Hem Türkiye’nin hem de Ortadoğu’nun kafası karışık. Türkiye’nin kafası karışık olduğu için iktidar partisinin de kafası oldukça karışık. Erdoğan ile Davutoğlu arasındaki soğukluk sadece havuz medyasına değil kulislere, AKP MKYK toplantılarına da yansıdı. Ne kadar inkar edilirse edilsin son AKP MKYK’lunda il ve ilçelere başkan atanması konusunda yetkinin yeniden MKYK bırakılması karara bağlanıyor. Bu karar Davutoğlu’nun hoşuna gitmesede konunun Mayıs ayındaki MKYK toplantısına bırakılmasını sağlayamıyor. Erdoğan ile yaptığı görüşmede Erdoğan’ın kendisine yetkinin MKYK’ya bırakılması önemli değil demesi ayrılık rüzgarlarının belirtilerinden sadece birisi. 

Bir diğeri ise AB vizesinin kaldırılması konusu. Erdoğan bu vizenin Haziran ayında kaldırılmasının o kadar önemli bir olay olmadığını, zaten kendisinin döneminde yapılan çalışma ile vize uygulamasının Eylül ayında kaldırılacağını vurgulaması. Erdoğan vizenin kaldırılmasının rantının Davutoğlu’nun hanesine yazılabilecek olmasından da rahatsız. Damat Berat Albayrak’ın Davutoğlu’nun yerine getirilebileceği iddialarının basına ve kulislere yansıması ise cabası. Anlıyacağınız AKP’nin kafası oldukça karışık. Kürt özgürlük ve eşitlik mücadelesinin barışçıl ve demokratik yollardan çözümsüzlüğü nasılki ANAP, DYP’nin başını yiyip, bir dönem CHP’yi de meclis dışında bıraktı ise on dört yıl sonra AKP’nin de başını onulmaz belalara sokması beklenebilir. Devlet ve AKP operasyonlara son vermez, Kürt şehirlerini yıkmayı durdurmazsa sadece AKP’nin değil, Türkiye Cumhuriyetinin bölünmeside mukadder olacaktır. Onun için bir an evvel 7 Haziran seçimlerinden önceki iklime dönmekte fayda vardır.

Ortadoğu’nun da kafası oldukça karışık. Ortadoğu’nun kafasının  karışık olması emperyalist sistem ve sömürgeci sistemlerin birbirinden ayrı etnik, dini ve kültürel yapıları bir arada yaşamaya mahkum ettiği suni hudutların, devletleri yaratmasından kaynaklanıyor. Suni olarak yaratılan Irak ve Suriye devletleri 90 yıl sonra insanlığın, bu suni devletlerin hudutlarını cetvel ile çizen emperyalist güçlerin ve sömürgeci sistemlerin başın bela oldu. Bunun için sömürgeci sistemlerin boyunlarına geçirdiği değirmen taşlarını boyunlarının kırılmaması için boyunlarından çıkarıp bu yükten kurtulması lazım. Sonrada uluslararası güçlerin denetiminde Ortadoğu’nun haritasının yeniden çizilmesi, tarihi haksızlıkların ortadan kaldırılması gerekiyor. Yani Ortadoğu’daki mazlum halkların statüsü nasıl olursa olsun kendi kaderlerini tayin edebilmeleri gerekiyor.

Türkiye Cumhuriyetinin Kürt sorununa demokratik, özgürlükçü ve barışçı bir çözüm getirememesi TBMM’de yansıyor. TBMM’inde HDP milletvekillerine yönelik linç kampanyası başlatıldı. Bu linç kampanyası hem basında, hem TBMM Genel Kurulunda, hem de Adalet ve Anayasa Komisyonunda sürdürüldü. Sürdürülmeye de devam ediyor. Anayasa ve Adalet Komisyonu dokunulmazlık ile ilgili değişiklik tasarısını kabul etti. Değişiklik AKP, CHP, MHP ittifakı ile TBMM’de geçip referanduma gitmeden yasallaşacak. HDP’siz TBMM Türkiye demokrasisine(!) hayırlı olsun. Pek hayırlı da olmayacak sanırım. Dokunulmazlıkların kaldırılması ne çatışmaların durmasını sağlayacak, ne de cenazelerin gelmesini durduracak. Olan emekçi Türkiye halklarına olacak. 2 Mart darbesi nasıl çözüm olmadı ise yeni darbede çözüm olmayacaktır. Benden söylemesi, yaşayıp göreceğiz.


KÜRDİSTAN TARİHİNDE  BU HAFTA:

*  4 Mayıs 1937’de Dersim Soykırımı başladı.

* 4 Mayıs 1995’te kayıp anneleri Galatasaray Lisesi önünde ilk oturma eylemini başlattılar. Cumartesi Anneleri olarak anılan kayıp annelerinin eylemi bugüne kadar devam ediyor.

* 5 Mayıs 1932’de Kürtlerin batıya sürgün edilmelerini sağlayan “Mecburi İskan Yasası“ TBMM kabul edilerek yasallaştı.

* 6 Mayıs 1996’de Şam’da PKK Lideri Öcalan’a bombalı suikast düzenlendi.

* 7 Mayıs 1639’da Kürdistan Kasr-ı Şirin antlaşması ile ilk defa Osmanlı ve Safevi İmparatorluğu arasında bölündü.

* 8 Mayıs 2001’de PKDW üyesi Kürt aydını, yazarı Dr. Rodi Demirkapı Almanya’nın Köln şehrinde yaşamına son verdi.