Gözü yaşlı annesine sarılan bir tutsak “Açlıktan kimse ölmez, onursuzluktan ölsek daha mı iyiydi” diyor. O an anne hemen gözlerini silip “Onursuz bir evlat yetiştirmedim ben, buradaki analar olarak asla eyleminizi sabote etmeye gelmedik” diyerek cevaplıyor.
Patnos L Tipi Cezaevi’ne görüşe giden tutsak yakınları, “Evlatlarımızın başına bir şey gelse dünyayı yıkarız. Çocuklarımızın sesini duymayanların meclisini başlarına yıkarız” dedi.
Tek talep etrafında kenetlenen tutsaklar, adım atılmadığı sürece eylemlerini sürdürmeye kararlı. Tutsak yakınları her görüşte evlatlarının, yakınlarının eriyen bedenleri karşısında bir kez daha ses olmak için haykırıyor. Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi’nde 16 Aralık 2018’de süresiz-dönüşümsüz açlık grevine Cengaver Aykul, Mehmet Bozdağ, Atilla Coşkun Özer, Ömer Kabul girdi. Cengaver Aykul, sürgün edildiği Elazığ 2 No’lu Cezaevi’nde de eylemine devam ediyor. 5 Mart gece saat 01.30’da Tutuklu Aileler Federasyonu tarafından ayarlanan araç Patnos’a gitmek için hazırlanan 30’dan fazla tutsak yakınını topladı. Aileler gece yarısı yola koyulurken, araç içerisinde tek gündem açlık grevlerine giren tutsakların durumu…
Psikolojik baskıyla bekleme
1 Mart’tan itibaren neredeyse yakını açlık grevinde olmayan bir Kürt dahi kalmadı. Bıçak kemiğe dayanmış durumdayken ailelerin de tek talebi haline gelen tecride hükümetin sessizliği sürüyor. Patnos’a sabah saatlerinde varan aileler, yakınlarına yorgun görünmemek ve moral vermek için hazırlık yapıyor. Herkes hazırlığını bitirip üç aşamalı şekilde gelişecek olan görüşme saatlerinin gelmesini bekliyor. İlk grup görüşmesinin ardından ikinci grup cezaevinin yolunu tutuyor. Defalarca yaşanan hak ihlalleriyle gündeme gelen cezaevi, bu kez ailelere yaptığı psikolojik baskıyla karşımızda beliriyor.
Tutsakların zılgıtlarla karşılanışı
Aileler ilk olarak cezaevinin dışında bulunan kantin denilen kısımdaki odaların birinde aranıyor. Kadınlar aramadan çıkıyor, ancak bu kez izdiham görüntülerini aratmayan kimlik verme sırasına girmek zorunda. Bir düzenin olmadığı cezaevinde sırf gecikmeler olsun diye görüşçülerin kimlikleri bir anda alınıyor. Bu da yetmiyor sisteme geçilen kimlikler, gardiyanlar tarafından alınıyor ve tek tek okunan isimler aramadan geçirilip göz okutma sisteminin olduğu alana geçiriliyor. Göz okuma sisteminin ardından en geç 13.00’te başlanması gereken görüş, kapıların açılmaması nedeniyle üçüncü etapta görüşe gireceklerin eklenmesiyle 14.30’a erteleniyor. Aileler saatlerce kapalı kapıların ardından kamera sistemleri ile izleniyor. Sabırsızlanan aileler ancak 15.00’te görüşme salonlarına alınıyor. Yarım saat boyunca tutsakların gelmesini bekleyen aileler, sonunda mazgalların tok sesini duyunca hep bir ağızdan zılgıtlar çekerek “Bijî berxwedana zindanan” sloganı atıyor.
Tutsakların beklentileri var
Açlık grevindeki tutsaklar içeriye yüzlerinde kocaman gülüşleriyle giriyor. Annelerin birçoğunun gözü yaşlı olması karşısında tutsaklar bu durumu espri yaparak dağıtmaya çalışıyor. Gözü yaşlı annesine sarılan bir tutsak “Açlıktan kimse ölmez, onursuzluktan ölsek daha mı iyiydi” diyor. O an anne hemen gözlerini silip “Onursuz bir evlat yetiştirmedim ben, buradaki analar olarak asla eyleminizi sabote etmeye gelmedik. Sadece elleriniz çok soğuk ve biz anaların gözyaşları bu faşist devlete karşı akan öfkedir” diyerek cevaplıyor. Bu kez tutsaklar görüşçüleri alkışlıyor. Böylesi bir atmosfer içerisinde herkes yakınını gözlemlemeye, sorular sormaya koyuluyor. Tutsaklar haklı bir talep karşısında bedenlerini açlığa yatırdıklarını ve bu saatten sonra direnişin büyümesini, alanlarda direnecek olanların geliştireceğinin altını çiziyor.
