Türk hükümeti, hazırlıksız yakalandığı salgın karşısında ciddi tedbirlerden çok 'başarılıyız' propagandasına dayalı manipülasyonla meşgul. Yetersiz testlere rağmen vaka ve ölümleri saklayan hükümet, testi yapan doktorların bile sonucu bilmesini engelliyor.

Türk Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıkladığı resmi rakamlar bile Türkiye’nin İtalya bandında ilerlediğini gösteriyor.

Türk Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, önceki gece koronavirüsü salgınıyla ilgili son gelişmeleri Twitter hesabından paylaştı. Koca’nın açıkladığı verilere göre; Cumartesi gecesi itibarıyla son 24 saatte 7 bin 641 test yapıldı. Bin 704 yeni vaka tespit edilirken 16 kişi daha yaşamını yitirdi. Hayatını kaybedenlerin sayısı 108’e, vaka sayısı ise 7 bin 402’ye yükseldi.

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan da önceki gün koronavirüs salgınına ilişkin alınan yeni tedbirleri açıkladı. Tüm vatandaşları ‘gönüllü karantina kurallarına’ uymaya çağıran Erdoğan yeni tedbirleri şöyle sıraladı:

  • Şehirlerarası seyahatler valilik iznine bağlandı.
  • Özel sektörde de esnek çalışma sistemine geçildi.
  • Toplu taşıma araçlarında seyrek oturma düzeni uygulanacak.
  • Piknik alanları, ören yerleri hafta içi kapalı olacak.
  • Yurt dışı uçuşlar tamamen sona erdirildi.
  • Başta 30 büyükşehir olmak üzere tüm illerde pandemi kurulları oluşturulacak.

Ciddiyetin farkında değiller

Dokuz Eylül Üniversitesi Pandemi Servis Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Yusuf Savran, istatistiklere bakınca hazırlıksız yakalanmış İtalya’ya göre, ‘Biz buna hazırlandık’ diyen Türkiye’nin daha ciddi bir sınav verdiğini belirterek, "Vaka sayımız ve ölüm sayımız şu ana kadar İtalyanlardan daha ileridedir. Türkiye hâlâ bu işin ciddiyetinde değildir. Bu işi ciddiye almazsak bu iş çığrından çıkacak ve bin rakamlı ölümlere ulaşacak” dedi.

Sürü bağışıklığı uygulanıyor

Hükümetin koronavirüs salgınına karşı açıkladığı yeni tedbirleri, Evrensel’den Şerif Karataş’a değerlendiren Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Berk Esen, gönüllü karantina uygulamasındaki temel sıkıntıya dikkat çekti. Esen, “Geçimini sürdürmek için çalışmak zorunda olan insanların hepsinin sokağa çıkmaya devam edeceğini görüyoruz. Dolayısıyla gönüllü karantina aslında sınıfsal bir politika ya da en azından çalışan kesimlerin, dar gelirli kesimlerin, sağlık güvencesini riske atan ve ellerinden alan bir uygulama. İnsanları engellemenin temel yolu, eğer sokağa çıkma yasağı alınmayacaksa onların işlerini kaybederlerse gelirlerinin en azından bu kriz bitinceye kadar devlet tarafından karşılanacağının sözünün verilmesi olurdu. Hiç de sol olmayan bir hükümete sahip olmayan ABD’nin bile şu son olarak Kongre ve Senatodan geçirdiği Donald Trump’ın imzaladığı 2 trilyon dolarlık paketten gördüğümüz, bu politikayı takip ettiği gerçeğidir. Türkiye şu an itibarıyla bunun uzağında” diye konuştu.

Esen, Türkiye’nin İngiltere’nin en başta uyguladığı ve sonradan vazgeçtiği kontrollü sürü bağışıklığı yani herd immunity denen politikayı takip ettiğini savunarak, şunları söyledi: “O da şudur: Bu hastalığın temel risk grubu olan yaşlıları eve hapsetmek, onun dışında ekonomiyi çökertmeyecek oranda insanların çalışma hayatlarına katılmasını sağlamak, bu esnada oluşan vakaları da hastanede tedavi etmek. Tedavi edilemeyen belirli sayıda insanın da ölmesini tolere etmek. Kaygı verici buluyorum. Sokağa çıkma yasağı yerine alınan önlemlerin çoğu şu ana kadar alınmış önlemlerin genişletilmiş haliydi. Temelde bir şey değiştirmeyecektir.”

