27 Kasım günü Almanya’nın Kassel kentinde Kassel Üniversitesi’nde Afganistan’dan Suriye’ye, Mısır ve Tunus’a kadar birçok ülkede yaşanan gelişmeler ve değişimlerin tartışıldığı 2 günlük sempozyum vardı. Alman barış örgütleri, gazeteciler, akademisyenler ve ilgili ülkelerden de temsilciler vardı. Herkes kendi cephesinden gelişmeleri yorumluyor, egemen siyasete karşı alternatiflerin ne olacağını sorguluyor. Yarım günlük gözlemimde dikkatimi çeken bir nokta Avrupalıların, Ortadoğu’da yaşananlarla ilgili ilgileri ve bilgileri. Oluşturulan referansların çoğu batı merkezli medya ve yapay muhalif örgütlerin açıklamaları. Ancak bu referanslarla bölgedeki halk güçlerinin değişim dinamiklerinin tam anlaşılamadığı görülüyor. Batılı muhaliflerin bu değişimi özellikle de Kürtlerin bu değişim içinde nasıl bir pozisyon aldıklarını anlama çabası da dikkat çekici. Sempozyum bileşimi ile tartışmamızdaki temel bazı noktaları size özetlemek istedim:
Tunus, Libya ve Mısır üzerinden Arap yarımadasına oradan da Suriye ve İran’a kadar uzayan halk isyanları ve rejim değişiklikleri dünyanın da temel gündemi olmuş durumdadır. Ortaya çıkan halk isyanları ve rejim değişiklikleri her siyasal güç tarafından farklı tanımlanmaktadır. Batı için statükocu/totaliter rejimlerin demokratik değişimi olarak tanımlanıyor. Arap halkları açısından yeni bir değişim süreci olarak tanımlansa da değişik yorumlar da söz konusudur. Kuzey Afrika’dan Ortadoğu sahasına gelindiğinde Arabistan yarımadasındaki değişimin daha da yumuşak geçişli olduğu hatta değişimin dondurulduğu görülecektir. Ancak Arap yarımadasının kuzeyine geçildiğinde İran ve Suriye’ye yönelik daha sert dış dinamiklerin belirleyiciliğinde bir değişim dayatması gündemdedir. Bu iki ülke arasında birinci sıraya alınan ülke ise Suriye’dir. Peki Bu değişim dalgasının yayılma alanında ortaya çıkan süreçler gerçekten demokrasi getiriyor mu? Yaşanan duruma baktığımızda bunu söylemek zor. Çünkü halkların temel dinamiği ile ortaya çıkan değişim dinamikleri küresel güç merkezlerinin oluşturduğu toplumsal mühendislik projeleri ile şekillendirilmek istenmektedir.
Ortadoğu hattına gelindiğinde ve şu an gündemde olan Suriye ve İran meselesine baktığımızda ortaya önemli bir tablo çıkmaktadır. Bu tablo içerisinde Kürtler ve Türkiye dinamikleri temel olarak ele alınmak durumundadır. Kürtler ve Türkiye üzerinde yoğunlaşırsak Ortadoğu’daki değişimin ikili karakterini çok daha iyi analiz edebiliriz. Çünkü Türkiye devleti Ortadoğu’ya yapılan müdahalede egemen sistem tarafından model ülke olarak gösterilmekte; Türkiye’deki AKP iktidarı da bu model olma rolünü oynamak istemektedir. Mısır, Libya örneklerinde Türkiye hangi rolünü oynadığını çok açık bir şekilde ortaya koydu. Suriye meselesinde ise Türkiye bir adım daha ileri giderek müdahalenin merkez üssü olmak istemektedir.
Son dönemdeki gelişmeler Türkiye’nin bu konuda çok sabırsız olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin Suriye’deki müdahaleye çok aktif katılmasının üç temel nedeni var. Birincisi Suriye’deki Kürtlerin Irak’ın kuzeyindeki Kürtler gibi statü sahibi olmasını istememektedir. Çünkü Suriye Kürtleri içinde en örgütlü yapı PKK ve PYD’dir. İkincisi Türkiye’nin Suriye devleti ile tarihsel çelişkisidir. Suriye ile Hatay üzerinden hala çözümlenmemiş toprak ve su sorunu kendisini sürdürmektedir. Üçüncüsü ise Arap aleminde daha güçlü bir aktör haline gelmek isteyen Türkiye, Suriye’nin bu alandaki nüfuzunu kırmak istemektedir.
İşte bütün bu sebeplerin toplamı olarak Türkiye uluslararası egemen güçlerin yanında yer alarak bu Suriye’ye müdahil olmak istemektedir. Suriye’ye yapılacak olan bu müdahele ile İran’a yapılacak müdahelenin de yol temizliği olacaktır. Çünkü Suriye-İran ikilisi bölgenin varolan statükosu içinde önemli bir yer almaktadır.
Peki bu politikalar ve yaşanan gelişmeler karşısında Kürt perspektifi nedir? Kürtler bu değişim ve gelişmeler içinde nasıl bir yer alıyor? Kürtler; İran, Irak, Suriye ve Türkiye ülkelerine yayılan 30 milyonu aşkın nüfusu ile önemli bir güç. PKK öncülüklü siyasal alandaki örgütlenmeleri ile bu güç çok daha temel bir dinamik haline gelmiş durumdadır. Kürtler, Ortadoğu’daki değişimin üstten, egemen güç dengelerinin istediği yönde değil, temel olarak toplumsal taban örgütlenmelerinin rol oynaması gereken değişimi savunmaktadır. Ortadoğu için Demokratik Konfederal bir yapılanmayı ön gören; demokrasi kavramında da RADİKAL DEMOKRASİ kavramı ile değişimi halk temelli bir süreçle ilerletmek istemektedirler.