2018'in bitimine doğru Suriye sahasında bir anda çok hızlı gelişmeler yaşanmaya başladı ve bu gelişmeler 2019'un bu ilk iki haftasında da aynı hızla devam ediyor.
"Her şey ABD Başkanı D. Trump'ın 'çekilme' tweetiyle başladı", demek biraz yanılgı olur. Olaya biraz daha teferruatlı bakıldığında öyle olmadığı çok açık görülecektir. Sekizinci yılındaki Suriye iç savaşının artık bir "doyuma ulaştığı", sahadaki asli güçlerin "savaşın cephesini değiştirdiği" ve "sıcak savaş yerine siyasi-diplomatik savaşa" geçmeye başladığına dair çokça emare görülecektir. Şüphesiz ki bu savaşın öyle bugünden yarına biteceği anlamına gelmiyor, ama eldeki veriler, sahadaki asli unsurlar olan Rusya ile ABD'nin "detaylarda olmasa bile bazı ana hatlarda" anlaştığına (anlaşma demesek bile politik değişik ya da manevra diyebiliriz) işaret ediyor.
Trump'ın "çekiliyoruz" açıklamasını da bu eksende okumak daha doğru olur. Bu zımni anlaşma ya da "politik manevra" henüz zikredilmese de sadece ABD ve Rusya ile de sınırlı değil. Arap ülkeleri, İran, İsrail, Avrupa ve Çin gibi ülkelerde de kendini gösteriyor.
O yüzden eski okumalar üzerinden değerlendirme yapmanın yanıltıcı olabileceğini göz önünde bulundurmak gerek. Faşizmin dorukta olduğu şu zamanlarda bunu söylemek, aşırı iyimserlik havasından değil, "doğru okuma ve doğru hamle" için gereklidir. Çünkü bölgede uluslararası güçler ve bölgesel güçler arasında yeni bloklaşmalar oluşuyor, yeni manevra alanları aranıyor ve bu da beraberinde yeni hamleleri getiriyor. Örneğin, son birkaç haftada BAE, Bahreyn gibi Arap ülkeleri Şam'la diplomatik ilişkileri yeniden başlatıyor, Suudiler de buna hazırlanıyor ve peşinden Muhaberat'ın Başkanı Ali Memlük'ü Riyad'a davet ediyor; Mısır, Şam'a "Arap Birliği için hazırlanın" çağrısı yapıyor. Sudan devlet başkanı ve "Erdoğan'ın dostu" Omer El Beşir, Şam'ı ziyaret ediyor; Tunus, Suriye'nin Arap Birliği'ne alınmasından sevinç duyacaklarını açıklıyor. İtalya, Şam elçiliklerini açacaklarını duyuruyor, ABD Esad'ın gitmesi şartını zaten uzun zamandır rafa kaldırmıştı. İngiltere ve Fransa da aynı havada. Diğer yandan İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Şamhani, geçtiğimiz günlerde Afganistan’a yaptığı ziyaretinde "Amerika’dan iki temsilcinin kendisine gelerek İran ile müzakere etmeye hazır olduklarını bildirdiklerini" söylüyor. Yemen'e ilişkin benzer iddialar var.
Ortadoğu'ya ve bu güçlere sihirli değnek değmediğine göre, eldeki veriler, Suriye savaşındaki pata durumun aşılması için savaşın araçlarının değiştirilmeye başlandığına, ya da cephesinin değiştirilmek istendiğine işaret ediyor.
Mevcut tabloda ne Selefi ve İhvancı gruplara yatırım yapan ABD, Batı, sünni Arap ülkeleri ve Türkiye "kazandım" diyebiliyor; ne de ellerinde bir koca bir enkaz kalan Rusya, İran ve Suriye "kazandım" diyebiliyor.
Şimdi savaşın araçlarını ve mevzilerini değiştirmek en mantıklısı... Bu cephenin İran olması yüksek ihtimal olsa da bu yazının konusu olmadığından burada bırakalım...
Bu tabloda kördüğüme dönen Suriye savaşında, Trump'ın attığı "çekiliyoruz" tweetini tüm güçler soğukkanlı karşıladı. Türkiye'yi saymazsak... Türkiye'yi saymayalım, çünkü hakikatten Türk devletinde bir hastalık olan "Kürt düşmanlığı" Rojava devrimi ile birlikte "ileri derece bir patolojik vakka" halini aldı ve bu hastalık artık "umutsuz vakka" görüntüsü veriyor. En zor olanı en sona bırakmak düsturuyla "umutsuz vakkamızı" en sona bırakarak, bu denklemler sarmalı içerisinde Kuzey ve Doğu Suriye'nin durumuna bakalım. Görülecektir ki, Kuzey ve Doğu Suriye'nin bu kaotik ortamda attığı adımlar kendi içinde bütünlük ve tutarlılık arz ediyor. Kürtler öncülüğündeki Kuzey ve Doğu Suriye, bu kaos içerisinde iki ana eksen üzerinden hareket etti. Birincisi ve onu bugüne getiren kendi özgücüne dayarak hareket etmeydi. İkincisi ise hızlandırdığı diplomatik faaliyetler ve yaptığı kritik hamleler oldu. İlki temel güç olduğundan çokça yazılıp çizildiğinden bu yazının konusu değil. Ama ikinci adımda yani diplomatik faaliyetlerde kritik hamleler yapıldı.
