25 KASIM - 3. Bölüm


21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde ataerkil sistemin kadınlara yönelik saldırıları dünya çapında ciddi artış gösteriyor. Öyle ki, oldukça sistematik bir şekilde yürütülen bu saldırılar kadına karşı bir savaş düzeyinde olup kırım niteliğinde geliştiriliyor. Evrensel bir fenomen olan ataerkil sistemin kadınlara karşı saldırısı, farklı yerellerde değişik biçimlerde kendini gösteriyor. Avrupa’da ataerkil-kapitalist sistem, saldırılarını ağırlıkta kadının kazanılmış haklarını iptal ettirme ve kadını giderek daha fazla güvencesiz çalışma ve yaşam koşullarına itme tarzında gösteriyor. Hindistan ve Nepal gibi Asya ülkelerinde özellikle cinsel şiddet öne çıkarken, hem kadın hem de kız çocuklarına karşı toplu tecavüz olayları giderek daha fazla yaşanıyor. Afrika kıtasında da cinsel şiddet, kadınları gittikçe daha fazla tehdit ediyor. Kadınlara karşı cinsel şiddet özellikle çatışma alanlarında, örneğin Kongo’da, sistematik bir şekilde savaş silahı olarak kullanılıyor. Yine Güney Afrika dünya çapında tecavüz oranının en yüksek olduğu ülke konumunda. Güney Amerika’da kırım düzeyinde kadın cinayetleri devam ediyor. Kadınlar, sırf kadın oldukları için eril zihniyet tarafından katliamdan geçiriliyor. 

Ortadoğu, kadına yönelik şiddet bağlamında, özellikle de DAİŞ’in Şengal’e yönelik soykırım saldırısı ile birlikte öne çıktı. Hala binlerce Êzîdî kadın DAİŞ’in elinde bulunup her türlü sömürü ve köleleştirilmeye tabi tutuluyor. Kürt kadınları, gerek Şengal’de gerek Rojava, Bakur, Başur ve Rojhilat’ta işgalci devlet güçlerinin, köktendinci İslamcılara ve bir bütün olarak eril zihniyete ve onun saldırılarına karşı örgütlülüğünü ve öz savunmasını güçlendirerek cevap veriyor. Bu yönleriyle dünyanın dört bir yanında olduğu gibi özellikle de Ortadoğu’da yaşayan farklı halklardan kadınlar tarafından öncü görülüp sahipleniliyor. 

Peki Ortadoğu’nun diğer ülkelerinde kadınların durumu nedir? Nasıl bir şiddetle karşı karşıya olup nasıl mücadele ediyorlar? Bu konuya ilişkin Filistin, Irak ve Lübnan’dan kadın hakları savunucuları ile görüştük. Yanıtlardan anladığımız şu: Ortadoğu’da da eril sistem, kadına karşı saldırılarını yoğunlaştırmış. Ama giderek daha fazla görünürlük kazanan bir mücadele de söz konusu. Fakat Kürt kadınlarının ulaşmış olduğu düzey ile kıyaslandığında Ortadoğu’nun diğer ülkelerindeki mücadele düzeyi, koşulları değiştirebilecek kapasiteye henüz sahip değil. Kürt Kadın Özgürlük Hareketi, bir süredir hem ideolojik ve politik hem de örgütsel ve pratik mücadele deneyim ve kazanımlarını daha fazla Ortadoğulu kadınlarla paylaşmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Bu çalışmaların daha fazla yoğunlaştırılması durumunda Ortadoğulu kadınların büyük güç alacağı kesindir. Tam zamanıdır. 


Filistinli kadınlar yol arıyor


Samah Saleh, Filistin’de yaşıyor. Nablus’ta bulunan An-Najah Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Bölümü’nde öğretim görevlisi. Nablus’ta psikoloji eğitimi gördükten sonra Ramallah’taki Birzeit Üniversitesi’nde ‘master’ını, Londra’daki Goldsmith Üniversitesi’nde de doktorasını yaptı. Samah Saleh, üniversitedeki akademik çalışmaları yanı sıra Filistin kadın hareketinde aktif yer alıyor. 


Ülkenizde kadınların şu sıralar en fazla karşı karşıya kaldığı temel sorunlar neler?

