
Ortadoğu’da yaşananlar güncel durumlarla ifade edilemez. Ortadoğu tarihi, kapitalist modernitenin son iki yüzyılda bölgeye girişi ve yaşattıkları, kapitalist modernitenin geldiği aşama dünyada ve bölgede ortaya çıkardığı sorunlar ve yakın zamandaki siyasal gelişmeler bütünlüklü ele alınmadan Irak’ta yaşananlar ve bunun yarattığı etkiler anlaşılamaz.
Ortadoğu, ilk uygarlığın ortaya çıktığı ve devletlerin şekillendiği coğrafyadır. Sömürü ve baskının ilk yaşandığı yerdir. Bir taraftan toplumsallığın, toplumsal kültürün en güçlü yaşandığı bir coğrafya olduğu gibi, devlet geleneğinin en köklü olduğu yer de burasıdır. Sömürü ve baskının katmerlisi de, yarattığı ağır sorunlar da buradadır; insanlığın en değerli kültürleri de!
Devletçi sistemin iflası
Bu kültür, bu toplumsal değerler artık sömürücü ve baskıcı devlet sistemini kaldırmıyor, kabullenmiyor. Devlet, sorun çözen değil, üreten bir aygıttır. Bu da halklara sürekli acı çektiriyor. İşte Ortadoğu’daki toplumsal huzursuzluk ilk önce bu beş bin yıllık devletçi ve sömürücü sisteme karşıdır. Ortadoğu halkları devletçi sistemi artık kabul etmiyor; sırtında taşımak istemiyor. Dolayısıyla yaşananlar en başta da beş bin yıllık devletçi sistemin iflasıdır, çıkmazıdır.
İkincisi, kapitalist modernitenin özellikle son iki yüzyılda Ortadoğu’da yarattığı sorunlar ve yaşattıklarıdır. Ortadoğu manevi ve moral uygarlığın merkeziyken, Batı maddi uygarlığın merkezidir. Maddi uygarlık, kapitalist modernite şahsında bireyciliğin ve tüketim toplumunun şahlandırıldığı bir uygarlıktır. Manevi uygarlık toplumsallığa, toplumsal ahlaka dayandığı gibi, toplumcu kültür dinlerle silinmeyecek düzeyde kök salmıştır. Ortadoğu’da halklar kapitalist modernitenin iki yüzyıldır çektirdiği acılara isyan ederek bu topraklarda kök salmış toplumsallıkla tüketim toplumunun derinleştirdiği bireyciliği reddetmektedirler. Bireycilik ve onun ortaya çıkardığı yaşam toplumlarının toplumculuğa dayalı yaşam kültürü tarafından kabul edilmemektedir. Tüketim toplumu ve bireyciliğin dağıtmak istediği toplumsal ahlakın büyük direnci ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Üçüncüsü ise, emperyalizmin bölgeye yaptığı müdahalelere ve şimdiye kadar kapitalist modernitenin yarattığı ulus-devlet ve milliyetçilikle halklar üzerinde zulüm kuran despotik iktidarlara karşı bir isyan durumunun yaşanmasıdır. Emperyalizm ve despotik iktidarlara büyük bir öfke duyulmaktadır. Emperyalizmin bu topraklardan söküldüğü ve despotik iktidarların bulunmadığı bir Ortadoğu arzulanmaktadır.
Temel toplumcu inançların etkisi
Ortadoğu halkları emperyalizm ve despotik iktidarların 20. yüzyılda yaşattığı büyük acılara karşı her fırsatta tepkilerini ve direnişlerini ortaya koymuşlardır. Tarihte büyük toplumcu hareketlerle bu direnişlerini göstermişlerdir. Mazdekler, Hürremiler, Kermatiler, Babekler, Aleviler, Zerdüştiler, İsmailliler bu toplumsal hareketlerden bazılarıdır. Yine Hıristiyanlık ve İslamiyet bu toprakların en temel toplumcu inançları olarak insanlığın toplumcu hareketleri olarak tarihteki yerlerini almışlardır. Ortadoğu toplumlarının kapitalist modernite ve despotik iktidarlara karşı rahatsızlığı, tepkisi ve direnci böyle tarihsel köklere dayanmaktadır. Yakın tarihin Filistin direnişi, Türkiye’de gelişen devrimci demokratik hareket, İran İslam devriminin etkisi ve Kürt halkının özgürlük mücadelesinin Ortadoğu’nun tüm halkları açısından bir özgüven ve direnme kaynağı olması da Ortadoğu halklarının bugünkü özgürlük ve demokrasi özlemlerinde büyük bir yer tutmaktadırlar.
