Claudia Korol: Kadınları öldürüyorlar ama mücadelemizi öldüremiyorlar. Biz bu sisteme karşı örgütleniyoruz, bizi etkilemesini engelliyoruz. Öfkemizi, sevinçlerimizi, hırsımızı erkek egemenliğine karşı kullanıyoruz. Bedenlerimizi topraklarımızla özdeşleştirip mücadele etmeliyiz.
Foza Yusif: Örgütlenme olmadan yaşamın olmadığı gerçekliğinden yola çıktık, komünler oluşturduk. Her komün eşbaşkanlık sistemi ile çalıştığı için binlerce köy komünü eşbaşkanı bulunuyor. Ayrıca bütün çalışmalarda kadın özgün sistemi mevcut.”
Dünyanın dört kıtasından yaklaşık 500 kadın, kadın devrimini tartışmak üzere Almanya’nın Frankfurt kentinde bir araya geldi. Frankfurt Goethe Üniversitesi Studierendenhaus’da gerçekleşen konferans, ’Yapım Aşamasındaki Devrim’ (Revolution in the Making) başlığıyla yapıldı. Oldukça sıcak bir atmosferde gerçekleştirilen konferansta yaşanan coşku görülmeye değerdi.
Konferansın açılışında, dünya halklarını, değişik inanç ve değişik yaş gruplarını temsilen Kürdistan, İspanya, Afrika, Afganistan, Arjantin, Meksika, Honduras, Tamil ve Amerikalı kimi kadınlar giydikleri yöresel kıyafetlerle sahneye çıktı ve kendi dillerinde konferans bileşimini içtenlikle selamlayıp direniş mesajları verdi. Daha sonra dünya kadınlarının birliğini sembolize eden el ele halka oluşturdu. Kadınlar, ‘Jin Jiyan Azadî’ sloganları ve zafer işaretleriyle sahneden ayrılırken, bu anlamlı gösteri karşısında etkilenen katılımcılar da alkışlarla atılan slogana eşlik etti.
Aydın: ’Sistem krizi tarihi fırsatlar sunuyor’
Kadınlar Geleceği Örüyor (Women Weaving The Future) Ağı’nın organizasyonuyla gerçekleşen konferansın açılışını, hazırlığında yer alan Avrupa Kürt Kadın Hareketi Üyesi Dilber Aydın yaptı. Aydın, konferansın kolektif bir çalışmanın ürünü olduğunu belirttikten sonra konferansla gerçekleştirmek istedikleri hedefleri anlattı. Kadının sömürülen ilk ulus olduğu vurgusunu yapan Aydın, günümüzde ise sistem krizlerinin kadın özgürlüğü için tarihi fırsatlar içerdiğini söyledi.
Kadın mücadelesi yükseldikçe ataerkil sistem saldırılarının da arttığına vurgu yapan Aydın, Kürt kadınların Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “21. yüzyıl kadın yüzyılı olacaktır’ tespitinden yola çıkarak, kadın özgürlüğü mücadelesini yürüttüğünü belirtti.
‘Hayallerimizi birleştirelim’
Kadın özgürlük mücadelesinin bütün mücadelelerin merkezine konulması gerektiğini önemle vurgulayan Dilber Aydın, konuşmasını “Kapitalist moderniteye karşı mücadelemizi yükseltelim; düşüncelerimizi, hayallerimizi, tecrübelerimizi birleştirelim. Hep birlikte geleceğimizi örelim” diyerek sonlandırdı.
Boockhin: ’Kadın hareketi hiç bu kadar güçlü olmamıştı’
Açılış konuşmasını takiben ‘Ataerkilliğin krizi ve kadına karşı sistematik savaş’ başlıklı oturum gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Gazeteci-Yazar Debbie Bookchin üstlendiği oturumun konuşmacıları Honduraslı Honduraslı aktivist Miriam Miranda, Arjantinli Feminist Yazar Claudia Korol ile Sosyolog Nazan Üstündağ’dı.
‘Cinsiyetçilik ve ırkçılığın hakim olduğu bir dünyada yaşanıldığını belirten Boockhin, “Kadın hareketi de hiç bu kadar güçlü olmamıştı. Ekolojik, feminist bir dünya yaratmak istiyorsak mücadelemizi yükseltmeli, kapitalizmi yükseltmeliyiz” dedi. Daha sonra söz verdiği her konuşmacının mücadelesi hakkında bilgiler verdi.
Miranda: Kapitalizmde insan sayılardan ibaret’
İlk sözü ‘Ataerkil sistemin zirvesi: Kapitalizmin kadın düşmanlığı’ başlığıyla Miranda aldı. Kürt Kadın Hareketi’ni bu buluşmaya vesile oldukları için kutlayan Miranda, ülkelerinde yaşanan darbe dönemlerinden söz etti. Ardından konuşmasını son karşılaştığı bir olaydan yola çıkarak yaşanan medeniyet krizine getirdi. Miranda, havaalanında yiyecek almaya çalışırken, ‘Banka kartınız yoksa yiyecek satamayız’ yanıtı aldığını söyledi. Miranda şöyle konuştu: Oy hakkı kullanabiliyoruz ama bir şey değiştiremiyoruz. Sorun ekonomik, siyasi ya da yaşam krizi değil, yaşanan topyekun bir uygarlık krizidir. Rekabet var ve insanlar sadece sayı olarak görülüyor. Kartın olmadığı zaman yemek alamıyorsun”.
