Koma Civakên Kurdistan (KCK) Yürütme Konseyi Üyesi ve Partiya Azadiya Jin a Kurdistan (PAJK) Koordinasyonu üyesi Elif Ronahi, Kadın hareketi olarak, dünyada önemli bir güç ve renk olduklarını belirtti. Kadın hareketlerinin ortaklaşmak için birçok nedeninin olduğunu söyleyen Ronahi, “Ortaklaşmak, birlikte hareket etmek ve genel anlamıyla kadının gücünü ortaya çıkarmak esasımızdır” dedi.

Kürt Kadın Haraketi’nin gerek Kürdistan’da gerek Avrupa’daki örgütlülüğü önemli bir ivme kazanırken bu genel kadın hareketlerine veya genel kadın dünyasına yansımıyor. Bir içe kapanma mı yaşanıyor? Bu da beraberinde kendisini merkez görmeyi geliştirmiyor mu? Neden kadın haraketiniz dışa açılamıyor?
Öncelikle şunu belirteyim. Biz salt bir silahlı kadın örgütü değiliz. Silahı da öylesine basit nedenlerle elimize almadık. Koşullarımız, şartlarımız, yaşadığımız coğrafya, karşımızdaki gücün güncel ve tahrihsel uygulamaları gibi birçok hayati  gerekçe ve neden bizi dağlarımıza sığınmaya itti. Buradan yola çıkarak biz her şeyi kendimizde başladığını da belirtmiyoruz. Dünya kadın mücadelesi bizim de birikimlerimizdir. Çıkışımızın özü bu zemin üzerinde yükseldi. Önder Apo’nun koşulları ve şartları yaratması örgütlülüğümüzü ortaya çıkardı. Bunu şunu için belirttim, bizden önce de bir kadın mücadelesi vardı ve olmaya devam ediyor.

Ortadoğu kadını için bir ölçüyüz
Kürt kadını kendi rengi ile ortaya çıktı ve mevcut kadın mücadeleleriyle ortaklaşmayı hedefledi. Biz kendimizi kazandıkça, rengimizi ve duruşumuzu ortaya çıkardıkça bütünleşeceğimize inandık. Şimdi bu momenti yakalamış durumdayız. Eksikliklerimiz, yetersizliklerimiz var. Aslında bu duruşu aşmak için bir mücadele veriliyor. Yeterli mi derseniz? Hayır. Avrupa’da bu hususu aşmak için geliştirmek istediğimiz birçok projemiz var. Bunların bazılarını sokağa yansıttık ama istenilen bir düzeye henüz ulaşamadık. Oysa dünyanın tek kadın gerilla ordusuna sahibiz. Önemli bir ölçüde kadın örgütlülüğünü ve örgütünü yaratmış durumdayız. Dağda da, legal alanlarda da irademizi ortaya çıkarıp kendimizi yönetebiliyoruz. İmkanlarımız, olanaklarımız önemli ölçüde geniş. Buna rağmen dışa yönelik tüm bunları yansıtamadığımız doğrudur ve ve özeleştiri vermeye hazırız. Bunun farkındayız.
Biz Kürt kadını, Ortadoğu kadını için bir ölçüyüz ama, genel kadın ya da Avrupa için bunu söylemek hem doğru olmaz hem de kendimizi merkeze koymak yanlış bir yaklaşım olur.  Esasımız her ne kadar Kürt ve Ortadoğu kadınını örgütlemekse genel anlamda farklı renkler içinde olan kadınlarla bir mücadele birlikteliğini yaratabilmektir. Kadının ortaklaşma, birlikte mücadele yürütme sorunu var ve biz bunun dışında değiliz. Örneğin bundan iki yıl önce öncülüğümüzde bir dünya kadın kurultayı gerçekleşti. Bunu yapacak güçteyiz ve çok yararlı geçti. Kurultayı genişletme ve devamlılığını sağlamak için dünyanın birçok merkezinde yaşayan kadın haraketleri ve şahsiyetleri ile ilişkilerimiz oldu ve bu devam ediyor. Beş-altı yıl öncesine kadar kadının ittifak sorununa dar bakıyorduk. Son yıllarda bunu anlayış düzeyinde aştığımızı belirtebiliriz. Şimdi bunun gereklerini yerine getirmek için pratik adımlar atıyoruz. Bizim için faşist olmayan, ırkçı olmayan tüm dünya kadınlarıyla düşünülenden fazla ortak yanlarımız var. Dünyanın tek kadın rengi biz değiliz.