Örneğin devrimin ilk gününden beri üzerinden yürüdüğü "üçüncü çizgi" stratejisine dönüş yaşandı. Bu çok önemli bir stratejiydi bir-bir buçuk yılda çeşitli nedenlerle bu strateji tam yürütülmüyordu. Bunda gerek, "rejimin zafer kazandım havasındaki tutumları", "Suriye muhalefetinin tamamıyla başka ajandalara gark olmaları" gibi faktörler; gerek de "Kuzey ve Doğu Suriye yönetiminin tamamı olmasa da bir kısmının dar yaklaşımları" da olumsuz rol oynadı. Tabi bu stratejinin tam olarak yürümemesinde "Rusya ve ABD'nin yaptığı kimi hesaplar doğrultusunda her iki tarafa da yaptığı baskıların" da etkisi yadsınamaz. ABD'nin "çekilme-çekilmeme" açıklamaları veya taktikleri sonrası Kuzey ve Doğu Suriye Yönetimi soğukkanlı bir şekilde yoğun bir diplomasi faaliyetine başladı ve kimi önemli hamlelerle yaratılmak istenen olumsuz havayı kısmen de olsa dağıtmayı başardı. Özellikle Suriye rejimiyle yapılan görüşmeler sonrası Bab'ın Erîma kasabasında ortak savunma yapılması önemli bir adımdı. Suriye rejimi, Rusya, Mısır, Arap ülkeleri, Fransa, ABD ve daha birçok ülke ile diplomatik temasta bulunulması önemliydi.
Hakeza, her ne kadar Türkiye güdümlü olduklarından umut vaat etmeseler de KDP bağlantılı partilere "gelin Rojava'da siyaset yapın" çağrısı da önemliydi. Kuzey ve Doğu Suriye'nin yaptığı hamleleri, yazının başlarında sözünü ettiğimiz ülkelerin Suriye konusundaki "politik manevraları ya da savaşın formatını değiştirme" hamleleri çerçevesinde okuduğumuzda kendi içinde bütünlük arz ettiğini görebiliriz.
Eldeki bilgiler ışığında tabloya bakıldığında;
- Rejimle görüşmelerde "rejimin hala siyasal statü konusunda hazır olmasa da yeniden görüşmelere açık olduğu"nu beyan etmesi önemli bir gelişme.
- Rusya'ya sunulan talepler taslağının "Rusya tarafından bazı şerhleri olmakla birlikte olumlu karşılanması" yine önemli.
- Mısır'ın rol üstlenemeye hazır olması da hakeza. Bu noktada tutumu en çok merak edilen ABD'nin de "rejimle yapılan görüşmelerde siyasal konuların tartışılmasına olumlu yaklaşması" önemli.
- Ayrıca Birleşmiş Milletler gözetiminde kurulması öngörülen "Suriye Anayasa Komitesi"nde Kuzey ve Doğu Suriye'nin temsilcilerinin de bulunması konusunda ABD'nin oynayacağı yapıcı rol, Kuzey ve Doğu Suriye halklarına yaklaşımı açısından samimiyet testi olacak.
Yani uzun lafın kısası, eskisi gibi "ya bendensin ya karşı taraftan" siyeseti artık işlemiyor. Türk devletinin yürüttüğü "ya ben, ya Kürtler" siyaseti işlemiyor. Fakat bu durum yine de, sahadaki asli güçlerden ABD ile Rusya'nın "her konuda anlaştığı" anlamına gelmiyor. Hala Rusya ile rejim, Kürtleri Türk devletinin işgali ile tehdit ediyor, ABD de hala Türkleri yanına çekmek için "havuç-sopa" yöntemine başvuruyor. Bunlar devam da edecektir. Fakat Kürt düşmanlığının "umutsuz vakka" haline getirdiği Türk devleti, bu kadar politika değişikliği içerisinde eskide ısrar ediyor. Tüm ısrarı da "Kürt anasını görmesin" üzerinden yürütüyor. Anlamak istemedikleri nokta ise bu siyasetin bir çıkar yolunun olmadığı gerçeği. Bu siyasetle günden güne kaybediyorlar, ve kaybettikçe de saldırganlaşıyorlar. Bu politikalarıyla tüm dünyada "Kürt düşmanlıkları" ilk kez bu kadar üst düzeyde dillendirilmeye başlandı. Oysa ki; Türkiye daha reel bir politika yürütmüş olsaydı, şimdi eli en güçlü ülke olurdu. Fakat "Kürt düşmanlığı" patolojisi artık tedaviye yanıt vermeyen bir evrede.
Canhıraş bir mücadelenin içerisine girmişler. Kime karşı? Kürd'e karşı. Peki nereye kadar? Orası belirsiz ve dipsiz bir kuyu.
Türk devlet faşizminin bu karanlık tablusu karşısında aslında yine bir yolun olduğunu söylemeliyiz. Evet, bir yol var: o yol da İmralı yoludur.
Bunu hepimiz iki gün önce bir kez daha gördük. Türkiye ve Ortadoğu'da çözüm için tüm yollar İmralı'ya çıkıyor. Çözüm gücü olarak da PKK Lideri Abdullah Öcalan'dan başka güç de yok. Bunu dışındaki tüm yollar, başta Kürt ve Türk halkları olmak üzere herkes için kan ve gözyaşından başka bir şey getirmeyecektir...