Şiddetin kaynağı sistem
Kapitalizmin bu sistemi kadınların sömürüsü üzerine kurduğunu vurgulayan Miranda şöyle devam etti: “Krizler döneminde biz iki hatta üç kez fazla acı çekiyoruz. Erkekler bütün öfkelerini kadınlara yönlendiriyor. Her türlü şiddete maruz kalıyoruz. Kadına yönelik şiddet, kaynağını sistemin şiddetinden alıyor. Amerika’da kadın kırımı daha fazla.”
‘Yeni bir yaşam kurmalıyız’
“Uygarlığın kıskacındayız” diyen Miranda yeni bir model oluşturulması gerektiğini belirtti ve ekledi: “Kapitalist sistemde yaşamamız mümkün değil. Bugünden farklı yaşamak istiyorsak alternatifimizi oluşturmalıyız. Multi milyonerler şu anda Ay’da ya da Dünya dışında nasıl yaşayabileceklerinin hesabını yapıyorlar. Biz de sorunlarla mücadele edip yaşam kurmalıyız. Kendimizi sömürge olmaktan çıkarmalıyız ki yaşayabilelim. Değişmeliyiz, dünyanın farklı yerlerinde kadınların maruz kaldığı muameleleri değiştirmeliyiz. Kapitalist sistemin değerlerinden kurtulmalıyız. Daha az kirlenmiş ve hepimiz için yer olan bir dünya sistemi kurmalıyız.”
Korol: Bedenlerimize kadar saldırdılar
’21. yüzyılın yıkılışı: Kadınlar fırsatları değerlendiriyor’ başlıklı sunumu ise Korol yaptı. Feminist Yazar, Latin Amerika coğrafyasının ataerkil sistem tarafından iliklerine kadar sömürülme süreçlerini anlatırken, “Sularımıza, dağlarımıza, nehirlerimize, ormanımıza, topraklarımıza, kimliklerimize, dünya görüşlerimize, bedenlerimize saldırdılar” dedi ve sömürü ve işgalin hala devam ettiğini söyledi.
Herkes için barışçıl bir dünya
Zapatista halkı olarak herkes için barışçıl bir dünya inşa etmek istediklerini kaydeden Korol, yaşamı savundukları için katledilen Berta Caceres, Sakine Cansız ve Roza Luxemburg gibi isimleri de andı ve şöyle devam etti: “Kadınları öldürebilirler ama mücadelemizi öldüremiyorlar. Biz bu sisteme karşı örgütleniyoruz, bizi etkilemesini engelliyoruz. Biz direnişçi kadınlar kolektifiyiz. Irkçılara, yerli halklara düşman politikacılara karşı mücadele ediyoruz. Öfkemizi, sevinçlerimizi, hırsımızı erkek egemenliğine karşı kullanıyoruz.”
Kırıntılar için pazarlık yapılmaması gerektiğini de vurgulayan Korol, kadınların kendi vücutlarını toprakları ile özdeşleştirip mücadele etmesinin önemine dikkat çekti.
Üstündağ: Dincilik, milliyetçilik fenomen ideolojilerin aracı
‘Cinsiyetçilik ve kapitalizmin kutsal teslisi ile bağı’ başlıklı sunumuyla Akademisyen Nazan Üstündağ ise dincilik ve milliyetçilik bağlamında tespitler yaptı.
Üstündağ, konuşmasına başlamadan önce 6 değişik dilde simültane çeviriler yapan tercümanlara ve konferansta emeği geçen tüm kadınlara şükranlarını iletti,.
Dincilik ve milliyetçiliğin günümüzün fenomen ideolojilerinin aracı olduğunu ve bununla toplumun yönlendirildiğine dikkat çeken Üstündağ, insanların söylemek istediği, kendisini savunmak istediği her şeye devletin el koyduğunu ifade etti.
Kadınların tedavici, alşimist (döneminin eczacıları ve hekimleri) , toprağı üreten kesimler olduğunu ifade eden Üstündağ, devletin tecavüz vb. uygulamaları da kadına karşı kullandığını belirtti.
İlk oturum soru-cevap bölümüyle sona erdi.