Ortaklaşmak için çok nedenimiz var
Kadın hareketi olarak, önemli bir rengiz ama çevremizde de farklı renklerin olduğunu ve her kesimin kendi renklerini koruyarak bir araya gelmesinin bir engeli olamacağını düşünüyoruz. Kendi örgütlemesini, ideolojik yapılanmasını sağlar. Bunun için mücadele verir ama mutlaka tüm kadın haraketlerini veya bireylerinin bir araya gelmesi için mutlak anlamda mücadele verir. Ortaklaşacağımız o kadar çok neden var ki… O kadar çok argüman, sosyal ve siyasal neden var ki… Ne yazık ki Avrupa’da küçük hesaplara, çıkarlara saplanıp kalınıyor. Kadın renginden ziyade kişisel, grupculuk, teknik sorunlar ön plana çıkıyor. Pankartların, bir yürüşte sıralanmanın, dövizlerin, fotoğrafların veya sloganların sorun olduğu bir coğrafyadan bahsediyorum. Kendi adımıza, buralara takılmadan ortaklaşmak için ne gerekiyorsa onu yapmalıyız. Bizim rengimiz, gücümüz, örgütümüz ortadadır. Kendimize güvenmeliyiz. Kendimize güvendiğimiz kadar çevremize güven vermeliyiz. Biliyorum Avrupa’da sorunun özünden ziyade teknik ve detaylar daha çok ağırlıkta. Kendi adımıza bundan vazgeçmeliyiz. Biz kazandıran, ortaklaştıran adımlara önem vermeliyiz. Biz herkesi kapsayalım ama kimse bizi kapsamasın anlayışı doğru değildir. Ortaklaşma derken bunu kast ediyoruz.
Aslında idelojik olarak, politik duruş olarak bizim böyle bir sorunumuz yok. Uygulamalarda, pratikte ve Avrupa’da anlayış sorunlarımız var. Tüm arkadaşlarımız aslında bunun böyle olmadığını biliyor. Bir direnme, eskiyi yaşama, kendisini konumlandırmama sorunu var. Doğrultu, doğru duruş ve örgütlenme perspektifleri verilmiştir. Son bir iki yıldır yukarıda belirtiklerimiz doğrultusunda söz konusu sorunlarımızın çözümüne ağırlıklar verdiğimizi söylemem gerek. Siz de bilirsiniz ki, toplumsal dönüşümler ve anlayışlar bugünden yarına gerçekleşmiyor. Tüm alanlarda aynı düzeyi yakalamamız zaman alıyor. Önümüzdeki yıllarda mevcut sorunlarımızın bir çoğunu aşacağımıza eminim. Avrupa’da yaşayan tüm kadın çevrelerine yine yukarıda belirttiklerimiz doğrultusunda örgütümüze sonuç olarak şu çağrıyı yapabilirim: Ortaklaşmak, birlikte hareket etmek ve genel anlamıyla kadının gücünü ortaya çıkarmak esasımızdır. Bunun için her kesim küçük hesaplardan vazgeçmeli hoşgörü ve saygı esas alınarak kadın dünyasında bütünleşmeliyiz. Bir Kürt kadını komşusuyla hangi ulus ve renkte olursa olsun ortaklaşamıyorsa, kendisini anlatıp ama aynı zamanda anlamak için mücadele veremiyorsa, kadın olmanın ortak yanlarını ortaya çıkaramıyorsa bu sorunları aşacağımızı belirtmemiz zor ve güç olur.

