Önce oyuncakları koyduk arabaya, sonra sırayla oturduk koltuklarımıza. İstikametimiz Van’ın Canik ve Gedikbulak köyü idi… Günlerce unutulan bu köylerdeki depremzede çocuklara oyuncak götürmek için Doğubayazıt’tan çıktık yola.
Yol boyunca sıra dağlar kendini göstermeye başladı, dağlar beyaz gelinlik misali karla kaplı gülümsüyordu bize, dışarısının soğuğu eksilerde, biz ise kaloriferin ısıttığı arabada sıcacık bir şekilde seyahat ediyoruz.
Benim deprem bölgesine ilk gidişim değil, daha önce de Erciş merkeze gitmiştim, aşağı yukarı nasıl bir görüntüyle karşılaşacağımı tahmin ediyordum ama en çok soğuk düşündürüyordu beni, sokakta kalmış insanlara depremin yanı sıra bir de kış vuruyordu.
Doğubayazıt Belediyesinin bünyesinde oluşturduğumuz Çocuk Gelişim Atölyesi’nin (Peşiyê zarok hebun) basın grubundaki çocuklarla birlikte Canikli köyüne vardığımızda gördüğümüz manzara karşısında lal olduk. Arkasından Gedikbulak köyüne vardığımızda ise ayakta kalan sadece birkaç ev görebildik, o da içinde yaşanacak halde değildi. Van gölünün eteklerine kurulan bu köyün bir zamanlar çok güzel bir köy olduğu gözlerden kaçmıyor ama bugün sadece virane bir hal almış. Bir zamanlar Ermenilerin de yaşadığı bu köyde ayakta kalan tek şey tepeye kurulan değirmendi.
Her köy insanla güzeldir şüphesiz, köyleri köy yapanlar da insanların güzelliğidir. Azıcık imkanı olanlar köyleri boşaltmışlar. İmkanı olmayanlar ise o kışın ayazında çadırda yaşamaya mahkûmlar, birçoğunun sobası dahi yok. Bir aile kamyona eşyalarını yüklemiş, tabi depremden ne kaldıysa, İstanbul yollarına düşmeye hazırlanıyordu. Kış, soğuk, çadırda kışı geçirmek zor, küçük çocukları var. Onlarda yaza kadar devletin söz verdiği üzerine evleri yapılıncaya dek İstanbul’da bir yakınlarının yanında kışı geçirmeye çalışacaklar… Devletin elini çabuk tutması için dua ediyorlar…
Kürt insanının misafirperliğini, tüm yoksul ve yoksunluğuna rağmen kapısına gelen insanı memnun etmenin gayretini gösterme çabasını bilmeyen yoktur. Depremde evleri dahi ellerinden gitmişken, doğru dürüst eşyaları yokken, hala bize yemek, çay ikram etmenin telaşına düştüler…
 Çocukları bir araya getirdik ve götürdüğümüz oyuncakları dağıtmaya başladık. Hepimizin en büyük korkusu televizyon ekranlarına yansıyan çirkin görüntülerle karşılaşmamaktı. Bazı kişilerin "hayır” işleme adına, götürdükleri eşyaları insanların üzerlerine nasıl attıklarını ve insanların çaresizlik içinde atılan eşyaları nasıl kapmaya çalıştıklarını gördük. O sahneyi yaşamak ve yaşatmak hiç birimizin kaldıracağı bir durum değildi. Oyuncakları dağıtırken şüphesiz zorlandık, ne de olsa karşımızda çocuklar vardı.
Bayram o çocuklar için hüzünden başka bir şey ifade etmiyordu, onları ısıtacak elbiseleri, yakacak odunları, doğru dürüst yiyecekleri, evleri dahi yoktu.
Her türlü felaketin mağdurudur çocuklar. Savaşların, kavgaların, şiddetin ve tabi ki depremin de. Süre giden korku, kötü, kaba ve kısa bir yaşamdan koruma çabası dünya çapında çocukların temel hakları olarak algılanır. Bunların amacı her çocuk için fiziksel, psikolojik ve duygusal gelişimine izin verecek koruyucu bir çerçeve oluşturmaktır.
Depremin kötü sonuçları en çok çocukları kapsamaktadır. Acı ve ölüm en korumasızları etkiler. Deprem bölgesinde de yaşlılar ve çocuklar soğuktan en çok etkilenen kesimdi. Birçoğu hasta idi. Canikli, Gedikbulak veya depremin yakıp, yıktığı diğer evler zamanla yapılabilir ama yaşanan trajedi bir ömür boyu sürer, özellikle çocuklar için…
Teşekkür. Doğubayazıt Belediye Başkanı Canan Korkmaz, İHD Doğubayazıt temsilcisi Av. Şaziye Önder, Atölye öğretmenleri Derya Alkan, Musa Temur, DİHA muhabirleri Ararat Aras, Erkan Aslan, Van’dan gelerek bizi yalnız bırakmayan Mehmet Munzur, Aydın Aydemir, oyuncak yardımı yapan Doğubayazıt esnafı, Sadık Önder ve Hilal Canpolat hepinize çok teşekkür ederim.