Kendi yorumum, çözümü aynılık ve farklılık dışında aramak yönündedir. Algı ve olgu evrenin temelindeki ikilemle ilgilidir. Madde-enerji, yapı-işlev, parçacık-dalga gibi evrensel ikilemler algı ve olgu arasında da geçerlidir. Bana göre bu ikilemin insan ruh ve bedeni, evren ve zihni arasında aldığı biçimi ifade eder. Zihnin evreni tam kavraması mutlak bilgi kavramına götürebilir. Fenafillah, Nirvana, Enel Hak, Mutlak Bilgi (Hegel) öğretileri bu ideayı taşır. İmkansıza yakın bir sonuç gibi görünmektedir. Algı ile olgunun tamamen farklı olması ise zihin ile gerçeklik arasındaki bağın kopuşunu ve hakikat dışına taşmayı ifade eder. Avami, düşüncesi çok az gelişmiş olanları kapsar. Hakikat payı çok zayıf ve inşa değeri, yapısallığı düşük bir zihniyettir.
Mutlak bilgi durumunda algı-olgu ikilemi ortadan kalkar ki bu da Hadisin (oluş) ortadan kalkmasıdır. Algı ve olgunun birbirinden tamamen kopması ise tam yabancılaşmayı ifade eder. Felsefi bilgi bu iki uç arasındaki varlık bilgisinin özünden ve mantığından oluşur. İki uç arasındaki savrulmalara düşmemek, daha da önemlisi uçlara kaymadan hakikat arayışında olmak bilgeliği, felsefi duruşu ifade eder ki doğru olan da bu tutumdur.
Tekrar ulusal soruna dönersek; son iki yüz yılın kapitalist modernite zihniyetinin hegemonik karakteriyle bağını bu kısa felsefe tahliliyle daha iyi kavramış oluruz. Yoktan, hayali olarak icat edilmemiştir. Ama büyük bir abartmanın ürünü olarak toplumsal doğaya giydirilen bir endüstriyel kumaş olduğu da inkar edilemez. Dinsel ümmet yerine ikame edilen ulusal toplum iki uca kaymamak şartıyla sosyal bilime konu edilebilir. Ulusal toplum kavramını sosyal bilim kapsamında tutmak kapitalist modernitenin aşılmasını gerektirir. Aşılmadıkça ulusal toplum; baskı ve sömürü tekellerine çatı örtüsü olmaktan öteye bir anlam ifade etmez.
Demokratik modernite paradigmasında kavramın problemli yapısını aşmak için geliştirilen karşı kavram demokratik ulustur. Her iki uç anlayışından arındırılmış, kapitalist modernitenin istismarından kurtarılmış ulusal toplum ancak demokratik ulus olmakla mümkündür. Demokratik modernite unsurları kapsamında toplumsal inşalar ulusal kıstasları esas almazlar. Ulus-devlet kapitalizminde vurgulandığı gibi ulusal çıkara başat rol tanınmaz. Daha çok toplumun ahlaki ve politik karakterine vurgu yapılır. Yeniden inşalar için en uygun kavram ikilisi, ulus-devlet yerine demokratik komünalitedir.
Ortadoğu ulus meselesinde aşırı ulusallık vurgusu ne kadar olumsuzsa, toplumsalın ulus yönünü göz ardı etmek de o denli sorunu ağırlaştırır. Hangi ulus sorunu ele alınırsa alınsın yöntemsel olarak bu iki yanlışa karşı tedbirli olunduktan sonra iki olumlu tavrı öne çıkarmak yöntemin diğer önemli yanıdır. Bunlar ideolojik değil bilimsel yaklaşım ve ulus-devletçi iktidar amaçlı değil, demokratik ulus ve demokratik komünalite yaklaşımıdır. Her iki yaklaşım içeriği demokratik modernitenin temel unsurlarıdır.
Ortadoğu toplumlarında son iki yüz yılda uyandırılan milliyetçilik ve ulus-devlet eğilimi idea edildiği gibi ulusal sorunların çözümünü değil, tersine sorunların çığ gibi büyümesine ve tüm toplumsal dokuları kaplamasına yol açıyor. Sermaye olumlu rekabet yerine tahripkar ulus-devletçi savaşı dayatıyor. Toplumların iç yapılanmalarında ve dış bağlantılarında yaşanan savaş durumu sorun, kriz ve kaotik durumun esas nedeni olmaktadır. Bölgenin tüm ulusal sorunlarında yaşanan deneyimler gözlemlendiğinde bu gerçeği tespit etmek zor değildir.
Ortadoğu'da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü kitabından alınmıştır.
Ortadoğu toplumunda olası çözüm yolları
Kapitalist modernite döneminin olgusal, yapısal sistematiğini çok büyük kavramadan yol açtığı toplumsal sorunları kavramak ve çözmek çok zordur. Sistematiğin kritik sorunu olgu ve algı arasındaki ilişkidir. Algı ve olgu arasında kurulan aynılık ve farklılık yaklaşımları çok problemlidir. Sistemin özüyle ilgilidir. Sistem bütün felsefesini algı ve olgu arasındaki aynılık ve farklılık üzerine inşa eder ki, altından çıkmak mümkün değildir. Sistem felsefesi bütün ekolleriyle kendi içinde çözümsüzdür.