Görüşme anından daha uzun
45 dakika süren görüş sanki yarım saati bulmamışken gardiyanların ‘görüş bitti’ sesiyle herkes irkiliyor. Saatin olmaması nedeniyle gerçekten 45 dakika mı sürdü kimse bilmiyor. Ancak cezaevinde olası bir provokasyonun hayata geçirilmemesi adına aileler yerlerinden doğruluyor ve yakınlarına sıkı sıkı sarılarak dış kapıya yöneliyor. Tutsaklar tokalaşarak yanlarından ayrılırken, herkes öfke ile karışık bir dilde sloganlar atıyor. Aileler dışarı çıktığında ise o öfke hemen konuşmalara yansıyor. Anneler hemen cezaevi girişinde oturuyor. Her anne bir şeyler söyleyerek öfkesini dile getiriyor.
Talepleri haklıdır, meşrudur
Patnos L Tipi Cezaevi’nde bulunan ve 1 Mart’ta greve başlayan Yakup Eryılmaz’ın annesi Kudret Eryılmaz, açlık grevine giren evlatlarının talebinin duyulması gerektiğini söylüyor. Eryılmaz, “Zindanlardan cenaze çıkmasına karşı bir an önce tutsakların talebine kulak verilsin. Eğer cezaevlerinde tek bir cenaze dahi çıkarsa anneler olarak bedenimizi ortaya koyarız. Anneler olarak tutsakların davasının arkasındayız ve sonuna kadar elimizden geleni ardımıza koymayacağız. Annelerle birlikte açlık grevine başlarsak bu işin sonu herkese dokunur. Dünyayı yıkmamıza ramak kaldı, yeter artık bu zulüm… Onların talebi haklıdır ve devletin kendine düşen görevi yerine getirmesini istiyorlar. Yeter artık…” diyerek cezaevinin kaldırımları üstünde oturuyor.
Meclisi başlarına yıkarız
Açlık grevi eylemcisi tutsak Muzzafer Güler’in annesi Adile Güler ise iki çocuğunun PKK’ye katıldığını, iki çocuğunun ise şuanda tutsak olduğunu ifade ediyor. Güler, öfkesini şu sözlerle dile getiriyor: “Bedenimizde son damla kan kalana kadar AKP ve MHP’nin Kürt halkına yaptığı zulmü, katliamı kabul etmeyeceğiz. Evlatlarımız bugün sadece bizim için değil tüm Türkiye halklarının geleceği için bedenlerini ölüme yatırmıştır. Tüm kesimler bu haklı talebi duymalı ve açlık grevlerini sahiplenmelidir. Anneler olarak bedenimizi ölüme yatırırız, meclisi başlarına yıkarız. Biz anneyiz ve kan dökülmesini istemiyoruz.”
Bize moral vermeye çalıştı
16 Aralık’ta greve başlayan Mehmet Bozdağ’ın Annesi Şükriye Bozdağ da oğlunun ve diğer tutsakların durumunun kritik aşamayı çoktan aştığını aktarıyor. Oğlunun ayakta durmakta zorlandığın belirten Bozdağ, şöyle konuşuyor: “Oğlum ve arkadaşları 86 gündür açlık grevindeler ve artık durumları iyi değil. Buna rağmen bize moral olmaya çalıştı. Herkesin onlara ses olması gerektiğini ve direnişi büyütmeleri noktasında çağrıda bulunduklarını ifade etti. Benim oğlum yalnız değil, kim olursa olsun bedenini haklı bir talep için açlığa yatırırsa karşısında durur ve kabul edilmesi için ses çıkarırdım. Türk anneleri bizimle dayanışmalı ve olası ölümlerin önüne geçmelidir.”
JINNEWS/AĞRI
Vicdanlarınızın sesini susturmayın
Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi’nde 66 gündür açlık grevinde olan Hatice Kaymak, Amed’de 2017’de “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle gözaltına alınarak tutuklandı. Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde iki ay kalan Kaymak, daha sonra Mersin Tarsus Cezaevi’ne sürgün edildi. Hakkında açılan davanın sonucunda kendisine 9 yıl hapis cezası verildi. 5 Ocak’tan bu yana süresiz-dönüşümüz açlık grevinde olan Kaymak’ın ablası Remziye Kaymak, sessiz kalınmaması gerektiğini söyledi.