Ortadoğu toplumları bu etkiler altında büyük bir toplumsal direnç gücüne kavuşmuşlardır. Kapitalist modernite kendini zorla ve politik oyunlarla, ideolojik saldırılarla hakim kılmak istese de sonuç alamamaktadır. Hatta tüm müdahaleleri sorunları daha da ağırlaştırmaktadır. Despotik iktidarların bu coğrafyada dikiş tutturması artık mümkün değildir. Bunların eski-yeni tüm yüzleri teşhir olmuştur.
Bu ortamda Ortadoğu halkları bir çıkış aramaktadır. Kürt Halk Önderi bu koşulları kapsamlı çözmüş ve çıkış yolunu göstermiştir. Ortadoğu’nun tarihine, toplumsal kültürüne, tüm din ve inançlardaki toplumcu ve demokratik karaktere dayanan analiz ve çözüm yollarıyla sorunlara kalıcı çözüm bulacak demokratik modernite paradigmasını geliştirmiştir. Şu anda Ortadoğu’da yaşanan sorunlara bütünlüklü ve kapsamlı tek seçenek ortaya koyan bu Önderlik ve onun paradigmasıdır. Ancak bu paradigma hala doğru ve etkili pratikleştirilemediği için Ortadoğu’da bir ideolojik boşluk ve arayış söz konusudur.
Sapkın akımların sorumlaları...
Türkiye’de olduğu gibi Kürt Halk Önderi’nin paradigmasının kapitalist modernitenin süzgecinden geçirilerek pratikleştirilmesi nedeniyle hala gerçek bir alternatif gücüne ulaşması durumu ortaya çıkmamıştır. Eski paradigma, kapitalist modernite ve yeni paradigma arasında sıkışıp kalan bir zihniyet vardır. Bu nedenle ne tüm Kürdistan ve Türkiye’de ne de Ortadoğu’da örnek olabilecek model durumu haline gelinmiştir. Bu açıdan bugün Ortadoğu’da sapkın akımların ortaya çıkmasının gerçek sorumluları demokratik sosyalizm yaklaşımı içinde olmayan sol güçler ve Kürt Halk Önderi’nin paradigmasını özüne uygun pratikleştirmeyenlerdir. Hem Kürt Halk Önderi’nin paradigmasından söz edip, hem de onunla alakası olmayan bir pratik yaşam ve uygulama içinde olanlar bugün Ortadoğu’da yaşananlara karşı devrimci demokratik müdahalenin yapılamamasından sorumludurlar. Kuşkusuz PKK ve Kürt Özgürlük Hareketi bu konuda büyük bir çaba gösteriyor; ama ona bağlı olduğunu söyleyenlerin bu çarpıtılmış bağlılığı ve bu hareketin değerlerini doğru kullanmamaları ciddi ve çözülmesi gereken bir sorun olarak herkesin önünde durmaktadır.