Filistinli kadınlar açısından hala İsrail’in işgalinin, sürekli saldırılarının sebep olduğu siyasi şiddet temel şiddet biçimini oluşturuyor. Günlük yaşamlarında sürekli bir tehdit ile karşı karşıyalar; İsrail güçleri her an Filistin şehirlerini ve köylerini basabilir. Evleri her an basılabilir. İsrail işgali ile birlikte Filistin’in şehirleri arasına kurulan kontrol noktaları, Filistin’i bölmüş durumda ve kendi ülkemizdeki hareket alanımızı oldukça sınırlıyor. Bu, İsrail işgali tarafından yürütülen organizeli bir şiddet olup kadınlara her an saldırıya uğrayabilme hissini yaşatıyor. Filistin’in muhafazakar kültüründe kadının bedeni en önemli unsuru teşkil ediyor, o nedenle de kadınlar bedenlerinin teşhir edilmesine neden olacak her türlü saldırıdan korunmalı. 

Buna ek olarak Filistinli kadınlar ülkenin iki temel partisi, yani Fatah (El Fetih - Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi) ve Hamas (İslami Direniş Hareketi) arasındaki siyasi bölünmeden de zarar görüyor. Bu bölünmeden ötürü Filistin toplumu, İslamcı Hamas’ın kontrolü altındaki Gazze ve Fatah’ın yönettiği Batı Şeridi arasında bölünmüş. Bu bölünme özellikle de Gazze’deki kadınları zorluyor çünkü kadının kamusal alanda yer almasına karşı kısıtlamalarla mücadele ediyorlar. Yoksulluk ciddi bir sorun. İsrail ve farklı Arap ülkelerinin Gazze’ye karşı uyguladığı ambargo nedeniyle oradaki kadın hareketleri Batı Şeridi veya Filistin dışındaki kadın hareketleriyle iletişim kurma olanağını kaybetti. 


Filistin’de kadına yönelik şiddet nasıl bir rol oynuyor ve kadınlarla toplum bu konuya nasıl yaklaşıyor?

İsrail işgalinin yol açtığı siyasi şiddetten toplumun tümü, özelde de kadınlar etkileniyor. Bunun yanı sıra kadınlar ciddi düzeyde aile içi şiddet ile karşı karşıya. İstatistikler aile içi şiddette artış olduğunu gösteriyor. Yine namus adına işlenen cinayetlerin sayısı da oldukça yüksek. Bu iki şiddet biçimi birbiriyle bağlantılı. 

İki siyasi parti arasındaki çelişkiler, Batı Şeridi ve Gazze’deki bazı şehirlerde ciddi düzeyde şiddete neden oluyor ve bu, kadınların güvenlik hissiyatını etkiliyor. Yine İsrail işgaline direnmek amacıyla kurulan çok sayıda silahlı grup var, bazılarının siyasi bilinç düzeyi pek yüksek değil ve güçlerini halka karşı kullanıyorlar. Bazı siyasi partiler tarafından toplumu kontrol etmek için kullanılıyorlar. Bu ise Filistin polisi ve bu gruplar arasında şiddete neden oluyor. Çok sayıda kadın bu eylemler ve çatışmalar nedeniyle yaralandı ya da hayatını kaybetti. Daha geçen hafta bir kadın kendi evinde kurşunlardan saklanmaya çalışırken bu gruplar arasında çıkan bir çatışmada yaşamını yitirdi. 


Kadınlar erkek şiddetini nasıl aşmaya çalışıyor?

Kadın hareketleri sürekli bir biçimde şiddeti aşmak için ataerkil yasalar ve din ile müzakere etmeye çalışıyor. Mesela bazı kadın örgütleri tarafından Müslüman din insanları, hem kadın hem erkekleri, kadına yönelik şiddetle bağlantılı hususlarda eğitmeye dönük programlar geliştirdi. Din insanlarının eğitilmesi üzerinden toplumu etkilemeleri hedefleniyor. Bu kadın örgütlerinin bakış açısına göre din insanlarının Filistin toplumu üzerinde önemli ölçüde etkisi var. Kadın örgütleri bu yönde sürekli müzakereler içinde ancak bana göre hala da şiddet kültürünü hedef alan sonuç alıcı programlar geliştirme konusunda pek de çaba sarf etmedikleri kanısındayım. Örgütler fazlasıyla siyasete odaklanmış durumda. Mesela Filistinlileri bir araya getirmek, birbirine düşman bölünmüş siyasi grupları birleştirmek için çok sayıda kadın faaliyeti var. İsrail işgaline karşı direnişte kadının rolüne odaklanmaya çalışan çok sayıda aktivite görebiliyoruz. Mesela her yıl 8 Mart vesilesiyle en büyük İsrail kontrol noktası ve duvar yakınında düzenlenen kadın yürüyüşü buna örnek. Bu büyük eylem, kadınların işgal politikasına karşı duruşunu gözler önüne seriyor. 

