
Sûr direnişinde yaşamını yitiren kızı Zehra Oruç’un cenazesini alabilmek için onlarca kez DNA testi veren annesi Bezo Oruç, verdiği testlere rağmen iki yıldır bir sonucun çıkmamasına tepki göstererek, “Kızımın bir mezarı olsun istiyorum. Ayda bir de olsa gidip onunla konuşabileceğim bir mezar taşı istiyorum. Bunun için de yaşadığım sürece mücadele edeceğim” dedi.
Amed'in Bismîl ilçesine bağlı Aluce (Karacık) köyünde 1988 yılında dünyaya gelen Zehra Oruç (Tamara Şîlan Sîpan), daha küçük yaşlarda devletin baskısı ile karşılaşır. Köylerinde ailesine ve halka dönük baskıları hafızasına kaydeden Oruç, diğer Kürt çocukları gibi yaşadıklarının hesabını sorma düşüncesiyle büyür. Henüz 5 yaşındayken ailesi Türk askerleri tarafından köylerinin yakılması sonucu göç ederek, Adana'ya taşınır. Burada da asimilasyon politikalarıyla karşılaşan Oruç, çocukluğu boyunca köyüne dönme hayalleri kurar. Yaşadıklarını kabullenemez ve her geçen gün öfkesi büyür. 2005 yılında henüz 17 yaşındayken mücadeleye katılır. 2015 yılında ise Sûr’da hayata geçirilen ‘Çökertme Planı’na karşı Sur direnişine katılır. 103 günlük direnişin öncü isimleri arasında yer alan Zehra Oruç, Sûr’u son ana kadar bırakmayacağı vurgusunu yapar.
Çatışmada her iki bacağından vurulur. Bacaklarını artık kullanmayan Oruç, bombayı kendisinde patlatmaya hazırlanırken, bunu farkeden yurttaşlar ona engel olur. Tedavi gördükleri eve bir havan topu atılır ve bir grup arkadaşıyla birlikte şehit düşer.
‘Toprağı ve doğayı çok severdi’
Kızı Zehra gittikten sonra uzun süre kendisinden haber alamadıklarını dile getiren Bezo Oruç, kızının bu öfkesini anladığını ve bu yüzden onu geri getirmek için uğraşmadığını söyledi. Her Kürt çocuğu gibi kızının da devletin baskılarına maruz kaldığını belirten anne Oruç, Kürdistan özlemini hep içinde taşıyan kızı Zehra'yı şöyle anlattı: “Köyde olduğumuz zamanlarda toprakla, hayvanlarla oynamayı, doğayla yaşamayı seviyordu. Çok zeki ve akıllı bir çocuktu. Küçük olmasına rağmen her şeyin farkındaydı. Çocukluğu boyunca hep askerlerle iç içe yaşamak zorunda kaldı. Her gün köyümüze baskın oluyordu ve köy meydanında erkekler işkence görüyordu. Zehra tüm bunlara tanıklık ederek büyüdü.”
‘Baskıya dayanamadı, gitti'
Kızının gözleri önünde evlerinin ve köylerinin yakıldığını anlatan Oruç, “Hepimiz zorla köyümüzden çıkarıldık ve bir daha köyümüze dönemedik. Elimizde avucumuzda bir şey yoktu, mecburen Adana’ya taşındık. En azından burada çalışır geçiniriz dedik ama burada da devlet rahat bırakmadı. Sadece devlet de değil, burada yaşayan ırkçılar da her gün Kürtlere saldırıyor ve linç ediyorlardı. Zehra’yı birkaç yıl sonra okula gönderdik ama okulu hiç sevmedi, okulda zorla Türkçe konuşturuyorlardı. Zehra bunları kabullenemiyordu ve sürekli içinde köyüne dönme hayaliyle yaşadı. Zehra en son dayanamadı ve gitti. Hangi Kürt genci dayanabildi bu baskıya” diyerek kızının mücadelesini savundu.
‘Haksızlığa tahammül edemezdi’
Anne Oruç, kızını anlatmaya devam etti: “İçinde biriken onca özleme ve acıya rağmen yüzü hep gülerdi. Hep şakalar yapar, olduğu ortamı neşelendirirdi. Haksızlıklara asla tahammül edemezdi. Yaşamı boyunca onurlu ve dik durmayı seçti. Yaşamı direnerek anlamlandırdı. Sokakta kadına veya çocuğa şiddet uygulayan birini gördü mü hemen müdahale ederdi. Bir komşumuz vardı, her gün eşini darp ediyordu. Zehra bir gün karşısına dikildi ‘bir gün gerilla olacağım ve ilk hesap soracağım kişi sen olacaksın’ demişti. Kimseden korkmuyordu kızım” dedi.
‘O zaman anladım gideceğini'
Polislerin Adana’da abisini gözaltına almak için evi bastığını ve Zehra’nın buna tepkisini anlatan Oruç, şöyle konuştu: “Polislerin abisinin eşyalarına dokunmasına izin vermedi. Hepsini ite ite kapıya çıkardı. ‘Evimize böyle giremezsiniz, burası bizim evimiz çıkın’ dedi. Polisler neye uğradıklarını şaşırdı. Hep böyle koca yürekliydi kızım. Bir gün Newroz’a gidecekti, ona ‘sen gitme evde kal, ben giderim’ dedim ama ikna edemedim, en son beraber gittik. Sonra Newroz’a izin verilmedi kargaşa çıktı, birbirimizi kaybettik. Polisler beni darp etmiş ve ayağım şişmişti. Zehra eve geldiğinde ona düştüğümü söyledim ama inanmadı. O gün anlamıştım Zehra’nın bir gün gideceğini. O yürek bu betonların içinde daha fazla çarpamazdı.”
‘Bir mezar taşı olsun istiyorum’
İki yıldan beridir defalarca DNA örneği vermesine rağmen kızının cenazesinin verilmediğini ve cenazenin nerde olduğunu bilmediklerini ifade eden Oruç, ”Cenazemizi vermiyorlar, nerede olduğunu da bilmiyoruz. Kızım Sûr’da şehit düşen, yaralanan, tutuklanan tüm gençler gibi onurlu yaşamı savundu. Hepsi baş tacımızdır” diye konuştu.
Ne olursa olsun kızının cenazesini bulacağını söyleyen anne Oruç, “Kızım Kürt halkının özgürlüğü için, haksızlıklara tahammül edemediği için gitti. Kızımla başım diktir, o onurlu bir yaşamı seçti. Biz de onun seçtiği yola sahip çıkacağız” diye belirtti.
“En azından bir mezarı olsun istiyorum' diyen Oruç, bunun için yaşadığı sürece mücadele edeceğini, kızının bıraktığı bayrağı devralacağını ve kızının davasını savunacağını ifade ediyor.
ŞÛJIN/ADANA