayatını anlatmıyor. Özgürlük mücadelesine yönünü vermiş birçok insanın ortak tarihidir aktarılanlar. Kitabın önsözünde bu bütünlüğü şöyle ifade ediyor Saadet: “Bu kitabı yazarken karşı karşıya kaldığım tercihlerin hepsinin sonunda beni bir devrimin, bu devrim için fedakârca çalışan, kendini adayan ve feda eden insanların, onları yaratan toplumsal ve tarihsel gerçeğin anlatılmasına götürdüğünü gördüm. Kendimi anlatmaktansa onların yaşamına şahitlik ettiğim kısa yaşam döneminin anlatımını esas aldım. Her duygum onlarla oluştuğundan, her yaşadığım onlarla dolu olduğundan her anlatım onlara çıkıyordu sonunda.”

Ateşten zamanlardan günümüze

Raperin Munzur’un kaleme alarak düzenlediği “Bizim Çocuklar” kitabı bir “unutmama çabası”nın sonucu olarak ortaya çıkmış. Çok güçlü ve sağlam bir dil bulacaksınız kitabı okuduğunuzda. Zira kitap en önde kavga edenlerin, en zor koşullarda dik duranların, kendisinden önce yol arkadaşını düşünenlerin ve bu uğurda da canını tereddütsüz adayanların hikayesine yer veriyor. Sözlerin anlam derinliğinin kaynağı bu, bir ruhu taşıyor bu zamanlara. Kitapta yaşanmışlıklar, kahramanlıklar, fedakarlıklar ve ihanetler, bir mücadelenin ateşten zamanlardan nasıl günümüze taşındığını çok çarpıcı anlatıyor.
“Yüreğim, belleğim, dilim ve gücüm yettiği kadarıyla…” diyor kitabın anlatıcısı ve kitap yazımını tetikleyen bir başka duyguyu daha paylaşıyor: “Bu dağları adım adım dolaşırken çok şey öğrendim, çok hazineler buldum. Ben de yaşadım ve geride bir şeyler kalmalı. İşte yazmak istememin bir nedeni de yeryüzü denen bu göçebe çadırında benim de bir zamanlar konakladığıma dair bir şeylerin, bir izin kalmasını isteyen ve ölümsüzlük peşinde olan ruhumdu…”

Masaldan çıkıp gelenler

Dêrsim’in yüksek bir dağ köyünde jar’ların kutsallıklarına yüz süren ve sevgiden, değer vermekten bir adım aşağı düşmemiş olan bir dünyaya gözlerini açan Saadet Ferhat Dersim, henüz küçük yaşlarda evlerinin kapısını çalan “Bizim Çocuklar”ın, kendi hayatlarına taşıdığı sihirli rüzgarın peşine takılır. Belki çok farkında değildir rüzgarın manasının, ama onların “farklı” olduğunu bilir. “Hayatımı baştan aşağı değiştiren o insanların tüm Kürtlerin yaşamında bir dönüm noktası olduğunu o zaman nereden bilebilirdim?” diyen anlatıcı, “Bir masaldan çıkıp gelenler”in, sözü hakikat ile nasıl buluşturduğunu özetliyor.
Masalın ilk kahramanları Yıldırım ve Cihad’la başlayan yolculuk, sonrasında daha birçok kahramanla tanışacağı günlere uzanır. Yollar çoğalır, patikalar kucaklaşır ve Ekremler, Nafiyeler, Gülizarlar bu yolculukta küçük Saadet’in en yenilmez kahramanlarına dönüşür. “Dêrsim’in altın çocukları” diye tanımladığı gerilla arkadaşlarını her kaybettiğinde tarifsiz yaralar açılır yüreğinde. Bir de buna gerillayı tasfiye niteliğindeki çete pratikleri eklenince alt üst olur. Kimdi bunlar, neden bunları yapıyorlardı? Yıldırım’dan (Haydar Kuru), Gülizar’dan (Fincan Yalçın) Nafiye Öz’lerden öğrendiği başka, bunlardan gördüğü ise bambaşkaydı. Bu sorular ve iç sorgulamalar içerisinde kendisine yön bulmaya çalışırken, en çok sevdiği dayısının “Hiçbir zaman arkadaşlarına ihanet etme, Yıldırım arkadaşı unutma” sözü zor günlerinin kılavuzu olur.

Sevdanın ateşgahındaki izler

Onlarca çatışmaya girer Saadet, onlarca arkadaşı toprağa düşer yanı başında. Jar’ların diyarında başlayan mücadelesinin bir başka durağı Bekaa Vadisi olur. Sonra Botan’dadır Saadet. Küçük Saadet’ten sıyrılmış, daha güçlü bir gerilla olmuştur. Yeryüzü insanlarına belki bir daha nasip olmayacak müthiş ve seçkin devrimciler tanır ve dünyanın belki de hiçbir yerinde yaşanmayacak destansı özverilere tanıklık eder. Mesela bunlardan biri Silopili Bineviş Şiker’dir (Taybet Demirtaş). Savaşçılığıyla göz dolduran, korkusuzluğuyla tanınan ama bir o kadar da naif, sempatik ve güleç yüzlüdür Binevş. Bir diğeri mesela mavi gözleri ve uzun siyah kirpikleri ile ay yüzlü Dicle’dir (Ayşe Yani). Yine Cuma Bilika’dır (Selim Ülker) en unutulmaz Botan komutanlarından. Ve daha nicesi sevdanın ateşgahında bağdaş kurarak Saadet’in yüreğinde asla silinmeyecek izler bırakır.
Botan bir başkadır elbet, lakin mücadelesinin ilk günlerini paylaştığı, uzun bir süre aynı yolu adımladığı biriyle anlaşması vardır Saadet’in. Sulardan hep çok korkan ve bir gün Basya’dan geçerken suya kapılarak yaşamını yitiren Çiçek’e (Geyik Yetim) daha önce söz vermiştir; Dêrsim’e dönecektir. Cudîyê Mirada’nın, Sefine’nin, Deriye Çırçırok’un ve Gera Barana’nın ölümsüz yoldaşlarını kalbine işleyerek “Kurdiana’nın Gümüş Kapısı”na yol alır.

Yarınları borçlu olduklarımız
Kitabın ikinci cildi Dêrsim’deki mücadele günlerine ve geri çekilme dönemine dair kesitlere yer veriyor. Özgür zamanların andını içerek kavgaya tutuşanların; yani Şilan, Dilzar, Newal, Medya, Navdar, Sçenko, Serhat, Faik, Brusk, Kemal Zap ve Hawar’ların mücadelesi anlatılıyor. “Penceremizden dışarı baktığımızda utanmayacağımız yarınları” borçlu olduklarımızın öyküsü böylece bizlere ulaşıyor.  “Bizim Çocuklar” kitabında direnişin, ümidin, yoldaşlığın, mertliğin kutsal şerbetinden içenleri okuyacaksınız. Gencecik insanların kelimelere sığmayan devasa mücadelelerine şahitlik edeceksiniz; ağır gelecek, zor gelecek. Bir de gülümseten anılar var tabi, yer yer kahkahaya boğan… En zor anlarda morali eksiltmeyen ve “dayanılmaz” denilen zamanda bile dünyayla dalga geçebilen asil ruhlu çocukları göreceksiniz. İşte onlar “Bizim Çocuklar”ımız…


DİLAN DERSİM