Filistin kadın hareketi aynı zamanda kadının durumunu değiştirmek amacıyla hukuk alanında lobi çalışmalarında büyük rol oynuyor, yasaların kadın lehine değiştirilmesi hedefleniyor. Bu açıdan kadına haklarının teslim edilmesi ve kadına yönelik şiddetin durdurulması için önemli çalışmalar yürütülüyor, ancak bu lobi gruplarının çok güçlü olduğu söylenemez ve hala da değişmek ve daha fazla hak kazanmak için birbiriyle aranje olmaya çalışıyorlar. 


Ülkenizde kadınların temel gündeminde neler yer alıyor?

Genel Filistin Kadınlar Birliği tarafından temsil edilen Filistin Kadınlar Koalisyonu, yasaları değiştirmek ve kadın haklarının geliştirilmesi için lobi çalışmalarını güçlendirmeye çalışıyor. Bu amaçla kadınların birliğinin büyütülmesi hedefleniyor. Kadınların yönetici konumlarında siyasi harekette ve erkekle eşit düzeyde kamusal alanda yer alması için imkanlar yaratılmaya çalışılıyor. 

Yine Filistinli kadınlar, sürekli Filistinlileri bir araya getirmek, bölünmüş parçaları birleştirmek için çaba sarf ediyor. Filistinli kadın örgütleri kadının konumunu iyileştirmek, yoksulluğu azaltmak, kadınları siyasal, toplumsal ve ekonomik açıdan güçlendirmek amacıyla programlar geliştirmek için birlikte çalışıyor. Ancak hala önemli açıklarımız bulunuyor. Filistin kadın hareketleri kendi ajandalarını gözden geçirmeli, kadınların gerçeğini değiştirebilmek için daha etkili ve güçlü mücadele yürütebilmenin yollarını bulmalı. 



Irak’ta kadın iradesi, yok denecek düzeyde


Dr. Büşra El Ubeydi, Irak Temsilciler Meclisi’nde milletvekili. Aynı zamanda Irak İnsan Hakları Yüksek Komisyonu’nda kadın haklarından sorumludur. Irak Parlamentosu’nda anayasal olarak yüzde 25’lik kadın kotası bulunuyor. Ancak vekillerin dörtte biri kadın olmasına rağmen 25 bakandan sadece 1’i kadın. Büşra El Ubeydi özellikle yasal alanda kadın haklarını güçlendirmek amaçlı çalışmalar yürütüyor. Kendisiyle Irak’taki kadınların durumunu konuştuk. 


Irak’ta kadınların karşı karşıya olduğu temel sorunlar neler?

Irak’ta yıllardan beri devam etmekte olan bir savaş var. Öncelikle bu savaş ve ülkemizin içinde bulunduğu askeri durum, genelde bütün toplumu, özelde ise kadınları etkiliyor. Bu savaş nedeniyle göçte ciddi bir artış söz konusudur. Çok sayıda insan mülteci konumuna düşüyor. Bunun yanında Irak’ta kadınların karşı karşıya kaldığı temel sorunların başında şiddet geliyor. Özellikle cinsel şiddet ve aile içi şiddeti vurgulamak gerekir. Yine bir bütünen kalitesiz sağlık ve yaşam koşullarından kaynaklı kadınların yaşadığı ciddi sorunlar var. Temel sorunlar bunlardır ama elbette bunun yanında dünyanın farklı bölgelerindeki kadınlarla ortak sorunlarımız da var. 


Iraklı kadınlar ataerkil zihniyete karşı nasıl bir mücadele veriyor?

