Birikmiş kemikleşmiş sorunların içindeki Ortadoğu bölgesi çözüm sancılarıyla kıvranıyor. Bu sancılar yeni bir doğumun sancılarıdır. Birinci paylaşım savaşıyla emperyalist ve sömürgeci güçler tarafından oluşturulan statükonun miadı dolmuştur.

Dünyanın belli başlı süper güçlerinin hegemonya kavgası, bölge egemenlerinin egemenliklerini koruma çabaları ve ezilen halkların özgürlük savaşları iç içe geçmiş bulunuyor. Bölgedeki hiç bir ülke huzur içinde değildir. Her biri iç çelişki ve çatışmalarını bastırmak için bölgedeki egemenlik kavgasını kızıştırmakta ve halkların dikkatini “dış düşmanlara” çekmek için saldırganlaşmaktadır. Bu karmaşıklık ve sorunların derinliği gösteriyor ki çözüm hiç de kolay olmayacaktır.

Erdoğan şefliğindeki Türkiye bu kavgaya girerken Yeni Osmanlı diyerek niyetini ortaya koymuştu. Böylece hem bölgede etkisini arttırmak hem de Kürt direnişini bastırmak istiyordu.

“Artık oyun kurucu olacağız, hilafeti getireceğiz, İslam alemini kurtaracağız” gibi büyük hayallerle başlayan bu macera daha ilk adımda batağa saplandı. Ancak Erdoğan şefliğindeki Yeni Osmanlıcılar Şam yoluna çıkacakken ortada kaldılar. Ama hala iflah olmuş değiller.

Trump’ın kendi iç politik çıkarları için Kudüs meselesini gündeme getirmesinden sonra Ortadoğu’da sıcaklık yeniden yükseldi. Erdoğan da fırsat bu fırsat deyip İslam aleminin liderliği için yeniden harekete geçti. İslam aleminin lideri olamasa da bu vesileyle içerideki iktidarını sağlamlaştırmak istedi. Her türlü Kürt düşmanı kişi ve kurumu peşine takarak ayakta kalmaya çalışıyor. Ama İslam eleminin durumu hiç de parlak değil. Öyle bir alem var mı, varsa da ne alemde belli değil.

Erdoğan’ın Kudüs için çağrısına İslam aleminin ilgisi düşük oldu. Yarısı gelmedi, gelenlerin çoğu da göstermelik olarak katıldı. Yani bağırıp çağırıp içe dönük yapılan şovlar dışında tam bir fiyasko oldu.

Aslında bu sonuç pek de sürpriz olmadı. Onlarca yıldır Arap aleminin Filistin davası ve İsrail ile ilişkileri gayet iyi biliniyor. Dedikleri gibi iki milyarlık İslam alemi varsa ve bunlar Filistin davasını destekliyorsa şimdiye kadar Filistin sorununun beş yüz defa çözülmesi gerekirdi.

Arap devletlerinin Türkiye’ye bakışları da belli. Hiçbirisi Türkiye başımıza geçsin diye “hazır ol”da beklemede değil. Tam tersine hepsinin farklı dertleri var. Çoğu birbiriyle savaş ya da çekişme içinde. Türkiye’ye bir güvenleri yok. Erdoğan içerideki “hainleri” hallettikten sonra şimdi de İslam alemindeki “hainleri” temizleme derdine düştü. Önüne gelene saldırıp duruyor. Böyle şeflik taslamakla içerideki sorunları bastırabileceğini zannediyor. Bu kafayla Erdoğan ve temsil ettiği zihniyet iyice bataklığa saplanıyor. “Müslüman demokrat, model ülke olacağız” diyorlardı ama Müslümanlık kisvesine bürünmüş ırkçı-faşist model ülke oldular. Bu modeli beğenen de olmuyor.

Bu son gelişmeler bir kez daha gösterdi ki, günümüzde ve özellikle Ortadoğu’da “Dar sınıfçı-dar milliyetçi-dinci-mezhepçi-aşiretçi-aileci” yapılar toplumların gelişmesinin önündeki en büyük engeldir. Bunlar tasfiye edilmedikçe toplumlar bir adım ileri gidemez. Ya bu yapılar tasfiye olacak ve toplumların önü açılacak ya da Ortadoğu halkları uzun bir süre daha milliyet-din-mezhep boğazlaşmalarıyla içinde sürünecek ve çürüyecektir.

Güney Kürdistan’daki direnişler de bunun en iyi göstergesi olmuştur.

Kürdistan halkı onlarca yıldır özgürlük için savaşıyor. Ancak halkın mücadelesi, emeği ve kazanımları gerici önderlikler tarafından çarçur edildi. En son bağımsızlık referandumu ve sonrasındaki gelişmeler bunu acı bir biçimde bir daha gösterdi.

Bu gelişmelerin sonunda bugün halk sadece ekmek için değil özgürlük için de ayağa kalkmış bulunuyor. Bu da 3-5 dolarla çözülecek bir sorun değildir.

Kürdistan’da da, Filistin’de de, bütün Ortadoğu’da da halkların eşitliğine, özgürlüğüne ve özyönetimine dayalı, bütün farklılıklara onurlu bir yaşam hakkı kazandıracak demokratik çözümlerin zamanı gelmiştir.

Bunu zorla engellemek isteyenler döktükleri kanda boğulacaklardır.

Hiç bir zalim kalıcı olamaz. Kalıcı olan, zafer kazanacak olan halklar ve onların özgürlük aşklarıdır