Bu şundan ötürü önemlidir.
1-) Irak Kürtleri Irak Araplarını kontrol etmek için yedeklenmişlerdir. Aynı durum Suriye, İran ve Türkiye Kürtleri içinde tarihsel bir gerçekliktir.
Örneğin Saddam Hüseyin rejimi Kürtlere dayanılarak yıkılmıştır. Bugün Beşar Esad rejimi yine Kürtlere dayanılarak yıkılmaya çalışılıyor.
2-) Babanza’da Abdurahman Paşa liderliğindeki Soran isyanından bu yana hegemonik güç olarak İngiltere, 1945 sonrasında ise ABD Kürtleri bölgeyi kontrol etmenin elverişli aracı yapmışlardır.
3-) Bu hegemonik güç 1940’lardan sonra Kürdistan’ın tümünü Güney’e mahkum etmenin siyasetini yürüttü. Böylece Kürdistan’daki devrimci-demokratik potansiyeli denetleme ve saptırmayı amaçladı.
4-) Hegemonik güç Kürtlerin üzerlerinde Arap, Acem ve Türk tehdidi sürekli canlı tutmaya çalıştı. Kürdü Araba, Aceme, Türke kırdırmak kontrolün bir aracı iken Kürdü Kürde kırdırma siyaseti de bu potansiyeli saptırmanın esasıdır.
5-) 1970’lerde ortaya çıkan PKK ve onun Kürdistan etkisi devrimci demokratik potansiyelin denetlenmesi ve saptırılmasını sınırladı. Denilebilir ki sona erdirdi. Kuzey Kürtlerinin özgürlük mücadelesi ile Rojava Devrimi bu yaklaşımı işlevsiz kıldı.
1920’lerde Kürtlerin olmadığı bir Ortadoğu sistemi kuruldu. Bugün hegemonik güç için bunu sürdürmenin imkanları yok. Ulus devletin katı milliyetçilikleri esnetilmek ve aşılmak durumundadır.
Saddam Hüseyin rejimi ibretlikti. Ve rejim çökertildi. Saddam götürüldü. Ancak rejimin katı otoriter özelliği olduğu gibi duruyor. Esad Baas rejimi de benzer özellikler gösteriyordu ancak son yaşanan gelişmeler bu rejimin reform ihtimalini güçlendiriyor.
Ortadoğu yeniden oluşurken Kürtler ya öbür devletçikler gibi dört ayrı devlete sahip olacaklar ya da demokratik bir Ortadoğu’da bu sistemin bir parçası olacaklar. Irak sistemi çözüldü ve bunu sonucunda federatif bir Irak var. Kürdistan Federe bölgesi oluştu. Suriye sistemi çözülürken Kürtler Özerk Demokratik Rojava’yı inşa sürecindeler.
Çözülemeyen İran ve Türkiye’dir. Bunlar da çözülmek durumundalar. Ya Suriye ve Irak benzeri bir müdahaleye maruz kalacaklar ya da bölgesel değişimi görüp kendilerini yeniden dizayn etmek durumundalar. Türk Başbakan’ının Öcalan ile sürdürdüğü müzakere ve görüşme süreci dönüşüm emarelerinin olduğu hissi veriyor.
Türkiye kimi demokratik gelişmeler sağlasa da katı merkezci yapı varlığını sürdürüyor. Buna rağmen belki de demokratikleşmeye en yakın rejim Türkiye’dir. Bunu sağlayan üç temel faktör vardır. İlki kuşkusuz ki 1945’ten itibaren çok partili sistemin kurulmasıdır. İkinci olarak ise 1968’de başlayan Türk solunun aydınlanmacı devrimci mücadelesi ve bundan etkilenip 1970’lerin ortasından itibaren gelişme gösteren Öcalan önderlikli PKK hareketidir. Üçüncüsü ise Avrupa Birliği sürecidir.
Leyla Zana’nın İmralı’da Öcalan ile görüşmesi Türk Başbakan’ının onayı ile gerçekleşti. Bu görüşmenin Obama’nın da onayı ile yapıldığını sanıyorum. Barzani’nin talebi üzerine Zana’nın Öcalan ile İmralı’da yaptığı görüşmede Rojava ve Kürdistan Ulusal Kongresi’nin konuşulduğu söyleniyor. Görüşmede Rojava ve Kürdistan Ulusal Kongesi konusunda Öcalan ile Barzani’nin hemfikir kaldıkları anlaşılıyor.
Bu görüşmenin sonuçlarını yakın tarihte göreceğimiz inancındayım.
Yine de şunu önemle belirtmek durumundayım: Erdoğan hükümetini Öcalan ile aynı masada buluşturan etken bugün Barzani ve Obama’yı da Öcalan ile aynı masada buluştuyor. Bu buluşma Öcalan’ı yeniden inşa edilen Ortadoğu masasında en etkin kişi yapıyor.
O etken de kuşkusuz Rojava halkı ve devrimidir.
Sözü Abdullah Öcalan’a verelim: “Binlerce yıllık kültürel mirasların özgürlüğünü, özerkliğini ve eşitliğini hedef alan demokratik modernite sistemi, toplumsal barış ve mutlu yaşamın daha doğru, iyi ve güzel yoludur.”
Suriye, Irak, İran ve Türkiye’de toplumsal barış ve mutlu yaşamın doğru, iyi ve güzel olanı Rojava modeli ile birlikte geri dönülemez biçimde inşa sürecine girmiştir…
Ortadoğu inşasında Kürtler
Kürt ve Kürdistan sorunu ancak içinde bulundukları halk ve devletlerin bütünselliği içinde değerlendirildiğinde aydınlığa kavuşabilir.