Eğer özel olarak savaş/şiddet takıntılı bir kişi veya savaşı ve şiddeti kutsayan bir gruba ait değilsek, "barış'' daha ilk ifadede alıp götürür bizi. Barış, insanın hem kendisi hem de çevresi ile uyumunu ifade eder. Barış ortamında birey ve toplum bir harmonide birlikte yaşıyorlardır. Birey toplumu, toplum bireyi zorlamaz, rahatsız etmez! Tam tersine biri diğerine katkıda bulunur. Barış, tek tek bireyleri daha verimli kılarken; toplumsal refahı da arttırır. İnsanın temel kaygısı mutlu olmak ise; göreli mutlu insanlardan oluşan bir toplum inşa etmek, ancak barış ile olur.
İlk filozoflar hayatı; kaos ve kozmos döngüsünde tarif ederken, kozmosa yani başka bir ifade ile "barışa" özel bir mana yüklerler ve insan toplumlarının temel gayesinin kozmosa/barışa ulaşmak olduğunu söylerler. Kaos; çatışmadır, insanların ve toplumların enerjisinin, becerilerinin, çabalarının kendilerinin ve toplumun mutluluğu yerine mutsuzluğuna kanalize edilmesidir. Kaos ortamlarında üretemezsiniz, sürekli bir kıtlık hali vardır. Bireysel varlığımız ve toplumsal sürekliliğimiz tehdit altındadır. Bütün yoğunlaşmanız; karşı tarafın imhası, mutsuzluğu, tahrip edilmesi üzerinedir. Kendinizi sürekli ötekisi üzerinden tarif edersiz; sizin neyi istediğiniz değil, öteki tarafın neyi istemediği üzerinden var oluşunuzu tarif etmeye koyulursunuz.
Yaşadığımız ülkeye ve coğrafyaya bakın; muazzam bir kaos; yani çatışma ve savaş hali görürsünüz! Neredeyse herkes herkesle çatışma halinde. Bütün Ortadoğu her şeyden önce Şii ve Sünni olarak ayrışmış durumda; mezhep ayrışmasını etnik ayrılıklar takip ediyor. Herkes kendini öteki üzerinden tarif ediyor. Herkes muazzam mağdur, buna ilişkin sürekli tekrar ettiği hikayeleri var. Şiilerin "Kerbelası", Sünnilerin "emperyalizim" tarafından kırılmış onurları. Gayri Müslimlerin soykırım travması!
Hatta bu mağduriyet üzerinden kendini tarif etme öyle bir hal alır ki; yüzyıllar boyunca bölgenin tek hakimi olmakla övünen Türkler, kaybettikleri İmparatorluğun sorumluluğunu onları arkadan vuran "Araplar" üzerinden tarif etmeye çalışır. Kimi Araplar ise bugünkü durumlarını yüzyıllar süren Türk egemenliğine bağlarlar. Aslında o kadar uzağa gitmeye gerek yok; var olan Türkiye gerçekliğine bir göz atmak neyle muhatap olduğumuzu anlamamıza yetecektir. İnsanlar geliştirici manada birbirlerinin rakibi değil hasmı haline getirilmiştir. Eskiden birbirinin komşusu olan insanlar; birbirinin hasmı, ötekisi haline gelmiştir. Artık insanlar birbirlerinin sadakatinden kuşku duymaktadırlar, herkes durduğu yerden kendine benzemeyeni vatan haini olarak görmektedir.
Bu durum bazıları tarafından bütün Ortadoğu’da ve yaşadığımız ülkede kolay iktidar üretmenin de bir aracına dönüşmüştür. Tayyip Erdoğan’a iktidar üretmek için; Sünnilik ve Türklük yetmektedir. AKP işin kolayını bulmuştur, Sünnilik ve Türklük üzerinden en kestirmeden iktidar üretmektedir. Bir yandan ABD dahil bu dünyanın bütün muktedirleriyle iş tutarken, diğer yandan "mağdur ve mazlum(!) Sünni Müslümanlığın, temsilcisi ve savunucusu rolüne soyunmakta hiçbir sakınca görmemektedir. Çatışmanın içeriği AKP’yi ve Tayyip Erdoğan’ı ilgilendirmez; onlar Sünnici ve Türkçüdürler. Kobanê'ye de böyle bakarlar; DAİŞ’e de. Çatışalım, iktidar olalım! AKP’nin ve bölgenin diğer savaş baronlarının temel yaklaşımı bu olmaktadır. Bu yaklaşım bize hiçbir sorunumuzu çözdürmez; hatta sorunlarımızı büyütür. Aramızdaki mesafeyi açar, bu coğrafyanın insanını ahlaken zorlar, bütün Ortadoğu coğrafyası ve Türkiye mutsuz insanların yaşadığı bir yere dönüşür. Ki şu anda yaşanan da bu olmaktadır.
İşte HDP ve onun siyasetinin pratik karşılığı olan Kobanê direnişi yukarda anlatılan olumsuz siyasetin tam zıttı olmaktadır. Bu coğrafyanın en kuvvetli barış projesidir. HDP ve Kobanê'de ortaya konulan insanlık değerleri; AKP ve Tayyip Erdoğan’ın Türkiye ve Ortadoğu siyasetinin neredeyse "ak ve kara" kadar tersi olmaktadır. HDP ve Kürt siyaseti; var olan farklılıkları yok saymaz, tam tersine onların var olduğunu, nasıl iseler öyle var olmayı ve var oldukları halleriyle saygıyı görmeyi hak ettiklerini esas alır. Zalimin sopasının sağlayacağı sahte sükûnete değil; halkların gönüllü birlikteliğine değer verir.
Bu yönüyle Kürt hareketi ve onun Türkiyeli demokrasi güçleri ile oluşturduğu HDP; Türkiye ve Ortadoğu’nun tek ve gerçek barış umududur!