M. ZAHİT EKİNCİ / HAMBURG


Kürt Özgürlük Mücadelesinin 40 yıllık canlı tanığı olan, Kafkasya’dan Qendîl’e, Rojava’dan Avrupa’nın değişik ülkelerinde yaşamış olan ve Kürt halkının örgütlülüğü için mücadele eden Xanê Agal, ”Gerekirse son nefesime kadar da bu mücadele içerisinde yer alacağım” diyor. Agal ile tanıklık ettiği Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne dair izlenimlerini konuştuk. 

Êlîh’in Qûbîn (Beşirî) ilçesine bağlı Bazuwan köyünde Êzîdî inancına mensup bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Xanê Agal, ömrünün ilk 18 yılını geçirdiği Bazuvan köyünü, küçük bir çocuk masumiyetiyle anlatırken tekrar o günleri yaşıyor sanki. Gözü burada ama yüreği çocukluğunun geçtiği kulvarlarda… 


‘İnancımızı saklamak zorundaydık’

“Bütün zorluklarına rağmen onurlu bir yaşamın sahibiydik” diyen Agal’ın direniş yüklü yaşamını kendi anlatımından dinleyelim: ”Êzîdî inancına bağlı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Biri erkek, beş kardeştik. Köyde maddi durumumuz birçok aileye göre iyi olsa da zengin sayılmazdık. Dün ne yediğimi hatırlamam belki ama köyümdeki hatıraların hepsini dünmüş gibi hatırlıyorum. Müslüman köylerle kuşatılmış birkaç Êzîdî köyünden birisidir bizim köy, yani Bazuvan. Köy yaşamı zahmetliydi. O dönemde ağalık sistemi vardı. Tüm bunlar yetmezmiş gibi dini çelişkiler yoğundu. Kadim bir inancın mensubu olan Êzîdîler olarak inancımızı saklamak zorundaydık. Bütün zorluklarına rağmen onurlu bir yaşamın sahibiydik.


‘Hep sığınabilecek bir şemsiye arıyorduk’ 

 Küçükken kardeşlerimle beraber meyan kökü toplar satardık. Topladıklarımızı tartmak için Müslüman köylere götürdüğümüzde çalışkanlığımızdan ve dürüstlüğümüzden etkileniyorlardı ama “Her şeyiniz iyi de keşke Êzîdî olmasaydınız” diyor ve içten içe bizi rencide ediyorlardı. Şehre gittiğimizde de aynı muamele ve yaklaşımlara maruz kalıyorduk. Kadim inancımız bir bela gibi künyemize kazınmıştı sanki. Savunmasız insanlar olarak hep sığınabilecek bir şemsiye arıyorduk. Unumuzu değirmene götürdüğümüzde ‘haramdır’ diye öğütmüyorlardı mesela. Tabii babalarımızın, dedelerimizin yaşadıkları yanında bizimkisi devede kulak bile sayılmazdı.”


Hoşgörüsüzlük Avrupa’ya sürükledi

Bütün bunlardan dolayı topraklarını bırakıp Avrupa’ya geldiklerini anlatan Agal, şöyle devam etti: ”17 yaşında eşim Ali Agal ile evlendikten bir yıl sonra, 1979’da Almanya’ya geldim. Êzîdî inancına karşı gelişen hoşgörüsüzlük, ağalık sistemi ve bunun yanı sıra ekonomik sebepler içten içe bende tepkiyi doğurmuştu. Ablam daha önce işçi ailesi olarak Celle’ye gelmişti, dil, yol, yordam bilmediğimiz için çoğu işlerimizi ablam yapıyordu. Bazen kendi kendime gelmekle iyi mi ettik diye soruyordum. Ablamın desteği olmasaydı belki de geri dönerdim. Bölgede yaşam şartları gittikçe zorlaşınca, dönme hayallerimiz de zamanla yok oldu.Benden önce kızkardeşim Binevş, ablamın çocuklarına baksın diye Almanya’ya getirilmişti.”


‘Kendimizi mücadelenin içerisinde bulduk’

Celle, Kürt Özgürlük Mücadelesinin Avrupa’da ilk örgütlendiği alanlardan biri. Özgürlük mücadelesine emek vermiş her insanın mutlaka Celle ile ilgili bir anısı vardır. Xanê Agal da kente dair anılarını şu sözlerle anlatıyor: ”İlk başta Celle’de bir dernek olduğundan haberim yoktu. Meğer 1981’lerin başından itibaren faaliyet yürüten bir dernek varmış. Evimizde Kürtçe konuşuyorduk ama Kürtlüğümüzün farkında bile değildik. Zamanla dernekten arkadaşlar gelerek bizimle tanıştılar, amaçlarını, yürüttükleri çalışmaları bize anlatmaya başladılar. Seminer ve toplantılara katıldıkça kendimizi mücadelenin içerisinde bulduk. Dernekte kültür çalışmalarına katılıyordum o esnada. Koma Amed grubunda solistliğin yanı sıra folklor çalışmalarında yer alıyordum. Koma Amed, 1983-84 yılları arasında Avrupa’nın her yerine çağrılıyordu. Koma Amed ile güzel çalışmalara imza atıyorduk. Gitmediğimiz yer kalmadı diyebilirim. Hûnerkom ile ortaklaşa çalışıyorduk bu dönemde. Zamanla çalışma alanımızı genişleterek müziğin yanı sıra koro ve tiyatro çalışmalarına giriştik.”