Belirttiklerinizden sonra, şuna değinmekten kendimi alamıyorum. Diplomasi sanki sadece erkeğin bir sorunu gibi duruyor. Diplamasi ağır bir cümle olarak durabilir ama buna ilişkilenmek diyebiliriz. Bu alanda da bir yetersizlik var...

Evet ilişkilenmek diyebiliriz, ama diplomatik faaliyetlerle bunu üst düzeye çıkarmak ve bunun içinde bir mücadele vermek gerekiyor. Kadının dili o kadar çok ortaklaşmaya ve ilişkilenmeye yatkın ki. Kadındaki parçalanmışlık erkekteki kadar güçlü değildir. Bu nedenle kadının ortak yönleri daha ağırlıkta ve sürekli bir aciliyet içindedir. Bu alandaki yanlışımız veya yetersizliğimiz, ilişkilenmeyi veya diplomasiyi sürekli üst perdelerde yürütmemiz oldu. Bu kadın da olsa nihayetinde sistemin bir temsilcisi ile ortaklaşmaya çalıştık. Bunun yanlış birşey olduğunu gördük ya da bu artık miladını doldurdu. Fakat benim sokak dediğim hayatın içinde yer alan, buralarda ortaya çıkan sivil toplum örgütleri, kadın kurum ve kuruluşları, kadınlara yönelik örgütleme mücadelesi içinde olan ayrı dursa da aynı sorunlar için mücadele yelpazesi içinde yer alan kadın kesimleriyle ilişkilenmek en doğrusu ve gerekli olanıdır. Diplomasi bunun bir üst perdesi olabilir. Ama buralardan beslenmeden veya buralardan geçmeden yukarıdan aşağıya doğru yol almak sadece bir yanılgı ve kendinisini kandırmak  olabilir.

Biz dar bir örgütlülük içinde değiliz
30 yıldır bir mücadele veriyoruz, ama Avrupa’daki birçok kadın çevresinin bundan habersiz olduğunu bizzat buraya gelen Alman, Fransız, İsviçreli veya değişik ülke ve milletlere mensup kadınlarda, kadın örgütlerinde görüyoruz. Çok şaşırıyorlar ve ilk sordukları soru ‘Avrupa’da var mısınız’ oluyor. ‘Bizi görmüyorlarsa, görmek istemiyorlarsa biz ne yapabiliriz’ demek yerine, ‘biz gerçekte kendimizi gösterebildik mi, bunun için mücadele verdik mi’ sorusu olmalıdır. Seni Kürt kadını olarak tanıyabilir, ama senin mücadeleni bilmiyorsa, bununla birlikte bir enformasyon ağın yoksa ya da ortaklaşmak için bir girişim içinde değilsen bu ancak ‘bir suçlu’ bulmak olur ki bu da bizim mücadele anlayışımızın içinde yer almaz. Biz dar bir örgütlülük içinde değiliz. Anlayışımız, ideolojimiz, politik duruşumuz, yaşam biçimimiz kesinlikle dar değildir. İnanın ki buraya gelen bir çok kadın haraketi bizim deneyimlerimizden faydalanıyor. Bizimle önemli bir ağ oluşturan ve sükle görüş-alış verişi içinde olduğumuz çok önemli bir çevre var. Tabii ki, şöyle bir anlayışımız yok “dünyanın tek kadın örgütü biziz, herkes bize dahil olsun.” Bu anlayış doğru değil. Avrupa’da, Amerika’da ya da Avusturalya veya Ortadoğu’daki, Türkiye’deki kadınların sorunu temelde aynıdır. Demek ki ortak yönlerimiz ortaya çıkarmak istersek çok geniştir ve bunun zemini vardır. Sorun bunu görmek ve buna göre konumlanmaktır. Bakın biz kadın örgütlülüğüne, özgürlük arayışına çok hazır değildik ama Önderliğimiz bizzat bizi bunun içine çekerek kadına ivme kazandırdı. “Kadın yoksa toplum, toplum yoksa devrim yoktur, olmaz” diyordu. Kadının örgütlenmediği bir toplumda binlerce devrim yapabilirsiniz ama, kadın yoksa bunun devrim olduğunu söyleyemeyiz.

