Bizi bu ülkede istemedikleri o kadar belli ki. Kürtler ölsün, Ermeniler gitsin, translar özüne dönsün, eşcinseller evde kalsın, akademisyenler ağzını açmasın, e kadınlar da boş durmasın, boyuna doğursun, sonra rahat eder mi acaba muktedir.


“Sorgulanmamış eski İslam kültürüyle yetişen bir genç üç gömlek sonra IŞID’çi olur” diyor Anti-Kapitalist Müslümanların başını çeken İhsan Eliaçık. Başka bir zaman olsa, fazla umutsuz bulabileceğim bu öngörüyü yaşanan olaylar maalesef haklı çıkarıyor. Orlando katliamını üstlenen IŞİD’in kendi “Allahları” uğruna kimseyi yaşatmamak için ettikleri yeminle, Taksim’de bira içen gençlere saldıran, kafalarında şişe kıranlar arasındaki köprüyü anlamak için belki de “üç gömlek”lik kadar beklemeye gerek bile olmayacak.

Ramazan falan bahane. Daha bu kış ellerinde silahlarla merdivenlerde, kafelerde oturan gençlerin üzerine yürüyor, topuklarına sıkıyordu aynı güruh. Polis çağırılınca gelen bir insan türü olmadığı için, iş başa düşmüştü. Bir kısmı direniyor, Cihangir Forumu’ndakiler televizyona çıkıp, bunlar çok ciddi olayların işareti diye uyarıyor ama kimse tınmıyordu. İşte şimdi geldiğimiz nokta ortada: Alperenler basın toplantısı yapıyor, biz LBGTİ’lere saldıracağız haberiniz olsun diyor. Valilik bu açıklamayı emir telakki edip, yürüyüşü yasaklıyor. Metrodan mavi bayraklarla çıkanlar; “İbneler şaşırma, sabrımızı taşırma” diye bağırıyor, halkımız başı önde hızlı hızlı yürüyüp, kendini can havliyle dışarı atma derdine düşüyor.
Bu yazının yazıldığı saatlerde, sosyal medyaya düşen görüntülere bakınca durumun nasıl devlet destekli olduğu bir kez daha net olarak ortaya çıkıyor. Polis, Alperenler ya da İslamcılardan birinin koluna girmiş, resmi geçit yapıyor. Diğeri gülerek selam veriyor, onun yanında bir çocuk, o da zafer işareti yapıyor. Sanırsın ki emmioğluna çaya gidiyor. Hiç komiklik yapmak niyetiyle söylemiyorum inanın, çünkü polis gerçekten de bunların alayının emmioğlu. Eğer tersi bir durum olsaydı, plakçı basanlar ertesi gün serbest bırakılmazdı. Eğer tersi bir durum olsaydı, muktedir bir gün önceden Gezi’ye “tarihi eser” inşa edeceğini duyurmazdı. Gülecek halimiz olsa şu tarihi eser nasıl inşa edilecek anam babam bir anlat minvalli konuya dalardık da, vallahi billahi yok.
Mahallem gaz bulutu altında, Taksim sağa-sola koşuşan translar, eşcinsellerle dolu… Bizi bu ülkede istemedikleri o kadar belli ki. Kürtler ölsün, Ermeniler gitsin, translar özüne dönsün, eşcinseller evde kalsın, akademisyenler ağzını açmasın, e kadınlar da boş durmasın, boyuna doğursun, sonra rahat eder mi acaba muktedir. Etmez ama evet. Adamın ne AB’yi, ne dış politikayı, ne yargıyı, ne askeri, ne muhalefeti (!) taktığı var. Babasının çiftliğine çevirdi koca memleketi. Ne kadar akrabası, yandaşı, yancısı varsa yeşil sermayenin içinde boğulacak. Sağlık-eğitim, ulaşım, medya tekelinde. Kürdistan yerle bir edildi. TOKİ’ciler el ovuşturmaya başladı. Kürtlere yıktıkları evlerini yeniden satarak bir de hırsızlık yapıyorlar. Katil diyorsun, yalancı diyorsun, hırsız diyorsun, sokaklarda bağırıyorsun, biraz onuru, haysiyeti olanın yüzü kızarır diye düşünüyorsun. Dehşet bir pişkinlikle karşılaşıyorsun.
Sözün özü, yarın öbür gün Taksim’de de Orlando benzeri bir olay olursa kimse şaşırmayacak. Neden derseniz buralarda kimse hiçbir şeye hayret edemez oldu artık. Bir- iki ah- vah, o kadar. Boğazına kadar kedere, acıya batmanın uyuşukluğu mu, istihap haddimizin dolması mı? Ne derseniz deyin. Bu ülkede doğduğu için, kendi kimliğini korumak için canını verenleri, omuz omuza direnerek çarpışanları saygıyla selamlıyor, bugünkü eylemde kaç kişi yaralanmış, kaç kişi gazdan fenalaşmış onları takip etmek için sanal aleme geri dönüyorum.