Kürdistan’da, savaşçı kılığıyla ortalıkta fink atan kimileri, IŞİD’in ikizi gibi. Onlar yürüdükçe, katil, tecavüzcü ve hırsız kimlikler dökülüyor.
Recep Tayyip, “bir insan öldüren bütün insanlığı öldürmüş demektir” diyordu, kendini temiz, elleri apak, Esad’ı katil gösterme koşullarında.
Oysa, Kürdistan sokaklarında masum çocuklar öldürülüyor. İşten dönen gençler kaçırılıp, bombalarla paramparça ediliyor. Evinin balkonuna çıkanlar vuruluyor.
Kürt halkı, vurulanların kanında katillerin, yalancı ve talancıların suretini görüyor.
“Baldıran zehiri içtik, neye mal olursa olsun süreç yaşayacak” diyordu, Recep Tayyip.
Demokrasiyi seçim sandığıyla sınırlı sayan sözleri dahil, barışa dair bütün söyledikleri bir anda yalan çıktı. Beğenmediği seçim sonuçlarını geçeresiz sayma anlamında tekrarı istemesinden sonra, anladık ki onun “olmaz” dediği oluyor, “olacak” sözü de asla gerçekleşmiyordu.
Oysa, ona kanıp aldanmamak gerektiğini haykıran, o kadar çok fos çıkmız, kandırmaca, dolandırmaca örneği olmuş o kadar çok örnek vardı ki…
Buna rağmen, “umut insanın ekmeğidir” derler ya, iflas etmiş onca yalana rağmen, kimileri, “barış gelecek” sözüne kanmış göründü.
Oysa Recep Bey, bırakın Kürtleri, kendi halkına verdiği sözlerin tersiyle sabıkalıydı. Ülkeyi Avrupa Birliğine tam üyelik diye kandırmış, oyları toplayıp, gücünü pekiştirdikten sonra yönünü Suudi Arabistan, El Kaide ve IŞİD’in Ortadoğusuna çevirmişti. İleri demokrasi diye diye ağızlara kilit, medya özgürlüğü kapısına mühur vurmuştu.
Böyle biriydi, Potamyalı Recep. Faşizmin “tek” motifini ağzında çiğneyip, “tek millet haykırışıyla” Kürt varlığını inkar eyleyip yasaklıyor, kadim inançlarını yerde eziyor, “dindar ve kindarları” linç birlikleri olarak kışkırtıyor, bir yandan da baldıran zehirli süreçten bahsediyordu.
Sonunda, yer dar gelip, barış, kardeşlik üzere bir öyle, bir de böyle kıvırtamayınca, baş komutan olarak hücum emrini, veriyor, Trabzon’un Çaykara’sındaki camide mikrofonu eline alıp, bütün televizyonların naklen yayınında, Kürtlerle savaşı özendiriyor, bu savaşta ölenlerin, peygamberlikten sonra gelen en kutsal paye olan şehitliğe ulaşacağını söylüyor, şöyle diyordu:
“Ne mutlu onun ailesine; makamların en yücesi olan böyle bir makama (şehitlik) (komiser) Ahmet kardeşimiz ulaşmış durumda!..”
Recep Bey, aynı konuşmasında çocukları şehit olduğu için ailelerin mutlu olması gerektiğini söylüyordu. Bu yer yüzünde ve de dinler tarihinde bir ilkti.
Tanrı, “yaşat” diyor, Recep Bey ise kendi davası uğrunda insanları ölüme çağırıyor, evladı ölenlere de “ne mutlu size” diyordu.
Bu, Kürtleri öldürme çağrısıydı.
Oysa, Kur’an’a göre, aynı dinden olanların şehitliği geçerli değildi. Din uğruna, ama karşı dinden olanla savaşta, daha sonra eklenen yorumlarla ülke için, savaşanlarda ölenler şehitti.
Ancak, Kürtlerle din savaşı söz konusu değildi. Üstelik Kürtler de Müslümandı. Müslümanın Müslümanı katli ise günahtı.
Ülke meselesine gelince: Kürtler, Türk ülkesinde işgalci değildi. Haklarını, özgürlüklerini gasp etmemişlerdi. Tam tersine gasba uğramış, hakları, özgürlüklerindenn yoksun bırakılmış, onurları çiğnenmiş, kadınları katledildikten sonra çırılçıplak yol kenarına atılmış bir halktı, Kürtler.
Eğer şehitlik sözkonusu ise, hakları özgürlükleri, dini ibadetlerinin kendi eğitimi uğruna mücadele ölen Kürt varsa onlar şehitti. Öldürmeye gelenlerden ölen varsa şehitlikleri battaldı.
Çünkü hiç bir şekilde baskı altında değildi, kurdukları baskıyı sürdürmeye çalışıyorlardı. Yani haksızdılar. Haksızın şehitliliği ise …
Söz, Recep Beyin çakma şehitliğine takılınca konu değişti. Asıl konuya dönersek, TC iktidarını da gasp etmiş AKP, yasak şehirlere baskınlarla…
1900’ların Şırnak ve Lice baskınları aynısıyla tekrarlanıyor. Tek farkla vahşice saldırılar, bütün Kürdistan’a yayılarak...
Şehirlerin direnişi ve yasaklardan sonra çıkan manzara ise 1990’ların çok ötesinde, günümüzde IŞİD’in taarruzlarına maruz kalan Kobanê’ idi. Bütün olarak da IŞİD’in yarattığı Irak, Suriye…
AKP övünmek istiyorsa eğer, bu başardı. Övünme hakkıdır. TC, artık Ortadoğu bataklığı, Suriye ve Irak’ın küçük maketi…
Şarap yerine insan kanı içine Kont Drakulaların gözü aydın. Varmak istediği Ortadoğu’yu ayağına getirdi.