Atölyelerde yoğun tartışma
Öğleden sonra ise 9 ayrı atölye çalışması yapıldı. ‘Faşist rejimlerin yükselişi ve kadınlar üzerindeki etkileri’, ‘Kadın kırımı, cinsel şiddet ve öz savunma’, Ekoloji’, Anaerkil toplumlar ve toplumsal kimlikler’, ‘Savaş, zoraki göç ve mültecileştirme politikaları’, ’Sömürgecilik, kapitalist modernite ve kadın üzerindeki etkiler’, ‘Yoksulluğun kadınlaştırılması ve komünal ekonomi’, ‘Kadın ve alternatif medya’, ‘Teorimizi pratikleştirmek’ başlıklı atölyelerde yoğun tartışmalar gerçekleştirildi. Kayıt altına alınan tartışmaların daha sonra değerlendirileceği, sonuçlarının ise bir bildirgeyle paylaşılacağı belirtildi.
Akşam programında ise halay çekildi ve müzik dinletisi sunuldu.
Kürt kadınların 40 yılı
Konferansın ikinci gününde Gazeteci-Yazar Rahila Gupta moderatörlüğünde Kuzey Suriye’den gelen delegeler kendi devrim tecrübelerini paylaştı. “Fis’ten Kobanê’ye, Minbic’den Reqa’ya kadınların özgürlük mücadelesi” konulu oturumda Gupta, ‘Kürdistan’a Barış Kadın İttifakı’nın mesajını okudu.
“Ataerkil sistemin yok oluşunun arkasındaki felsefe” konulu bir sunumuyla ilk sözü alan Jineoloji Komitesi Üyesi Haskar Kırmızıgül, PKK’nin kurucularından Sakine Cansız’dan itibaren süren kadın özgürlük mücadelesinin 40 yıllık hikayesini anlattı.
Kürt kadınların özgürlük mücadelesinin gelişiminde çelişkilerle çatışmanın temel olduğunu vurgulayan Kırmızıgül, Öcalan’ın kadın özgürlük felsefesini geliştirmek için yürüttüğü çalışmalara da değindi.
Kırmızıgül, daha sonra jineolojinin üç hedefinin bulunduğunu belirterek, bunları; kadının sömürgeleştirilmesi tarihinin açığa çıkarılması, devrimi oluşturma mücadelesinin sürmesi, toplum ile sözleşmenin hazırlanması olarak sıraladı.
Kadınlar öncülüğünde yeni sistem
Kongreya Star Sözcüsü Avin Sweed ise kadın konfederal sisteminin oluşum felsefesi hakkında konuştu. Rojava’da kadınların özgürlük ve kimlik mücadelesi verdiğini vurgulayan Sweed, demokratik konfederalizm sisteminin devlet artı demokrasi sisteminin kadın öncülüğünde, direniş deneyimlerinin toparlanması ile gerçekleşebildiğini söyledi.
Rojava’da kadınların öz yönetimin yürütücüleri olduğunu da kaydeden Sweed, kadınların bütün alanlarda rolünü oynadığını da vurguladı.
Alhamoud: Komünal yaşamı kurmaya çalışıyoruz
Reqa Meclisi Eşbaşkanı Khawla Al-Issa Alhamoud da DAİŞ egemenliği altında yıllarca yaşamak zorunda kaldığı tecrübesini paylaştı. DAİŞ işgali altında kadınların cinsel obje olarak ele alındığını ifade eden Alhamoud, kendisinin saldırılara karşı kadın örgütlenmesinde yer aldığını aktardı.
Kadınların örgütlendikçe ataerkil sistemden sıyrılabildiğini deneyimlediklerini belirten Alhamoud, ataerkil sisteme karşı komünal yaşamı kurmaya çalıştıklarını vurguladı. Kadınların tarımdan inşaata ortak çalıştıklarını aktaran Alhamoud, kadınların komünal yaşam bilimi olarak tanımladığı jineolojiden faydalanmalarının sağlanması gerektiğini vurguladı.
Yusif: Bilinç olmadan devrim olmaz
Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Foza Yusif ise Rojava’da kadın örgütlenmesinin formuna dair katılımcıları bilgilendirdi.
Bilinç olmadan devrimin gelişemeyeceğini belirten Yusif şöyle konuştu: “Toplumsal bilinç üzerine çok yoğunlaştık. Kadın akademileri ve toplumsal akademiler oluşturuldu. Ancak, burada sadece kadın üzerinde çalışmanın yeterli gelmediği, erkeklerin bilinçlenmesi çalışması yürütmemiz gerektiğini de anladık. Yoğunlaştığımız diğer bir konu ise toplumun örgütlenmesi idi. Örgütlenme olmadan yaşamın olmadığı gerçekliğinden yola çıktık. Bundan dolayı da komünler, yani köy meclisleri oluşturuldu. Her komün eş başkanlık sistemi ile çalıştığı için binlerce köy komünü eş başkanları bulunuyor. Ayrıca kadın örgütlenmesi de esas alınıyor. Bütün çalışmalarda kadın özgün sistemi mevcuttur.”
Çeşitli sunumlarla devam eden konferansın bu akşam sonuçlanması bekleniyor.
Y.ÖZGÜR POLİTİKA/FRANKFURT















