ben günahkârım valla ve de tüm günahlarını insanların
topladım omuzlarıma/ ben günahkârım valla
bir hafifledim bir hafifledim ki sormayın
günâhlar ne hafif şeyler öyle ve de ne güzel
(Arkadaş Zekâi Özger)
Pek çok kişi “onurlu olmaktan” bahsediyor ama “onur” nedir? Çok zaman yaptığımız gibi yüceliğine imân etmenin yolunu onu ne idüğü belirsiz hâle getirmek ve hakikatten olabildiğince uzaklaştırmakta mı bulacağız? Hayır. “Onurlu yaşamak” istiyorsak, onu bir forma sokmalıyız, ne istediğimizi gerçekten bilmeliyiz.
Sözlükler onu, “insanın kendine gösterdiği saygı” diye tariflemiş. Benim en sevdiğim tanımı ise belki bağlantılı ama bu değil. Onur, insanın yapmak/olmak istediği konusunda cesur olabilmesi, varoluşunu -taviz verdiğinde elde edeceği ne olursa olsun- savunmaktan geri durmamasıdır. Ve çoğunlukla onurlu olmak, özbilinç ile dünyaya karşı durmaktır.
LGBTİ’lerin Stonewall Ayaklanmaları‘na atıfla karşıladığı “Onur Haftası” da adını böyle bir tanımdan alıyor olsa gerek. Öyle ya onlar, son çağda daha da kuvvetlenen ve ancak mücadeleyle yerkürenin kimi yerlerinde güçten düşen bir “dehümanizasyonun” menzilinde. Dilekleri ve varoluşlarınca yaşamaları önüne bariyerler örmüş, heteroseksüel uygarlık; o bariyerin ardına asıl kendisini hapsettiğini ayırt etmeden. Onuruna sahip çıkan LGBTİ‘ler, özbilinçleri ve varlıklarıyla, esaret altındaki dünyamıza, hayatımıza direniyor.
***
Türkiye’de Onur Haftası, kendisini İslam üzerinden tanımlayan bazılarının -başta iktidar partisinin- en büyük dertlerinden biri. Ahlaksızlık, sapıklık gibi envai çeşit kavram ardına gizledikleri bir dehümanizasyonla söz alıyor; LGBTİ’leri sıklıkla “Lût Kavmi”ne benzetip duruyorlar. Söylediklerine bakılırsa aşkın özgürleşmesi ve LGBTİ’lerin varoluşlarını özgürce ortaya koyması, bir helâk tehlikesini çağırıyor. Çünkü aşk, akıl erdiremeyecekleri bir fenalık ve engellemek, etrafını katı duvarlarla örmek gerekiyor. Hele de kadınları “seks kölesine” dönüştürmüş bir akıl için “bu denli özgürlük”, tasavvur edilebilir bir şey değil. Ne demek, arzuları özgürce ortaya koymak, efendim! O arzular, kamçıyla dövülmeli, başı ezilmeli onların ve böylelikle insan, daha en baştan, itaatten başkasını düşünemez hâle gelmeli!
Vaktiyle Hitler’in başka bir referans noktasıyla güttüğü düşmanlık ile onların düşmanlığının akraba olduğunun, bu anlamda “kâfirlerle” aralarında ancak nüans olduğunun ise elbette ayırdında bile değiller.
Bu bir çeşit ahmaklık olsa tahammül daha kolay olur; fakat bu, binlerce yıllık erkekliğin sömürgeci zehirle koyultulmasıyla kuvvetlenmiş kötülüğün kendini eskiye nazaran çok daha özgürce ve görkemle ortaya koymasından başka şey değil. Öyle ki bu kötülüğün, “erkekçe” fiillere edecek tek sözü yoktur. Kendini İslam’la tarif eden bazılarının çocuk istismarı, kadın cinayetleri, eteği kısa diye gencecik bir kadına saldırması… Bunlar, yasa tarafından -halen!- gayrimeşru olarak tasnif edilse dahi -kabul etmeliyiz ki- milyonların zihninde bir meşruiyet perdesi ardından işlenen suçlar.
İnsanın varoluşunu -kimsenin varoluşuna tehdit oluşturmadan- özgürce açığa çıkarması, gönlünce eğlenmesi, üzülmesi ve aşık olması, zinhâr büyük günahtır; fakat insanın, fanatizmle manipüle etmeye çalıştığı tarumarlığını herkese cebren dayatması, bir görevin ifâsı. Bu tutumun anlaşılması için elbette politika kadar sosyal psikolojiye de ihtiyacımız var.
***
LGBTİ’ler, gökkuşağı bayraklarıyla giderek daha fazla aramızda. Dövüşüyorlar ve özgürlüğünü isteyen herkesi dayanışmaya çağırıyorlar. Onlarla omuz omuza olmayı, taleplerini taşımayı “Aman, toplum ne der” diye sürekli “ileri günlere” ertelemenin ise -politik girdi çıktısı nedir bilmem ama- etik vebâli var. Ölümlerini meşru kılan bir düşmanlığın menzilindeyken onlar ve mütemadiyen bedelsiz öldürülürken, birçoğu kendilerini ifade edecek cesareti bulamaz ve hayatı perde ardında yaşarken, hiç değilse solda duranların daha cesur olmasına hepimizin ihtiyacı var.
Homofobi, genetik kodlara dek sinmiş bir hastalıktır çünkü; ve hastalığıyla mücadele etmeyen, sağlığını savunamaz.
***
Öneri: Wachowski Kardeşler’in yarattığı iki sezonluk “Sense8”, konusu ve kurgusuyla çok iyi bir dizi. Üstelik LGBTİ‘lerin aşkı ve mücadelesiyle yakınlık kurmayı, bu açıdan “ruhun tamiratını” sağlayabilir. Mutlaka izleyiniz.