Kadın örgütlenmesi Avrupa’da daha çok hatta önemli ölçüde dernekler üzerinde yürüyor, yürütülüyor. Sizin belirttiğiniz çıkış alanlarını dernekte veya dernekçilikle  aşmak mümkün müdür?

Salt derneklerle veya dernekçilikle aşmak elbetteki mümkün değildir. Dernekler bizim için önemli ve kaybedilmemesi gereken mevzilerdir. Kaldı ki bu yalnız bizim tercihimiz değil. Avrupa sistemi politik olarak bizi derneklerle sınırlı tutmak istiyor. Önemli yaptırımlar, önemli zorluklar ve yasaklar önümüze çıkarıyor. Fakat kadın örgütlülüğü için veya özgünlüklerimize göre olanak ve imkanlarımıza göre kendi alanlarımızı yaratmak konusunda mücadele etmeliyiz. Aslında bunun için imkanlar ve şartlar zorlanmalı. Kadın kurumsallaşması esas alınmalı. İhtiyaçlara göre ortak alanlar yaratabilmeliyiz. Kadın özgünlüğü için şartların ve koşulların oluştuğu alanlarda, merkezlerde bunu başarabiliriz. Derneklerimizin hala önemli bir rol üstlendikleri açık, ama mevcut derneklerde dernekçilik anlayışı içinde yürümeyeceği bir gerçektir. Biz bu nedenle kadın meclislerin oluşumuna veya güçlenmesine önem veriyoruz. Bu meclisler tekrar belirtmem gerekirse faşist ve ırkçı kesimler dışında herkese açık olmalıdır.

Son cümlelerinizi veya mesajınızı alabilir miyim?

Avrupa’daki tüm kadınlara, özgürlükleri için emek veren Kürt kadınlarına, şehit annelerine, kadın meclislerimize ve dostlarımıza sonsuz sevgi ve saygılarımızı iletiyoruz. Yüreğimizin kendileriyle olduğunu unutmasınlar ve yaşamın her alanında Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne, kadın direnişine destek vermelerini aktif görev almalarını beklediğimizi belirtmek istiyoruz.


ALİ ONGAN




Mücadelemiz erkeği dönüştürdü

Sonuç olarak şu soruyla bitirmek istiyorum. Tarihsel ve güncel olarak erkek egemenliği var oluşunu sürdürüyor. PKK içinde kadın örgütü bu egemenlikli anlayışı veya yaklaşımını yaşıyor mu?
Evet sık sorulan bir soru. Biraz açarak cevaplamam gerek. Her toplumun olduğu gibi Kürtlerin de bir sosyolojik tarihi vardır. Kürtlerin sosyolojik tarihi içindeki kadının konumu aslında biliniyor. Egemenlikli bir devlet ve sistem yapısı, feodalizm, aşiretçilik, kişiye göre yorumlanan veya uygulanan dini etkenler, sömerge kişilik gibi birçok etken toplumu dolayısıyla erkeği ne kadar çok etkisi altına almışsa kadını da misli kereler etkisi altına almıştır. Böyle bir ortamda, böyle bir cenderede sıyrılarak özgürlüğünü aramaya çalışan kadın doğal olarak aynı toplumdaki erkeğin egemenlikli anlayışıyla karşı karşıya kalır, ki bizde kaldık. Kadının çok küçük de olsa değişimi toplumun veya mevcut düzeni de tehdit edecekti. Bunun karşısına önce erkek sonra düzen çıkacaktı. Özgürlük arayışı ne kadının ezilmişliğini ne de erkeğin bastırmasını bugünden yarına ortadan kaldıracaktı. Ortadan kaldırmak için bir sosyal ve siyasal döngünün kendi ekseni içinde gerçekleşmesi gerekiyordu. Toplumların değişim ve dönüşümü özellikle kadın-erkek ilişkilerinde değişim ve dönüşüm çetin bir mücadeleyi gerektiriyordu. Soruyu biraz daha somutlaştırmak gerekirse, biz Kürdistanlı kadınlar bu koşullarda yola çıktık ve gerçekte yukarıdan belirttiğim tarihsel sosyolojik nedenlerden dolayı bu çıkış öyle zannedildiği gibi hiç ama hiç de kolay olmadı.