Kadının içinde bulunduğu durumu ve kadının yaşadığı gerçeği değiştirmek, yine kadına yönelik şiddeti durdurmak amacıyla kurulan toplumsal inisiyatifler var. Ancak bunlar yok denecek düzeyde. Irak’taki kadının toplumsal ve siyasal iradesi yok denecek düzeyde. Bana göre kadınların çoğu, içinde bulundukları duruma teslim olmuş. Çok fazla şiddet var ama bununla mücadele yerine bu gerçeğe teslim olma durumu daha yüksek. Tamamen inkar etmiyorum. Aile içi şiddeti, ataerkil kültürü kırmaya çalışan çok kadın da var. Yani buna karşı bir başkaldırı, bir reddediş var. Kadın haklarının sağlanması ve güvence altına alınması için çok sayıda örgüt kuruldu. Kadınları eğitiyorlar, bilinçlendirme çalışmaları yürütüyorlar. Kadın kendini nasıl savunabilir, nasıl güçlendirebilir, var olan düzene nasıl başkaldırabilir; bu konular işleniyor. Yine özellikle yasal alanda eşitliğin sağlanması için hukuksal zeminde çalışmalar var. Çok başarılı girişimler de çıktı. Anayasanın 41’inci maddesini buna örnek gösterebiliriz. Kadına yönelik şiddet ve baskılara karşı kadınların haklarını güvenceye alan çok sayıda kanun çıktı. Mesela Caferi Bireysel Haklar Projesi var, bunun üzerinde çok duruldu. Bunun dışında da bazı projeler var, tartışmalar devam ediyor. 


Irak’ta kadınların gündeminde şu sıralar hangi hususlar yer alıyor?

Kadınların yaşamın bütün alanlarında güçlenmesini hedefliyoruz. Siyasal ve ekonomik alana özel önem veriyoruz. Kadını koruma yasası üzerinde duruyoruz. Yine aile içi şiddetle mücadele önemli bir gündem. Kadın bakanlığına alternatif bir sivil kadın bakanlığın kurulması ve hem ulusal hem de uluslararası düzeyde çalışması hedefleniyor. Çünkü var olan bakanlık işlevli değil. 1325 No’lu BM Güvenlik Konseyi Kararı temel bir gündemdir. Yine önümüzdeki süreçte seçimler olacak. Hem il meclisleri hem de parlamento seçilecek. Bu da önemli bir gündemdir. Bunun dışında DAİŞ tarafından kaçırılan kadınlar, ayrıca DAİŞ’in elinden kurtulan kadınların yeniden topluma kazandırılması bir gündemdir. Bunun dışında savaş ve çatışmalar nedeniyle yerlerinden olan mülteci kadınlar için çalışmalar da temel bir gündemi oluşturuyor. 



Lübnan’da feministler güçlü


Ortadoğu ülkeleri arasında kadın eylemlerinin en yoğun, kadın örgütlerinin de sayıca en fazla olduğu yer Lübnan’dır. Yine dışarıdan bakıldığında kadınların görece en rahat yaşayabildiği ülkedir Ortadoğu’da. Ancak hala savaşın yoğun izlerini taşıyan duvarların ardında ciddi düzeyde şiddet yaşanıyor. Lübnan’daki kadınların durumunu, Beyrut’taki Amerikan Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışan feminist sanatçı ve aktivist Marwa Arsanios’a sorduk.


Lübnan’da kadınların mevcut durumda karşı karşıya kaldığı temel sorunları nasıl özetlersiniz?

Lübnan’da yaşayan kadınların yaşadığı temel sorunların başında aile içi şiddet ve yaşamın bütün alanlarında toplumsal cinsiyetçilik geliyor. Bunun yanında çeşit çeşit sorunlar var. Örnek olarak dini mahkemelerde boşanma hakkı veya çocuk bakımı. 

Kadına yönelik şiddet Lübnan’da nasıl bir rol oynuyor? Bir yandan kadın, diğer yandan toplum kadına yönelik şiddet konusuna nasıl yaklaşıyor?

Kadına yönelik şiddet konusu son yıllarda giderek daha az tabulaştırılıyor. Hem daha fazla görünürlük kazanıyor hem de daha çok gündeme geliyor. Bu elbette ki çeşitli örgütlerin çalışmalarının bir sonucudur. Kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında yeni yapılar geliştirmek için çalışma yürütüyorlar. Ancak aile içi şiddet hala çok ciddi bir sorun zira aileler boşanmanın önüne geçmek için ve aileyi bir arada tutmak adına bu konuda susmaya devam ediyor. Diğer yandan kadınları aile içi tecavüzden koruyan herhangi bir yasa bulunmuyor. Bu da ciddi bir sorundur. 


Kadınlar eril şiddeti nasıl aşmaya çalışıyor?

Lübnan’da oldukça güçlü bir feminist hareket bulunuyor. Çok farklı, aktif faaliyet yürüten örgüt bu hareketin içinde yerini alıyor. Yine bireysel düzeyde çok sayıda hukukçu ve avukat da kadına yönelik şiddete karşı mücadelenin içinde yer alıyor. Hatta artık bir yere kadar özgün ve özerk olduklarını da söyleyebiliriz. 




