Tarih olaylar ve olgular silsilesi oarak ilahi dinlerle başlamış ve kendi içinde batıl olanla arasında geçen mücadele ile devam etmiştir. İnandıkları din uğruna ölüme hazır olanlarla dinlerini iktidarları için  adayanların mücadeleleri kanlı ve vahşice olmuştur. Saflar sık,sık yer değiştirmiş ‘kafir-düşman’ suçlamalarıyla oluk oluk kanlar akıtılmıştır Tanrı adına.
İslam kendi içinde biribirlerinin kellelerini zevk ile kesme hikayeleriyle doludur. Kerbela ile başlamış, Kuyucu Muratlarla sürmüş ve hala devam ediyor. Katolikler ile Protestanlar arasında ki savaşlar da kardeş kardeşi boğazlayarak oluk oluk kanlar akmış. Protestanlar katoliklerin sürdürdüğü lüx iktidar saltanatını yıkamayınca, sadeliği ve sosyallleşmeyi esas alan  protestan kiliselerini kurmuşlar. Vatikan’ı ziyaret ettiğimde, o lüks ve ihtişama karşı Protestancılığın neden ortaya çıktığını anladım.
Zamanla Batı’da bilim, teknoloji ve aydınlanma geliştikçe, insanlığın barış içinde birlikte yaşama ihtiyacına cevap olamayan din sorgulanmaya başlandı. Tolumların ortak çıkarlarını esas lan demokrasi bilinci gelişti. Din ve devlet işleri ayrıştırıldı. Gelinen aşama, elbette dijital bir demokrasi değil, ancak hukuk ve sosyal devletlerin ortaya çıkmasını sağladı. Oysa Ortadoğu hala din ve mezhep savaşlarıyla kan derysı; Afganistan, Pakistan, Türkiye, İran, Irak, Flistin, Mısır, Suriye ve daha yirmiyi aşkın arap ülkesi din savaşlarına gebe. “Arap baharı” diye başlayan ayaklanmaların demokratik devrimlere yolaçacağı düşünülürken bir de baktık ki Hizbullahlar, Müslüman Kardeşler başı çekiyor.
Geçen yıl Suriye’de Türkiye destekli İhvani Müslim’in liderlerinden Memun El Hısmi videolu korkunç bir açıklaması düştü ekranlara “Suriye’yi Alevilere mezar edeceğiz” türünden karanlık çağa ait tehditler... Bu ne kin, bu ne nefret, hemde Allah adına. Vahşet ve mezar kazmaktan başka birşey düşünmüyor musunuz be cehalet!
Tarihte ilk kez ve tek sefer Müslüman ve Arapların birliğini sağlayan Selahattin Eyyubi’ydi; torunları olan Kürdlere müslüman ülkeler düşmanlıkta sınır tanımıyor. Peki Kürtler daha az mı müslüman? Hayır. Demekki din, çoğu zaman dünyevi emeller için bir araçtı.
Tarih boyunca Allah adına hükmetme ehliyetini kim nasıl alabilir? Hizbullah, Allahın partisi ya da Allah’ın askerleri varsayalım. Bu kocaman soru işaretini nasıl açımlayabiliriz? Dine göre kainatı altı günde yaratmış Allah’nın evrende toz zerrecikleri bile sayılmayan insanların yardımına mı ihtiyacı var? Kuldan istenecek insanca, barış ve huzur içinde insanca yaşamasını öğrenmesi değil mi?
Doksanlı yıllarda Kürd ulusal hareketi gelişince, Türk devleti Kürd Hizbullah’ını piyasaya sürdü. Mezarevleri ve domuzbağlarıylayla gündeme gelip derin devletin faili mechul cinayetlerinde teşeron olarak kullanılıp, binlerce müslümanın, aydının kanına girdi. Allah adına hareket etmek böyle midir ve Allahın sanamı ihtiyacı var be cahalet! Aynı zihniyet, geçenlerde utanmadan, sıkılmadan Hz.Muhammed’in doğum gününde resmi etkinliklerle biraraya gelebiliyorlar. 
Geçenlerde Hewler’de yaşanan şiddet olayları Ortadoğu’daki dinsel gelişmelerden bağımsız değerlendirilemez. Çırpe dergisi en son sayısında Helmet Goran imzalı bir makale yayınlandı. Peygambere hakaret yapıldığının iddia edilmesi dindar geçinenlerin dergi binasına hücüm etmelerine yolaçtı. Tepkiler karşısında Çırpe dergisi kapatıldı ve başyazarı da tutuklandı. Hala İslami reflekslerin çok rahat kullanıldığını görüyoruz. Aynı günlerde İran’ın Hewler konsolosluğu bir açıklama yaparak Güney Kürdistan’da İsrail ve Siyonizm’in etkili olduğunu söylemiş ve Güney Kürdistan yönetimini İsrail ile işbirliği yapmakla suçlamıştı. İsrail siyonist ise İran ne oluyor? Onlarca insanı bir günde sokaklarda asan insan hak ve hukukuna dünyada en çok tecavuz eden, kadına recm uygulayan, ırkçı, mutacı bir devlet gerçeğine sahip bu ucube sistem, kimi neyle suçlama hakkına sahip? Biri siyonist, diğeri Persfaşizmi; bu anlamda insani değerlere saygı anlamında İran’ın israilden üstün olduğunu kim nasıl iddia edebilir? Tabiiki ikisi içinde din aslında bir hikaye,amaç hegomanya.
AKP oy potansiyellerini artırmak için dini söylemleri ve Filistini kullanırken, Gülen gibi kimi cemaatler varlıklarını güçlendirmek için dinde haram sayılan ırkçılk vb. ne varsa en ahlaksız biçimiyle kullanıyorlar.
Anlaşılan dindar potansiyel dikkate alınarak, dini duygular sömürülerek din adına her türlü yapılanma, her türlü örgütlenme bireysel ve gurupsal çıkarlar için yapılıyor. Ortadoğu’da Allah adına sapkın bir İslam faşizmi hüküm sürerken değirmenine su taşıyoruz. Acılardan ve kandan besleniyoruz. İşimize geldiğinde demokratız, işimize geldiğinde iktidar yanlısıyız. Nefret ve öfke ekiyor şiddet biçiyoruz. Zindanlar, aydınlar, siyasetçiler, öğrenciler ve gazetecilerle doldu. Ne demokrasi, ne insan hakları ne de insana saygıyı biliyoruz. Roboskî’de 35 genç gündüz ortası devlet tarafından katledilirken, karşı gelenler tehdit ediliyor. Peki ya AKP’ye milletvekilliği yapan ya da ona oy verenlerin insanlığı vicdanı yok mu? Bu denli mi insanlıktan çıktık? Yüreğinde coşku ve sevgi taşımayan yobazların, insanlıktan çıkmışların kuşatması altındayız. Elbet insanlık aydınlığa doğru ilerleyecek ve bu zihniyetten hesap soracaktır. Ne Naziler, ne de Saddam kadar başarılı olamazsınız beyler.

dere@bluewin.ch