12 Eylül Askeri faşist cuntanın 37. yıldönümünü girdiğimiz bugünlerde Amed zindan direnişçilerinin direniş ruhu ile mücadele etmeli, direnişi yükseltmeliyiz. Ve Ortadoğu halklarının tarihi direniş kültürünü tekrardan canlandırmalıyız. Bu direniş kültürü Mazdeklerden, Babeklerden, Hallac-ı Mansur’dan, Şeh Bedrettinlere, Şex Saidlere, Seyid Rızalara kadar uzanan bir direniş kültürüdür. Faşizme karşı boyun eğmeyen halkların direniş kültürü halen devam etmektedir.
1938’lerde sömürgeci Türk devletinin Dersim’i işgal operasyonunda Seyid Rıza’nın “ben sizin yalanlarınızla baş edemedim bu bana ders olsun, ama sizin önünüzde boyun eğmedim bu da size dert olsun” bu sözü, Ortadoğu halklarının kadim halkı olan Kürt halkının direniş kültürüdür. Bu direniş Ortadoğu’da tüm faşist, diktatör, sömürgeci, milliyetçi kesimlere karşı demokrasinin, özgürlüğün, adaletin, eşitliğin haykırış mücadelesidir. Ortadoğu halkları hiçbir zaman faşizme boyun eğmedi ve geçit vermedi. Faşizme karşı hep direniş içerisinde oldu. Bu direniş kültürünü PKK hareketi ise 1970’lerin başında devralarak 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile gelişen süreç ile birlikte doruklara çıkardı. 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesi ile Amed zindanlarına doldurulmuş PKK’nin öncü kadroları kendi bedenlerini ölüme yatırarak “direnmek yaşamaktır” dedi. Ve yaşamı uğruna ölecek kadar çok sevdiklerini belirterek kendi bedenlerini ölüme yatırarak, yeniden yaşamı oluşturdular. Bu direniş büyüyerek Amed zindanlarından taştı. 15 Ağustos 1984 yılında Eruh-Şemzînan’da faşizme karşı mücadele fişeğine dönüştü.
Birinci Dünya Savaşı ardından dünyada gelişen sosyalizm fikri ile ortaya çıkan halk hareketliliği 60’lı yılların sonlarında Türkiye’de yansıdı. Türkiye gençliğinin başını çektiği bu direniş kültürüne karşı 12 Eylül 1980 yılında bir muhtıra geliştiren faşist-sömürgeci Türk devleti, bu direnişi yok etmek, sindirmek ve iradesizleştirmek istedi. Bunun için faşizm, 12 Eylül cuntası ile birlikte başta Apocu Harekete ve Türk soluna yöneldi. Ve PKK’nin öncü kadrolarını ve sempatizanlarını Amed zindanına doldurmaya başladı. Özel olarak hazırlanan Amed zindanında Kürt halkının 29. isyanını sonlandırmak ve Ortadoğu’da var olan direniş kültürünü yok etmek istedi. Bu çerçevede NATO Gladiosu, Ortadoğu’ya yönelecekti. 12 Eylül faşist askeri darbesi bir nevi NATO Gladiosu’nun Ortadoğu’ya müdahalesiydi. Ancak bu faşist müdahale başarılı olmadı. PKK’nin öncü kadrolarının direnişi bu faşist harekâtı boşa çıkararak var olan direniş kültürünü tekrardan ortaya çıkartarak yaşattı.
21 Mart 1982 yılında Amed zindanında Kürt halkının direniş bayramı olan Newroz bayramının gecesi üç kibrit çöpü ile duvarlara kazıdığı “direnmek yaşamaktır” sözü ile Demirci Kawa’nın direniş ruhunu devralan Çağdaş Kawa Mazlum Doğan ile başlayan direniş geleneğini 18 Mayıs günü Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Mahmut Zengin ve Eşref Anyık devralarak kendi bedenlerini ateşe verdiler. Bu direniş kültürü tüm baskı, zulüm, teslim alma, iradesizleştirme ve işkencelerin yaşandığı bir dönemde gelişti. İşkencelerin hat safhaya ulaştığı bir dönemde teslimiyet dayatmalarına karşı PKK’nin öncü kadroları Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek kendi bedenlerini ölüme yatırarak bu direniş kültürünü tekrardan canlandırdılar. Adeta kendi küllerinden, ölümden yeni bir yaşamı yarattılar. Ve Ortadoğu direniş kültürüne sahip çıkarak Mazdeklerin, Hallac-ı Mansurların direniş geleneğini sürdürdüler. “Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür” şiarı ile 12 Eylül faşist darbesinin generallerine ve uygulayıcılarına “size boyun eğmedik bu da size dert olsun” dediler. Seyid Rıza’nın direniş kültürü ile faşizme karşı durdular.
Bu direniş kültürü 1984 yılında PKK’nin Efsanevi Komutanı Agit(Mahsum Korkmaz) şahsında doruklara ulaştı. Sonra bu direniş bayrağını Beritanlar, Zilanlar, Semalar, Çiyagerler, Çekolar, Azadlar, Xebatlar, İslamlar devraldılar. Sur’un büyük komutanı şehir direnişlerinin Agit’i Çiyager’in; “Son muhteşem olacaktır” sözünü Cizre Halk Meclisi Üyesi Mehmet Tunç “Biz direndik halkımız bizimle gurur duysun” diyerek direnişi taçlandırdılar.
14 Temmuz 1982 yılında ölüm orucunun başlatıcısı olan Mehmet Hayri Durmuş’un; “Mezar taşıma borçlu gitti yazılsın” direnişi Mehmet Tunç, “Biz direndik halkımız bizimle gurur duysun” sözü ile birleştirerek direnişi, muhteşem olduğu yere getirdi. Ve 12 Eylül faşizminin çocuğu olan AKP’ye Hayrilerin, Kemallerin, Ferhatların, Mazlumların direnişi devam ediyor denildi. Nasıl ki 12 Eylül faşizmi Amed zindanında yenilgiye uğratıldıysa, 12 Eylül’ün devamı olan AKP-MHP faşizmi de bu direniş kültürü ile yok edilecektir denildi ve söylenmeye devam ediyor.
Bu direniş kültürü Ortadoğu’da tüm faşist kesimlere, sömürgeci devletlere karşı sürmektedir. Dün Kobanê olan bu direniş bugünde insanlık düşmanı DAİŞ çetelerine karşı Reqa olarak devam etmektedir. Her ne kadar faşizm kendini sürdürmeye, yaşatmaya devam etse de karşısında direniş kültürü de kesintisiz bir şekilde devam edecektir. Ortadoğu halklarının içerisinde bir kültür olarak nesilden nesile aktarılacaktır.
Bu direniş kültürü ile faşizm yıkılmalıdır. AKP-MHP-DAİŞ faşizmi yıkılmalıdır ve sonu gelmelidir. AKP-MHP-DAİŞ faşizmine karşı bulunduğumuz her alanda mücadele etmeliyiz ve tarihi Ortadoğu direniş kültürünü ortaya çıkararak tekrardan 12 Eylül faşizminin tarihe gömmeliyiz. Bunun için gün direniş günüdür. Gün 12 Eylül faşizmine ve onun sürdürücülerine karşı mücadele etme, direnişi yükseltme günüdür. Tek yol direniştir. Ancak direnerek zafere, özgürlüğe, adalete ulaşırız. Bunun için direniş bayrağı faşizme karşı tekrardan açılmalı ve zafere kadar dalgalanmalıdır.