Ortadoğu halklarının tepkisini bugün kendisine İslamcı diyen örgütler ve yapılar değerlendirmekte, kendilerini güç yapmaktadırlar. Düşünce ve pratikleri sapkın olsa da başka alternatif olmadığından toplumun desteğini almaktadırlar. Çünkü toplumun değerlerine seslenmektedirler. Bu açıdan çete ve terörist demek yetmiyor, gerçeği izah etmiyor; hatta gerçeklerden kaçınmayı ifade ediyor. Bu kesimler görünüşte kapitalist moderniteden koptukları ve söylemde toplumsal değerlere sahip çıktıkları için halkların umudu oluyorlar. Kuşkusuz toplumsallıktan bir sapmayı ve sapkınlığı ifade ediyorlar. Toplumsallık içinde arızi bir durum olarak ortaya çıkmışlar, toplumlara yeni acılar yaşatacaklardır. Toplumun tepkisi ve özlemlerini çok kötü bir biçimde kullanmaktadırlar. Ancak sadece bu gerçekleri tespit etmek yetmez; bunlar nasıl aşılacak? Toplumdan destek bulunması için neler yapılmalı? Gerçek alternatif nasıl doğru pratikleşir ve toplumların umudu haline gelir? Bu soruların cevabının doğru ve hızlı biçimde verilmesi gerekir.
İslam’ın özü görülmeli
Her şeyden önce kapitalist moderniteden kopmak önemlidir. Sadece sözde değil, yaşamda ve pratikte kapitalist moderniteden kopulmalı ve ona öfke duyulmalıdır.
Her yerde bireyciliğin mahkum edildiği, komünalitenin yüceltildiği bir zihniyetin hakim kılınması ve toplumsal yaşamın her alanda bu yönlü örgütlendirilmesi gerekir. Demokratik İslam’ın özünün toplumculuk ve sosyalizmin kaynağı olarak görülmesi, İslam’daki toplumsal değerlerle sosyalizm ve demokrasinin buluşturulması ve bütünleştirilmesi Ortadoğu’da demokratik sosyalizm mücadelesi açısından çok önemli bir yere sahiptir.
İslam’ın yanlış pratikleştirilmesi, iktidarlaşması ve uygulamalarından zarar gören inanç toplulukların İslam’a tepkisel yaklaşım ve tutumlardan vazgeçmesi gerekir. Tüm inanç topluluklarının İslam’ın özünde var olan toplumcu ve demokratik karakteri görmesi, dolayısıyla bu temelde egemenlere ve zalimlere karşı ortak tutum ve mücadelenin geliştirilmesi yönünde çaba göstermeleri önemlidir. Bunun için tepkisel ve yanlış yaklaşımların gözden geçirilerek farklı inançların varlığının güvencesi olacak demokratik İslam’ı ve ondaki sosyalist özü açığa çıkarmada pozitif bir yaklaşım içinde bulunmalıdırlar.
Mevcut durumda tek seçenek
Ortadoğu’da yaşanan kaostan özgürlükçü ve demokratik çıkışın bundan başka yolu yoktur. Başka bir seçenek de yoktur. Mevcut durumda tek seçenek, Kürt Halk Önderi’nin demokratik modernite paradigması ve onun demokratik ulus tezidir. Tabii ki demokratik komünalizm ve eko-endüstri de bu paradigmanın temel parametreleridir. Bu paradigma ve demokratik ulus bu parametrelerle birlikte parçalanmayacak bir bütündür.
Bu temel yaklaşım içinde olunursa siyasal değerlendirmeler de doğru yapılır, siyasal mücadele de doğru verilir.
Bu paradigma ve onun gerektirdiği siyasal yaklaşım dışında sorunlara çözüm yolu yoktur. Bu açıdan KDP’nin de, Türkiye’nin de, Irak ve İran hükümetlerinin de, Esad rejimi ve Muhaliflerin yaklaşımı da sorunları çözen değil, ağırlaştıran karakterdedir.
IŞİD ve benzeri İslam maskeli gruplar ve çevrelerin sorunları ağırlaştıran ve kaosu derinleştiren bir rol oynamaktan başka bir konumları yoktur. Sapkın tutumları ve mezhepçiliği geliştirmeleri, özgürlük ve demokrasi güçleri açısından büyük bir tehlike arz etmektedir.
Tüm bunlardan tek hayırlı şey çıkar; o da bu kaos ortamında çözümsüzlüğü netleştirip çözümün ne olacağının daha iyi anlaşılmasına negatif yoldan katkıda bulunmalarıdır.
M.DELİLA