Türkiye’nin içinde bulunduğu bütün sıkıntılardan kurtulmasının formülü işte bu cümledir. “Onurlu bir barış, demokratik çözüm”. Sadece Türkiye’nin değil bölgesel sorunların çözümünde de esas alınması gereken en temel yol ve yöntemdir. Bu tek cümlede özetlenen düşüncenin ana çerçevesi toplumsal sorunların çözümünde şiddetin enstrümanlarını devre dışı bırakmasıdır. Yani şiddet yerine yumuşak güçle çözüm aramadır. Yumuşak güç olarak tarif edilen akıl, politik ve kültürel çözümün devreye girmesidir.

Kutuplaşma ve kamplaşmanın hiç eksik olmadığı coğrafyamızda daha fazla şiddet üreterek, insanları birbirine düşürerek, farklılıkları çatıştırarak, toplumları kan revan içinde bırakılarak, fiziki şiddet araçlarıyla yönetmek akıldışılıktır. Fiziki şiddet araçlarıyla sorunların çözüm dönemi çoktan kapanmıştır. Bunun idraki içinde olan yönetimler, iktidarlar toplumsal uzlaşmanın çarelerini üretmek zorundadırlar.

8 yıl aradan sonra ilk kez avukatlarıyla görüşen başkan Apo’nun kamuoyuna duyurduğu mesaj herkes tarafından iyi okunmalıdır. Çare, çözüm arayışı içinde her kesimden insanın mutlaka üzerinde durup düşünmesi gereken bir mesajdır. Ne yazıktır ki, bu mesajı en iyi anlayanlar hayatlarını ortaya koyan açlık grevi ve ölüm orucu eylemcileridir. Bu mesajın hayat bulması için tecridin kalkması gerektiğini en iyi anlayanlar ve bunun çabası içinde olan da yine bu kahraman direnişçilerdir. Leyla Güven, Nasır Yağız ve ardılları yurt içi ve yurt dışında, özelliklede zindanlarda PKK ve PAJK’lı tutsakların kitlesel katılımı ile sürdürülen açlık grevleri ve ölüm orucu eylemcilerinin tek talebi tecridin kaldırılmasıdır. Tecridin kalkması demek, onurlu bir barış ve demokratik çözümün önünü açmaktır. Kürt sorunu toplumsal uzlaşma sağlanmadan çözülmez. Bunun yol ve yöntemi de onurlu bir barış ve demokratik çözümdür.

Kimi köşe yazarları bu meselenin derinliğine inmeden, tarihsel toplumsal nedenlerine bakmadan, çok ucuz, sıradan ve sığ yaklaşımlar sergilemeleri oldukça üzücüdür. PKK’yi, açlık grevi ve ölüm orucu eylemleriyle suçlayan, yargılayan ifadelerle sonuçlanması gerektiğini söyleyenler de vardır. Gerçekten çözümden yana bir çaba içinde olacaklarsa, sadece insani boyuttan meseleye yaklaşacaklarsa, barış ve demokrasinin nasıl geleceği konusunda dağarcıklarında bir şeylerin de olması gerekiyor. Ucuz laflar ile çok ciddi konularda laf üretmek, açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerini tersten okuyarak, PKK’yi olumsuzlamak doğru bir bakış açısı değildir. İmha seçeneği dışında başka hiç bir yol bırakmayan faşist zihniyete karşı mücadelede Kürtler yalnız bırakılarak PKK’yi eleştirmek insafsızlıktır.

İktidar “çözüm yok” diyerek savaşta ısrar edeceğini belirtmiş oldu. Kürt sorununu çözme diye bir dertleri yoktur. Çünkü, bu sorundan beslenmeyi ve iktidarlarını sürdürmeyi esas almaktadır. Yasal siyasal zemini kurutmaktadır, fiziki şiddet araçlarını insafsızca kullanmaktadır, düşmanlıkta sınır tanımamaktadır. Bu durumda olan bir halkın yapması gereken tek şey direnmek ve hayatta kalmaktır.

Türk devleti Kürtleri kum torbası gibi kullanmaktadır. Canı sıkıldıkça yumruk sallamaktadır. Siyasal konjonktüre göre yaklaşmaktadır. Kalıcı çözümler üretmekten uzaktır. Bütün bu mezalim uygulamalara rağmen Kürtlerin duruşu hep barıştan ve demokrasiden yana olmuştur. Ağır tecrittin hüküm sürdüğü İmralı’dan gelen mesaj bu nedenle oldukça anlamlıdır, Türkiye cephesinden karşılık bulması gerekir. Demokrasiden yana olan ve gerçekten de Türkiye’nin geleceği hakkında kaygı taşıyan herkes bu mesajı almalıdır.

31 Mart seçimlerinde Kürtlerin demokrasiye olan inancı ve katkısı herkesin takdirine şayandır. Demokratik mücadelede Kürtlerin verdiği bedeller çok ağır bedellerdir. Günümüzde de demokratik mücadelenin en aktif gücü Kürtlerdir. Tecride karşı mücadele eden anaların sokaklarda uğradığı hakaretler ve gayri insani uygulamalar ortadayken halen demokratik çevreler tarafından yeterince sahiplenmemektedir. Demokrasi mücadelesinde yalnız bırakılmaktadır. Belediye seçimlerinde Kürtler demokrasiye inandıkları için tercihlerini demokratik seçenekten yana koydular. Kürtler teşekkür beklentisi içinde değil fakat onurlu bir barış ve demokratik çözüm için elbette beklentileri vardır.

AKP-MHP faşist bloğu, iktidarı devretmeyecekleri İstanbul seçimlerinden anlaşılmaktadır. YSK’da dahil bütün kurumlar faşizmin emrinde olduğunu bilmek gerekir. Hak, hukuk, adalet beklentisi içinde olanlar, Demokratik tepkilerini ortaya koymalı, örgütlenmeli ve barışçıl eylemlerle bunu pratikleştirmelidir.

Barıştan, demokrasiden yana olanlar, önlerine gelen sandığa cumhur ittifakını gömdüler fakat yeterince değil. Yenilenecek olan İstanbul seçimlerinde faşizmi daha da derine gömmek gerekir ki bir daha kokmasın.