Kardeşi Cizîra Botan’da, eşi Kurtalan’da

Agal, kızkardeşi Binevş Agal’ın (Bêrîvan) 1984 sonlarında, eşinin 1986’da, kendisinin ise 1987’de profesyonel devrimcilik kararı aldığını belirtiyor. Bu süreci Agal şu sözler ile anlatıyor: ”Eşler olarak partiye katılmamızdan rahatsız olan kesimler vardı. Ama tüm tepkileri göğüsleyebilecek kadar kendimizi partinin ideolojisiyle donatmıştık. Eşimle, daha doğrusu yoldaşımla bir süre burada çalışma yürüttükten sonra kendisi sevdalısı olduğu dağların yolunu tuttu. Kardeşim Bêrîvan 1989’da Cizîra Botan şehir merkezinde arkasında onurlu bir yaşam bırakarak şehitler kervanına katıldı. Yoldaşım Ali Agal da 1990’da Kurtalan kırsalında arkadaşı Halit Balta ile düşmanla akşama kadar çatıştıktan sonra şehitler kervanına katıldı. Sonradan ihbar edildikleri duyumunu aldık.” 


Avrupa’dan Rojava’ya, Rusya’dan dağlara

Üst üste yaşanan şehadetlerin sorumluluğunu ve düşmana olan kinini daha da bilediğini söyleyen Agal, akabindeki süreçte çalışmalara dört elle sarıldığını belirtti ve ekledi: ”Bu şehadetler omzumuza ağır bir yük bindiriyordu. Çalıştığım alandan Yekîtiya Jinên Welatparêzên Kurdistan çalışmalarına geçtim. Jina Serbilind adında bir dergi çıkarıyorduk. 1992’de Mahsum Korkmaz Akademisi’ne giderek kendimi birçok yönüyle geliştirdim. Buradan Rojava’ya geçerek kitle çalışmalarında rol aldım, sonra Avrupa’ya, oradan da Rusya’ya giderek sorumluluk düzeyinde görevler aldım. 1998’in sonunda ise adresim Kürdistan dağlarıydı.”


Esaret büyük etkiledi

Agal, dağlardayken Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın esaret haberini aldıkları anı, şu duygularla paylaşıyor: ”Çok ama çok zor bir duyguydu. (Gözleri doluyor) İlerlemiş yaşıma rağmen kendimi fedai eylemci olarak önerdim. Kimse kimseye sırayı kaptırmıyordu. Herkes bomba olup düşmanın yüreğinde patlamak istiyordu. Komplodan birkaç gün önce telefonla Önderlikle konuşmuştum. Bugün ise düşmanın elinde esirdi. Ondan daha büyük utanç, ondan daha büyük ihanet olabilir miydi? Esareti özellikle kadın yoldaşlar üzerinde büyük bir etki yaratmıştı.

Sonraki durakları Mexmûr, Şengal ve Lübnan olan Agal, 2004’ten bu yana sağlık sorunları nedeniyle Avrupa’da yaşıyor,  ”Ömrüm yettiğince halk için hizmete varım” diyor. 


‘Komünist’ olmadığı için...

Agal’dan mücadele yılları içerisinde yaşadığı bir anısını bizimle paylaşmasını rica ediyoruz. Gülerek anlatıyor:  

”Doğu Almanya’da bir etkinlik vardı. Ben de o etkinliğin bir konuşmacısıydım. Sınıra vardığımızda Doğu Almanya polisi bizi içeriye almamak için diretti. ‘Ya biz de sosyalistiz, bu yaptığınız yoldaşlığa sığmıyor’ dedik ama para etmedi. Yetkili, ‘Yerle gök bir araya gelse de sen topraklarımıza kara yoluyla ayak basmayacaksın ama çok istiyorsan hava yoluyla gelebilirsin’ diye diretti ve zorluk çıkarttı. Bunun üzerine alelacele Hannover’e döndüm. Buradan uçak bileti alarak zar zor da olsa etkinliğe yetiştim. Arkadaşlara meseleyi anlattığımda ne deseler iyi? ‘Hevala Xanê, bize niye sorun çıkarmadılar? Demek ki senin komünist olup olmadığından emin olamamışlar.”