Almanya Gündemi
24 Nisan’da Ermeni Soykırımı’nın 100. yılı vesilesiyle, Yerevan’da büyük bir anma töreni yapılması planlanıyor. Geçen yıl, dönemin başbakanı sıfatıyla Recep Tayyip Erdoğan, 99. yıldönümü dolayısıyla bir mesaj yayınlamış, "20. yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz" demişti. Bu taziye mesajı devletler arası ilişkiler açısından olumlu karşılanmış, ki beklendiği üzere devamı gelmemişti. Türkiye’nin bu yıl benimsediği strateji ise aslında meseleye nasıl baktığını bir kez daha deşifre etti. Zira Ermenistan’daki anmaya paralel olarak, 24 Nisan’da Çanakkale’de büyük bir tören yapılması planlanıyor, ki bu planlamaya Ermenistan’da davet edilmişti. İnkar politikasında kararlı Türkiye devletini kızdırmamak adına, bazı Avrupa ülkeleri de bu duruma hassas yaklaşıyor, bu ülkelerin başında dünya güç dengelerinden önemli bir rol almak isteyen ve bu çerçevede Türkiye ile ilişkilerine zarar vermek istemeyen Almanya geliyor.
Almanya 16 Haziran 2005 tarihinde (soykırımın 90. yılında) Federal Meclisi’nde Ermeni Soykırımına yönelik bir karar almıştı. İçerik olarak, meseleye bakışında bir ’ortayol’ benimsenen ve Türkiye tarafından bu haliyle bile eleştirilen kararda‚ ’soykırım’ kavramı kullanılmadan Almanya’nın olaylarda özel bir sorumluluğu olduğu, Alman İmparatorluğu’nun bilgisi olmasına rağmen vahşetin durdurulmadığı ve görmezden gelindiği, ve bu durumdan dolayı üzüntü duyulduğu dile getirildi. Ayrıca Ermeni, Türkler ve farklı tarihçilerden de oluşan bir komisyon kurularak olayın araştırılması önerildi. Fakat, soykırım resmi olarak tanınmadı, onun yerine ’sayısız bağımsız tarihçi, parlamento ve uluslararası örgüt Ermenilerin tehcir ve ortadan kaldırılmasını soykırım olarak nitelendirmektedir’ ifadeleri ile yetinildi.
Bu yıl da, yani Ermeni Soykırımının 100. yılı vesilesiyle Sol Parti (Die Linke) tarafından Meclis’e sunulan soru önergesine benzer bir yanıt verildi. Yanıtta‚ ’soykırım’ kavramından kaçılarak, 1915-1916'daki katliam ve tehcirle ilgili çalışmanın Türkiye ve Ermenistan'ın konusu olduğu vurgulandı, ’tarihi olayların’ değerlendirmesinin ise tarihçilere bırakılması gerektiği belirtildi. Öte yandan 21 Nisan tarihinde konuyla ilgili Federal Meclis partileri tarafından oluşturulan komisyonların hazırladığı taslak oylanacak. Yine katliamın yıl dönümü olan 24 Nisan’da ise bir saatlik bir oturum yapılması planlanıyor. Federal Meclis’te tartışılacak taslakta muhtemelen, yine ’soykırım’ kavramı kullanılmayacak ve Almanya Ermeni Soykırımına yönelik bulduğu 'orta yol’ reçetesini tekrardan bu kararla güncelleyecek.
Bu yılın sembolik önemi ise soykırımın 100.yılı olması. Bu çerçevede uluslararası platformlarda olduğu gibi Almanya’da da bu konu tartışılmaya devam ediyor, ki Almanya soykırımdaki rolü açısından da tartışmaların merkezinde. Bildiğiniz üzere 2012 yılında Ortadoğu uzmanı Robert Fisk Independent gazetesinde öldürülen Ermenilerin kemiklerinin önünde üç Türk subayı ile poz veren iki Alman subayının yer aldığı bir fotoğraf yayınlamıştı. Elbette ki Ermeni Soykırımında Almanların rolü bu fotoğraf sayesinde netleşmedi. O dönemde Almanya ve Osmanlı arasındaki stratejik ilişkiler bir yana, Osmanlı ordusu içerisinde çok sayıda Alman askerinin olduğu biliniyor, hatta Enver Paşa’nın çevresinde yer alan bazı Alman askerlerinin soykırımın planlanmasında aktif rol aldığı da biliniyor. Yine durumu haberdar etmek isteyen bazı Alman yetkililerine verilen 'Ermenilerin bu çerçevede onları ilgilendirmediği, Türklerle ilişkilerin esas olduğu’ şeklindeki yazılı cevapları arşivlerde yer alıyor. Soykırımda rol alan Talat Paşa’nın savaştan sonra Almanya’ya sığındığı gerçeği de bir yana.
Bir süredir bu yönde devam eden tartışmaların diğer bir ana çerçevesi ise Ermeni Soykırımından haberdar olan Alman İmparatorluğu’nun istese katliamı durdurabileceği/ya da daha az kayıp yaşanmasında rol alabileceği konusu. Birçok araştırmacı ve tarihçinin sınırlı belgelerle ortaya çıkardığı üzere Almanya’nın bunu çıkarları nedeniyle istemediği artık gizlenen bir gerçek değil. II. Abdulhamit döneminde başlayan ve daha sonrasında devam eden Almanya-Osmanlı ilişkileri karşılıklı çıkar çerçevesinde devam etti, öyle ki bu ilişkiler günümüzde de, Almanya’nın Türkiye politikaları üzerine alınan kararlarda etkili oldu/olmaya da devam ediyor. Nitekim Türkiye’yi kızdırmamak adına Meclis’te soykırımın resmi olarak tanınmaması ve kararın tarihçilere bırakılması kararı da, Almaya’nın ortayolcu reçetesi. Halbuki soykırımda rol alan bir ülkenin bunu resmi olarak kabul etmesi, Türkiye’nin de bu karara yönelik tutumunda rol oynayabilir. Fakat Almanya’nın tercihi belli.