Kardeşiyle en son 15 Şubat’ta görüştüğünü belirten Remziye Kaymak, tutsakların revire gittiklerinde doktorların psikolojik baskılarına maruz kaldığını aktardı.
Devletin açlık grevleri karşısındaki sessizliğine dikkat çeken Kaymak, bir adım atılmadan sorunun çözülmeyeceğine işaret ederek “Kayıp verildikten sonra adım atılması bir anlamı ifade etmez. Diyarbakır’daki her bir aileden en az bir kişi cezaevindedir. Cezaevlerinde hak talebinde bulunmak için insanlarımız açlık grevine giriyor. Bu normal bir şey mi? Hükümet, devlet sağır bir sessizliğe gömülmüş. Bu çözüm değil bir an önce bir adım atılmasını bekliyoruz. Neden bu kadar korkuyoruz ki, insanlarımızı kaybettikten sonra bir tepki vermenin bir anlamı yok. Kimse sessiz kalarak vicdanının sesini susturamaz” şeklinde konuştu.
Haksızlığa tepkidir
En son 26 Şubat’ta görüşe oğlunun gittiğini anlatan baba Sabri Kaymak, kızı Hatice’nin durumunun iyi olmadığını, iki arkadaşının yardımıyla görüşe getirildiğini belirtti. Cezvelerinden bir cenaze çıkmadan taleplerinin karşılanması konusunda devletin adım atmasını beklediklerini dile getiren Kaymak, “Açlık grevleri haksızlığa bir tepkidir, bu haksızlıkların son bulmasını istiyoruz” dedi.
Hayıflanmayın, harekete geçin
Diyarbakır E Tipi Kapalı Kadın Cezaevi’nde bulunan PAJK’lı tutsaklar, “Ne televizyon başında hayıflanmayı ne evlerde okullarda hiçbir şey yokmuş gibi sessizce yaşanmayı kabul etmiyoruz” diyerek, herkesi harekete geçmeye çağırdı.
Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde bulunan PAJK’lı tutsaklar, açlık grevi eylemine ilişkin mektup gönderdi. Mektupta şunları ifade edildi: “Şu an içinde bulunduğumuz mekânın kendisi en büyük zulümlerin ve katmerli direnişlerin şahididir. 14 Temmuz büyük ölüm orucu direnişiyle faşizmi titreten bu zindan, bugün yine kuşandığı direnişle Leyla Güven’in orkestra şefliğinde en değme özgürlük türkülerini haykırıyor. Bu türkü özgür insanı anlatıyor. İnsanlığı, geleceği, umudu anlatıyor. Yani bu türkü Önder Apo’yu anlatıyor. 79 gün boyunca direnişini bu zindanda sürdüren Leyla Güven aynı inanç ve kararlılıkla bugün dışarıda bizlere güç ve moral kaynağı olmaya devam ediyor.
86 gündür 3 yoldaşımızın kararlılıkla sürdürdükleri eyleme 1 Mart itibariyle 9 kadın tutsak olarak katılıp direnişimizi büyüttük. Önderliğimiz üzerinde ki tecrit kalkmadan, aile ve avukat görüşleri sistemli bir hale kavuşmadan bedeli ne olursa olsun eylemimizi büyük bir irade ile sürdüreceğiz. Tüm halkımıza, kadınlarımıza, gençlere çağrımızdır; Kürdistan halkı tecride, yıkıma, katliamlara sessiz kalamaz. Sessizlik ölüm halidir.
Sessiz kalan herkesi vicdanının sesine kulak vermeye çağırıyoruz. Ne televizyon başında hayıflanmayı ne evlerde okullarda hiçbir şey yokmuş gibi sessizce yaşanmasını kabul etmiyoruz. Artık bulunduğumuz her yeri direniş alanı yapma zamanıdır. Kadınlar ve gençler üniversitelerde, liselerde, sokakta, iş yerlerinde, örgütlenerek faşizmi titretmeli ve zindan direnişçilerine ses olmalıdır. Bizler zindanlarda, sizler sokaklarda direndiğimiz sürece Önder Apo ile buluşmamız kaçınılmazdır.”