Daha yitirdiği evladının acısının üzerinden yirmi dört saat bile geçmemişti. Ama Ramazan Baran’ın babası öylesine dik ve gururlu bir duruşla çıkmıştı ki karşımıza, bizlerin boynu eğildi o anda.
O da diğerleri gibi baba değil miydi?
Onun evladı da ciğerinin bir parçası, gözünün nuru değil miydi?
Ramazan Baran’ın bir annesi yok muydu? Onun da yüreği yanmıyor muydu?
Ramazan Baran da bir anne, babanın çocuğu değil miydi? Acaba Ramazan’ı da mı kandırmıştı birileri?
Öyle olsa o baba daha acısının üstünden yirmi dört saat geçmeden bu kadar gururlu bir şekilde çıkmazdı karşımıza ve şu anlamlı sözcükler çıkmazdı ağzından;
“Ramazan’ın tüm yaşıtları benim evladım”
Bir insanın yüreği bundan daha büyük olabilir mi? Yüreğine sadece kendi çocuğunu değil, tüm çocukları sığdıran bir baba… Acaba diğer insanlar da onun gibi büyük yüreklilik gösterip tüm çocukları, kendi çocuklarıymışçasına yüreklerine basabilecek mi? Ve o çocuklar ölmesin diye kıyamet koparabilecekler mi?
Sonra, o itinayla dile getirdiği sözcüklere yenilerini ekleyerek devam ediyor;
“Sadece benim değil tüm Kürt halkının başı sağ olsun” sonra bir an duruyor ve vurgulaması gereken önemli bir şey olduğunu hatırlıyor; “ama onurlu Kürt halkının başı sağ olsun” diyerek ekliyor. Ve biriktirdiği tüm acıyı yutkunarak sözlerine son veriyor.
Bu önemli bir vurguydu. Çünkü o Kürtlerin onur savaşında evladını yitirdi. Öyleyse herkesle değil, onurlu insanlarla paylaşacaktı acısını. Bu millete ihanet eden, her gün Kürt halkına ölüm yağdıranların yanında olan ve utanmadan, pişkince televizyonların karşısına geçerek; “bakın ben de Kürdüm, Kürt sorununu ben niye yaşamıyorum?” diyen ve tüm çirkinliklerin dibine vuranlara en büyük cevap oluyor bu onurlu babanın sözleri.
Tabii bu babanın kurduğu kelimelerin anlamına varan gençler de cevap vermekte gecikmediler. Çünkü o baba “Ramazan’ın tüm yaşıtları benim evladım” demişti. Öyleyse tüm Kürt gençleri bu onurlu babanın evladı olduğunu unutmamalıydı. Onlar da meydanlardaydı. Ve yıllardır dillerinden düşürmedikleri barış sözcüğünü bu sefer farklı bir sloganın içinde kullanıyorlardı; “em aşiti naxwazin, şer, şer, şer”
“Sözde çözüm süreci”nde bile Kürt gençlerinin dağlara çıkmasına engel olamayan devlet acaba bundan sonra bu gençlere nasıl engel olacak?
Tutuklayarak mı? Çok denedi.
Baskıyla mı? Çok denedi.
Kendisine bağlayarak mı? Çok denedi.
Katlederek mi? Onlarca, yüzlerce, binlerce defa denedi…
Bitiremedi, bitiremiyor, bitiremeyecek…
Bugün dağlarda onlarca Ceylan, Enes, Uğur, Mizgin, Şerzan ve ismini sayamadığım birçok çocuğun ismini almış gençler var. Devlet vurdu, onlar çoğaldı. Devlet vurdu onlar özgür yaşam alanlarına yol aldı. Şimdi de Ramazan Baran’ın ismini alarak yol alacaklar ve çoğalacaklar. Kimse de durduramayacak bunu.
Bir de, özgürlük saflarında bu onurlu babanın çocuğu olan binlerce genç var. O babanın sesini duyan ve sesine ses olmak isteyen gençler.
Peki şimdi onları kim durduracak?
Onurlu Kürt halkının başı sağ olsun