Merkezi devletçi uygarlığın başlangıcından bugüne dünya siyasi yaşamı açısından karakteristik önemini koruyan Mısır’da, yeni dönemin nasıl olacağı, sonuçlanacağı halen merak konusu olmayı sürdürüyor. Ortadoğu’da halklar baharının ilk duraklarından biri olan ülke, bir yılı aşan süredir istikrarsızlığını koruyordu. Şimdi herkes “ne olacak?” diye soruyor ve yeni planlar geliştiriyor.

Mısır’da yaklaşık yarım asırdır muhalefetin temel gücü olarak varlığını sürdüren İhvan-ı Müslim, bir yılı aşkın süredir direk iktidar konumuna evrilmişti. Bu süreç bu güç açısından çok da beklenen gibi olmadı. Şimdiye kadar söyledikleri ve uyguladıkları arasında çelişkiler çok açık bir şekilde su yüzüne çıktı. Temel sebebi bu uygulamalar olmakla birlikte Ortadoğu politikasında da etkililik, örgütlülük konumunu yeterli şekilde sağlayamayan İhvan, erken bir düşüş pozisyonu yaşadı, yaşıyor.
Bu durumun genelde dünyayı, özelde Ortadoğu’yu etkileyeceği açıktır. Mısır’da ne olup biteceği konusunda çeşitli ihtimaller var. Bu darbe girişiminin arkasında ABD ve çeşitli uluslararası güçlerin olduğu su götürmez bir gerçek.
Peki, bunu nasıl okumak gerekir ve sonuçları Ortadoğu’ya nasıl yansıyacak?
Öncelikle dünyanın diğer bir temel gündemi olan Suriye’nin durumunu birebir etkileyecek bir gelişme. İhvan’ın Suriye’deki etkinliği biliniyor. Mısır’da İhvan’a yönelik darbe girişiminin Suriye’deki İhvan etkinliğini zayıflatacağını düşünebiliriz. Tabi böyle bir girişime İhvan’ın da Suriye’deki kaosu arttırma çabasıyla cevap vermesi bir savunma mekanizması olarak gündeme gelebilir.
Geçmiş süreçte gelişme eğilimi olan Mısır-İran ilişkilerine yapılmış bir müdahale olarak da yorumlanabilir. Ayrı bir moderniteyi temsil etme iddiasındaki İran’la ilişkilerin uluslararası güçleri rahatsız ettiği söylenebilir. Bu, İran’ın da uluslararası ilişkilerde umulandan farklı bir tavır sergilemesine neden olabilecek bir gelişmedir.
Bu darbe sonucunda akla gelen başka bir soru da Ortadoğu’da ‘Siyasi İslam’ politikasında değişim mi yaşanıyor? sorusudur. Böyle olursa Ortadoğu’da ‘Siyasi İslam’ çizgisinde ilerleyen diğer ülkelere de bu tarz bir yönelim tehdidi üst düzeyde kendini hissettirecektir.
Baştan beri gerek anayasa yapımında gerekse de farklı güçlere yaklaşımında ‘güç benim elimde’ felsefesini sürdüren Mursi gibi Erdoğan’ın da siyasal İslam ve Ortadoğu politikalarının kendine göreliği, Mısır’da yaşanan darbenin çeşitli şekillerde Türkiye’ye yansıma ihtimalini de barındırıyor.
Türkiye Ortadoğu’nun kritik gücü olan Kürtlere yaklaşımını stratejik bir temelde düzeltmeyi sağlamadıkça Ortadoğu’da ikinci bir Mısır olma potansiyelini en yoğun yaşayan ülkedir.
Ortadoğu’da gelişmelerde, kritik güç konumunda olan Kürt Özgürlük Hareketine dönük uluslararası ve bölgesel güçlerin baskısı pek çok boyutta sürerken Kürt hareketinin üçüncü çizgideki ısrarı saldırıların kapsamlılaşmasına neden oluyor. Bu konuda en somut örnek NÛÇE TV, ROJ TV ve MMC kanallarının kapatılması, yani Danimarka tarafından yayın lisanslarının sonlandırılmasıdır. Sözde barış ve demokrasinin havariliğini üslenmiş güçlerin Kürt Özgürlük Hareketinin başlattığı stratejik hamle sürecinde geliştirdikleri bu tavır, Avrupa’nın 1980’li yıllardan beri geliştirdiği ahlaksız, çözümsüzlüğü dayatan politikayı bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu politikalara devam ederek kaostan fayda sağlama hesapları yapan güçlere karşı tüm sorumlu çevrelerin tepki göstermesi, halkın bu politikalara karşı eylemde olması gereklidir.
Mısır’da farklı yöntemlerle iktidarını sürdürme eğilimindeki güçlere karşı halk direnişi tüm dünyada esin kaynağı yaratma eşiğindedir. Ortadoğu kritik bir yol ayrımındadır. Mısır’da ikinci kez başlayan Tahrir isyanı dalgasının yarın nereye vuracağı net değildir. Ancak, yapılması gereken her şeye hazırlıklı olup, örgütlü olmaktır! Yoksa başka güçlerin hesap tahtası olmaktan kurtulmak zordur!

ANDOK KELAŞİN