Bitmeyeceğiz, biz kazanacağız!

GÜLİSTAN AKEL*


Ortadoğu’daki krizin merkezinde bulunan Türkiye’de, soykırım saldırıları devam ediyor. Buna karşı Kürt halkı ise, varlık, kimlik, benlik mücadelesini yaşamın her alanında sürdürüyor. Büyük bir emekle, bedelle... Özellikle de Kürt kadın mücadelesi, dünya kadın kurtuluş deneyimlerinin de biriktirdikleriyle yoluna devam ediyor.

Kadın değerleriyle var olma mücadelemiz, her açıdan önemli değerler yarattı. Sosyal yaşamda, siyasette, bilimde, diplomaside, ekonomide... Ve yerel demokrasinin en temel kurumu olan belediyelerde...

Erkek egemen zihniyetin yönetme anlayışında kadın yok; emek, doğa ve demokrasi yok. Erkek, sermaye, sömürü ve devlet olguları, kentlerde varlığını sürdürüyor. Yerelden demokratik ilkelerle mücadele etmek için bu tespit, önemli oldu. 3 kadın belediye başkanıyla başlayan kadın belediyeciliği, giderek gelişti ve eşbaşkanlık sistemiyle ise yeni bir boyut kazandı. Bu sistem, dünyaya da örnek bir deneyim ortaya çıkardı.

Kadınlar, belediyelerde erkek aklıyla gelişen klasik anlayışa karşı eksikleri ve yetersizlikleri de olsa, sosyal belediyeciliği geliştirdik. Örgütlenme pratiğimiz, kadın birlikleri, meclisleri, kooperatifleri, komisyonları, kurulları, kurumları ve akademileri, belediyeciliğimizi farklı kılan örgütsel ağlara dönüştü. Yüzde 40 kotasını da aştık; cinsiyet eşitliğiyle yönetimlerin yarısı olduk. Bu gücümüzle önemli kararlar aldık, uyguladık. 

Kadınlar, belediyelerde birçok kurumu ortaya çıkardı. Kadın Politikaları Müdürlükleri/Daire Başkanlıkları/Birimleri, mahalle evleri, kültür merkezleri, kadın sığınma merkezleri, çocuk ve gençlik merkezleri, anadilde eğitim veren kreşler, eğitim destek evleri, sinemalar, tiyatrolar, kadın festivalleri, spor okulları, kadın ekonomisi atölyeleri, pazarlar, tarım alanları ve daha sayamayacağımız birçok çalışma... Bu çalışmalar, kadın bakış açısı ile hayata geçirildi. Kır-kent uçurumunu yaratan kapitalizme karşı demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigma ile yürüyüşümüzü sürdürdük.

Bunlar kolay başarılmadı elbette. Birkaç becerikli, akıllı veya pratik kadın seçilmişin çabasını da ifade etmiyor. Seçilmişi, emekçisi ve yerelde örgütlü kadınlarıyla büyük bir mücadele, bu kazanımları ortaya çıkardı. Bu nedenle de devletli sistemin yönetme anlayışı karşısında tehdit olarak görüldük. Ve bütün saldırılarda ilk kadın çalışmaları hedef alındı. Belediyelere atanan kayyumların da ilk hedefi, kadın çalışmaları yapan kurumlar oldu. Son olarak Kürt kadın hareketinin çatı kurumu KJA kapatılarak sözcüsü, yine HDP ve DBP’nin eşbaşkanları, milletvekilleri, belediye başkanları, siyasetçileri tutuklandı; kadının sesi tümden susturulmak isteniyor.

Şunu iyi biliyoruz ki, kadının sustuğu yerde çocuklar ölür, kentler yıkılır, barış susar, insanlık susar...

Soru şu: Başarabilecekler mi?

Biz kadınlar, bu soruya cevap bile aramıyoruz. Biliyoruz: Bu zulmü yaratanlar, mutlaka büyük kaybedecekler. Kadın değerlerini 5 bin yıldır bitiremediler, iki yüz yıldır Kürt halkının soyutunu tükemediler. Bitmeyeceğiz. İnsanlık devam ettiği müddetçe, kadın var olduğu müddetçe... Mücadele etmeyi sürdüreceğiz. Ve biz kazanacağız.

* Kayyum atamasından önceki Batman Belediyesi Eşbaşkanı


MERAL ÇİÇEK