Mevcut dünya sistemi içine düştüğü yapısal krizlere rağmen kendini yenileyerek varlığını korumaktadır. Yenilik adına her şeyi kendi hükmü altına almış vaziyettedir. Haliyle yapısal krizler sistem için vazgeçilmez bir özelliktir. Böylece kendini topluma kabul ettirme becerisindedir. Varlığını sürdürebilmesi için bütün dünyayı hegemonyası altına alma arzusu içerisindedir. Büyüyen ve devleşen bu sistem Ortadoğu’da hayat bulması için, savaş ve sömürü onun çıkarı için kaçınılmaz bir hal almıştır. Çünkü savaş-sömürü bu sistemi ayakta tutan çok ama çok büyük bir ranttır. Buradan beslenmektedir. Özellikle Ortadoğu’da bunu becerebilmiştir. Hegemonyasını buradan kurmaya ve korumaya çalışmıştır. Ortadoğu’nun tam orta göbeğine yerleşip kalbinden vurarak, halkların tümünü birbirine düşman edip kendi geleceğini kurumsallaşmıştır.
Ortadoğu’da yenilik adına gericiliği, özgürlük adına söylemi, barış adına savaşı, birlik adına parçalamayı, din adına dinsizliği, hukuk adına hukuksuzluğu, güzellik adına çirkinliği, hakikat adına yalanı, dürüstlük adına sahtekarlığı, mutluluk adına acıyı, huzur adına huzursuzluğu, refah adına istikrarsızlığı, zenginlik adına fakirliği, varlık adına yokluğu ve medeniyet adına medeniyetsizliği getirmiştir. Bunun yanı sıra, çevreyi ve insanlığı tahrip ederek, bütün yer altı, yer üstü zenginlikleri gasp ederek kendine almıştır. Toplumu hiç düşünmez, fazlasını alır, gözü doymaz bir daha alır, hoşuna gider bırakmaz.
Ortadoğu’da yaşanmış, yaşanıyor ve yaşanacak olan savaşların dahi hesabı yok. Böylesine kurnazlaşmış bu sistem, o kocaman ayaklarını hiç kaldırma niyetinde değildir. Dolayısıyla her türlü imkana sahip olmuş ve tamamıyla yetkinleşmiş bir durumdadır. Oldukça labirentli olan böylesi bir coğrafyada yaşam alanı oldukça daraltılmıştır. Hayvanları bile birbirine düşman iken, insan topluluklarından eser kalmamıştır. Savaşın-sömürünün kazandırdığı sermaye ile sistemin güçleri, bu coğrafyayı paylaşmaktadır.
Ortadoğu’nun tam orta göbeğinde, mevcut alışkanlıkları kırmak, ancak gerçekçi bir şekilde yeni bir demokratik sistemin inşasıyla mümkündür. Mevcut sisteme alternatif yeni demokratik modernite, bu alışkanlıkları parçalayıp bertaraf edecektir. Kendisine bile egemen olmuş, mevcut sistemin iç yüzünü deşifre edebilecektir. Dolayısıyla alternatif sistem kendini yeniledikçe yapısal krizlerle değil, ekolojik ve toplumsal gelişmeleri gözeterek yeni paradigmalar oluşturacaktır. Ortadoğu coğrafyası sorunların yuvası haline getirilmiş. Adım başı bir kafes yaratıp toplumu buradan dizginleyip yüksek dozajda uyuşturup kör ve sakat bırakılmaktadır.
Tamamen tekçi olan bu sistem zamanın ve çağın enstrümanlarıyla toplumu kendi içine çekmiş, her gün gittikçe biraz daha aşağılayıp özünden uzaklaştırmaktadır. İstediği devleti kollarına alıp, yönetmektedir. Gücü ve güç dengeleri iyi hesaplayıp, stratejiler kurmuştur. Bu güç dengeleri döndükçe fırıldak gibi dönen Ortadoğu liderleri sistemin kollarına baygın halde düşerler. Geleceği görmeye omuz silkerek “vatan sağ olsun” diyerek kahkaha atarlar.
Bu kadar acı yaşamış bir coğrafya ve toplum ortada iken, bu sisteme dur demek isteğinin sonu ya hapishane ya hastane ya da tımarhane olmaktadır. Ancak bu sistemden sıyrılma ve gerçekçi bir demokrasiyi inşa etme gayretine girilmiştir. Bunu başaracak olan halklar, başta Araplar olmak üzere Kürtler, Türkler, Farslar ve Yahudilerdir. Diğer halkları da kendi içine alabileceklerdir. Kürtler bu öncülüğü yapabilirler. Çünkü Kürtler Ortadoğu’nun orta göbeğinde yeni bir güç olarak varlıklarını gösterdiler. Savaş ve sömürü değil, barışın egemen olacağı bir Ortadoğu ve Arapların değil halkların baharı olacaktır...


Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi