Asıl suçlu „cemaat“ mi? 

Olabilir.  Anlı şanlı orduyu perme perişan etme suçunun diyelim ki asli faili cemaat…

İyi de bunun „suç ortağı“ kim?

Bu sorunun er geç sorulacağı çok açık. Kim tarafından? Ya seçimle gelen bir „ulusalcı“ iktidar tarafından… Ya da… Bunu ben söylemeyeyim de siz tahmin edin… Mesele yalnız AKP’nin eski „ortağı“ cemaat değil. Bir de AKP’nin eski „muhatabı“ var: PKK…

Şimdi ne yapıyorlar?

AKP’nin eski „muhatabına“ şehirlerde, sivil, silahlı demeden ölüm kusuyorlar. Ama ara yerde şunları da mırıldanıyorlar: „Kim bu şehirlerde bu kadar silaha göz yumdu?“

Yani? 

„Çözüm süreci“nin „hesabını sormaya“ hazırlanıyorlar.

Okuyun „orducu“ gazetecileri ve bu arada Kılıçdaroğlu’unun „nutuklarını.“

Ne görüyorsunuz?

„Bu kadar şehit vermemizin sebebi, ‘çözüm süreci’dir…“

Saray ve AKP ne yapıyor? 

Dünkü „ortağına“ karşı operasyon üstüne operasyon yapıyor, „ortaklarını“ hapse atıyor, mallarını gasp ediyor, gazete ve televizyonlarını susturuyor… Cemaat’in „suçlu olduğunu“ ilan ediyor. Onlara yapılanların „hukuki“ olduğunu söylüyor.

Yani… Asli failin „suçunu“ kanıtlamak, onun „ortağının“ suçunu“ kanıtlamak değil mi? Kim bu „suçu kanıtlananın ortağı“? AKP…

O halde… „Ortak“ suçluysa, AKP de suçlu olmaz mı?

Saray ve AKP şu anda ne yapıyor?

Dünkü „muhatabına“ karşı ölüm kusuyor. Attığı her adımla „çözüm sürecinin“ bir tür „devletin birliğine, bütünlüğüne“ „ihanet“ olduğunu kendi elleriyle kabul ediyor.

„Muhatap“ suçluysa, onu „muhatap“ alan AKP de suçlu olmaz mı?

Şimdi Ordu AKP ile anlaşarak, AKP’nin eski „ortağını“ tasfiye ediyor, AKP’nin eski „muhatabıyla“ savaşıyor. AKP ne oluyor?

AKP’nin başı olarak Erdoğan Harp Akademilerı’nde yaptığı konuşmada, „Cemaat beni kandırdı“ diyor. Sonra dönüyor, „PKK benim çözüm sürecimi istismar etti“ diye ekliyor.

Yani „askeri vesayeti tasfiye etmenin suç olduğunu kabul ediyor“, hem de „PKK’yi muhatap alma ve çözüm sürecinin suç olduğunu kabul ediyor“ böylece de, kendi „suçunu“ „tevil yoluyla ikrar“ ediyor. „Evet, bu suçlara ortak oldum, bu suçları işledim, ama mazurum, çünkü aldatıldım, istismar edildim…“ İyi de, böyle bir „savunma“, bırakalım bir „darbe mahkemesini“, her hangi bir mahkemede „aklanmaya“ yol açar mı?

Olsa olsa hakkında „hafifletici sebep“ sayılır. „Ağırlaştırılmış müebbet“ yerine, diyelim ki, „hafifletilmiş müebbet“ hükmüne neden olur.

Bunları neden yazıyorum?

Şundan: Saray ve mevcut AKP yönetimi, „ordunun suç saydığı“ bu fiillerden dolayı suçlanmamak için, eski „ortaklarını“ harcadı; eski „muhatabının“ üzerine ölüm mangalarını sevk etti. Ama yarın cemaatle „ortaklığın“ ve PKK’yle „muhataplığın“ AKP „içindeki“ sorumluları aranmaya başlanınca…

Ne olacak? Elbette Erdoğan bu „suçların“  sorumluluğunu yüklenmeyecek. Nasıl „cemaatle“ birlikte yaptıkları „tasfiyelerin“ ve PKK ile birlikte yaptığı „görüşmelerin“ sorumluluğunu yüklenmeyip, eski „ortağını“ ve eski „muhatabını“ „aslanların önüne attıysa“, aynısını yapacak, bu defa „AKP içi paralelcileri“ işaret edecek.

Nereden biliyorsun derseniz, Havuz Medyasından biliyorum derim.

Daha şimdiden Abdullah Gül, Bülent Arınç grubundan „paralelci“ diye söz edenler, bunları ünlü İngiliz casusu Lawrence benzetenler var.

Eğer AKP içi muhalefette zırnık kadar akıl varsa, avazı çıktığı kadar „askeri vesayete karşı atttığımız adımlar“ ve „çözüm süreci boyunca yapmak isteyip de yapamadığımız her şey“ haklıydı, meşruydu“ diye bağırır, şu anda hem „eski ortağımıza“, hem de „eski muhatabımıza“ karşı atılan adımlar ise haksızdır, meşru değildir“ diye sesini ta arş-ı alaya kadar duyurur. ‘Biz paçamızı kurtarmak için eski ortağı ve muhatabı suçladıkça, kendimizi suçlamış oluyoruz, sıra bize gelecek’ diye çığlığı basar.

Bunu yapamazsa, az sonra bu muhalefet „cemaatin ortağı“ ve „muhatabın muhatabı“ haline getirilecek…

İyi de AKP ve Saray, kendi içinden safraları attığı zaman batmayacak mı? Batmaz olur mu? Safrası olmayan tekne, kıytırık bir yan dalgada alabora olur…

Nedir o AKP teknesini „devirecek olan yan dalga“ diye sorarsanız, bunu ben bilmem derim…