Yıllardır çektiğim fotoğraflardan oluşturduğum fotoğraf arşivimi yoklarken beni baya güldüren bir kareyle karşılaşıyorum. Sınır taşı.
Bu gördüğünüz beton yığını haritada Irak ve Türkiye sınırını gösteren sınır taşlarından sadece biri. Bu beton yığını Kürdistan dağlarının doğa güzellikleri içinde o kadar ketum ve ifadesiz duruyor ki adeta bize sınırların anlamsızlığını anlatıyor. Zaten tüm savaşların kaynağı değil mi bu sınırlar? Toprakları, vatanları ve hatta insanları bölen, halkları, komünal toplumsal değerleri yok sayan ve düşmanlığı körükleyen bu yapay sınırlar değil mi? Ve sonuçta nice topraklar bölünmeye çalışıldı bu sınır taşlarıyla ve nice halklar soykırımlara tabi tutuldu.
Peki, başarılı oldu mu? İnsanları engelledi mi bu sınır taşları?
Sınır taşının öte tarafında görünen dağlar Cilo ve Sümbül dağları, yani ötesi Colemêrg ve Gever. Bu güzel ve alımlı yerler maalesef hep savaşlarla anılıyor. Ve hala buralarda savaş tüm şiddeti ile devam ediyor. PKK gerillaları için hiçbir meşruluğu kalmayan bu sınırlar aslında hep olduğu gibi kalkmıştır ortadan. Anlayacağınız orada bir sınır yok ve Türk devletinin her seferinde öne sürdüğü gibi „sınırın öte tarafından geliyorlar“ sözleri sadece nasıl bocaladıklarının bir işareti oluyor.

Sınır yok, her yer Kürdistan

Şimdi sizler fotoğrafta sınır taşına işeyen çocuğun kim olduğunu merak ediyorsunuzdur. Adı Dijwar, kendisi Geverli. Sınırların akrabaları ile onu ayırmaya çalıştığı toprakların bir çocuğu. Dijwar da çoğu Kürt gibi Türk devletine öfkeli ve öfkesini o sınır taşına işeyerek dindirmeye çalışıyor. Bir nevi dilini yok sayan, varlığını tehdit gören ve arkadaşlarını sokaklarda kurşunlayarak öldüren, kameralar önünde kollarını kıran bu faşizan sistemden öcünü alıyor. Aslında farkında olmadan kendince o ketum ve ifadesiz sınır taşına anlam katıyor. Sınır taşı birden hela taşı oluveriyor. Bu fotoğrafa gülecekler kadar kızacak olanlar da olacak. Kızacak olanlara tavsiyem şu ki; boşuna kızmasınlar. Olmayan sınır için kızmaya gerek var mı sizce?
Kim bilir belki de şimdi bu fotoğrafı gören devlet yetkilileri hemen Dijwar hakkında ferman çıkarırlar. Dijwar yakalanırsa sınır taşına işemekten dolayı tutuklanır ve büyük cezalara tabi tutulur. Hatta ceza verebilmek için anayasaya sınır taşına işemek suçtur diye bir ibare bile eklenir. Düşünün bir; AKP hükümeti mecliste toplanmış ve oy birliğiyle anayasaya böylesi bir yasa eklemiş. Söylediğimi garipsemeyin. Çünkü komşu devletlerin liderlerini önce kardeş gibi sarıp sarmalayan ve daha sonra çıkarları ters düştüğünde diktatörlükle suçlayan ama git gide katı bir diktatöre dönüşen bir başbakanı var Türkiye’nin. Esad’ı katil olarak suçlayan ama git gide Esadlaşan bir başbakan.

Sınır taşı oldu hela taşı
Bu fotoğraf iki sene evvel 2010 yılının Ağustos ayında çekildi. Hafızalarımızı tazelersek İlker Başbuğ‘un Genelkurmaylık görevini Yaşar Büyükanıt’tan teslim aldığı dönem olduğunu görürüz. O zamanlarda yine Türkiye gündemi sınırlarla meşguldü ve yine o dönemlerde PKK gerillalarının Gediktepe’ye yaptıkları eylem vardı. Bunun üzerine Recep Tayyip Erdoğan Gediktepe’ye gitmiş kurmaylarıyla kameralara poz vermişti. Yığınla toprak dolu mevzilerde çömelerek Dijwar’ın işediği bu sınır taşına taraf bakmıştı. Dijwar daha o zaman sınır taşının sadece bir hela taşı olduğunu zaten göstermişti. O günden bu güne çok sular aktı sınır taşının hikayesinin üzerine. Bilindiği gibi şimdilerde Gediktepe’de PKK gerillaları geziyor ve İlker Başbuğ cezaevinde volta atıyor. Bu olanları sindiremeyen başbakan ise bir yandan gerçekleri gizlemeye bir yandan da her tarafa  tehditler yağdırarak yeni sınırlar çizmenin hevesinde. Ama anlayacağınız artık orada bir sınır yok.


ROBÎN ARÎ