Serhildanların başını kadınlar çekiyor

Sonuçta bu tarihsel sosyolojik zemin üzerinde yola çıkarak aynı toplumun kadınları ve erkekleri olarak dağda buluştuk ve bir ortaklaşma yaratmaya çalıştık. Önder Apo, Kürt halkının tarihsel gelişim süreçlerini çok iyi irdelediği için dönüşümün kadından başlayacağını çözmüştü. Bu nedenle Kürt kadının kendisini tanımlayabilmesi tarihsel bir mücadele verdi. Önder Apo’nun kadına ilişkin itinalı mücadelesi sonucu kadın kendisinde bir özgüven ve mücadele ruhu yarattı. Her alanda akın akın mücadele etrafında kenetlenen kadına karşı erkeğin egemenlikli bakış açısı tabii ki hemen değişmedi. Bu bakış açısı gerilla ortamında da kendisini uzun süre yaşattı. Önderliğimizin sürekli ve can alıcı bir şekilde gerek örgütümüz içinde gerek toplumun geneline yönelik kadın sorununu yakıcı bir şekilde gündemleştirmesi ve bu hususta amansız mücadelesi sayesinde kadın ordulaşmasını yarattı.
Kadınların ordulaşmasına önemli ölçüde erkek arkadaşlarımız karşı çıktı. Öyle ki, birçok arkadaş ‘kadın erkeksiz savaşamaz, kadınlar geri cephede yer almalı, hatta kadınlar savaşan erkeğe hizmet etmeli’ gibi birçok fikri karşı koyuş gösterdi. Mevcut erkek egemenlikli düzeneğin az da olsa burada sürdüğünü gördük, yaşadık. Çok zorlandık, büyük bir mücadele verdik ve kadın ordulaşmasını yaratmayı başarabildik. Artık kadınlar kendi başına bir ordu, kendi kararlarını kendileri veriyor, kadın örgütünü hiç bir erkek olmadan kendisi yürütüyordu. Bu gelişimi, kendimizi erkeklere kanıtlamak için yapmadık. Buna ihtiyacımız olduğu için yaptık. Bir süre sonra erkek arkadaşlar da dönüşmeye, değişmeye başladı. Önce önyargılar kırıldı sonra kadın gücüne ve emeğine saygı gelişti ve erkekler sonuçta Kürt devriminin kadınsız olmayacağını özümsemeye başladılar. Erkek egemenliğine karşı verdiğimiz mücadele aynı zamanda erkeği de dönüştürdü ve bugün önemli bir ortaklaşmanın içindeyiz. Erkek egemenliki anlayışların tümüyle ortadan kalktığını belirtmemiz abartı olur ve bu gerçekçi olmaz. Ama tarihsel bir düzey yakalayarak bir model yarattık. Kendi irademiz, inancımız, gücümüz ve kadın örgütümüzle bugün direkt kadını yok sayan, hiçleştiren tarihsel Kürt sosyolojik toplum yapısına ve bu döngüyü yaratan sisteme karşı duruyoruz. Bugün Kürdistan’daki tüm serhildanların başını kadınlar çekiyor, mücadelemizin aktif görevleri içinde yer alan kadın aynı zamanda erkeği de dönüştürdü ve dönüştürmeye devam ediyor. Evet buralara bu aşamaya kolay gelmedik. İçten ve dıştan kıran kırana bir mücadele verdik ve rengimizle genel mücadelemiz için yerimizi aldık. Önemli olan bunu kesintiye uğratmamaktır. Kadın gücünü yaşamın her alanında diri tutmaktır.