   

Salgın bahane olabilir

Şehirlerde valilikler merkezinde pandemi kurulunun kurulması kararıyla ilgili endişesini de getiren Berk Esen, şöyle konuştu: "Türkiye’deki demokratik gerilemeyi, hatta otoriteleşmeyi düşündüğünüz zaman, korkum muhalefet partilerinden gelen belediye başkanlarının yönettiği şehirlerde bu pandemi kurullarının belediye başkanlarını ekarte etmek, hatta onun yerine kayyum atmanın bir bahane olarak kullanılmasıdır. Yine bunun yanında pandemi kurulları belediye başkanlarının elinden gücü alabilir. Aynı şekilde belediyenin kaynaklarının valilik aracılığıyla kullanılmasına yol açabilir. Bu uygulamaların yapıldığı oranda bu kararın çok siyasidir. İstanbul, Ankara ve İzmir özelinde gördüğümüz aslında muhalif belediye başkanları şu ana kadar, krize hükümetten çok daha hızlı ve teknik bir şekilde müdahale ettiler ve etmeye devam ediyorlar. Krizin hem sağlık hem de siyasi boyutuna yine bunlarla birlikte önemli olan ekonomik boyutunu düşünerek önlemler aldılar. Dolayısıyla o belediye başkanlarının elinin kolunun bağlanmaya çalışılması, daha da kötüsü görevden alınması hem siyasi sonuçları oluşturacağı gibi hem de kamu sağlığını tehlikeye atabilecek bir karar olacaktır.”

Adımlar geç atılıyor

Son rakamları ve açıklanan tedbirleri Evrensel'e değerlendiren Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, başından beri yaptıkları uyarıların geç hayata geçirildiğinin altını çizdi. Adıyaman, “Hep bizden sonra geldiler. Maçları iptal edin dedik, seyircisiz oynanmasına karar verdiler önce. Ne oldu, futbolcular, teknik direktörler hastalandı. Ne zamandan beri şehirlerarası otobüsleri iptal edin, eğer iptal etmezseniz o otobüste hasta biri varsa bunu hem otobüstekilere hem de gittiği ildekilere bulaştıracak, diyoruz. Daha onun kararı yeni alınıyor, biz dedikten üç hafta sonra. Bakın pazarlar, başından beri söylüyoruz hala bir adım yok, hala pazarlar açık” dedi.

Hiç test yapılmayan merkezler var

Yaygın test çağrısını başından beri yaptıklarının altını çizen Adıyaman, “Test sayısının arttırılması şart, hala test yapılmayan merkezler var. Ayrıca bütün hekimler ve sağlık çalışanlarına, başta COVID-19 şüphesi olan hastalarla temas edenler olmak üzere, test yapılmalı” uyarısını yineledi.

Başından beri şeffaflık istediklerini ifade eden Adıyaman, “Bakın hasta hastaneye geliyor, test yapılıyor ama sonucu hekime bildirilmiyor. Hekimin hastasının testinin sonucunu bilmeye hakkı var, bunu hekimden saklamak hekimi de tehlikeye atmak demektir. Hekim hastasının pozitif olduğunu biliyorsa ona göre davranır. Vatandaş ilinde, bölgesinde ne kadar hasta olduğunu bilirsen ona göre davranır. Panik panik diyorlar, asıl açıklamama panik yapıyor, televizyonlara her gün bir sürü insan çıkıp yalan yanlış şeyler anlatıyor, insanlara doğru bilgileri vermezseniz bunlara inanırlar” değerlendirmesinde bulundu.

Evde kalmanın koşulları

Sürekli olarak yetkililerce ‘evde kalın’ çağrısı yapıldığının altını çizen Adıyaman, “Sanki her şey tam yapıldı da insanlar evde kalmadı. Siz evde kalınacak ortamı yaratmazsanız insanlar nasıl evde kalacak. Vatandaşa da söyleyeceğiz ‘lütfen kurallara uyalım’ ama siz organize edemezseniz, düzeni kuramazsanız bu hastalık yayılır. Eğer yayılırsa da suçu toplumda bulmamak lazım. ‘Siz dışarı çıktınız, ondan yayıldı’ dememek lazım. Koşulları sağlamak lazım. Siz insanları ‘evden çıkmayın’ diyorsunuz ama orada inşaat işçileri çalışmaya devam ediyor, fabrikalarda işçiler aralarında 30 santim mesafe ile çalışıyor, yemekhanelerde dip dibe yemek yiyor. Böyle bir şey olabilir mi? Ciddi bir karantina uygulamanız, hastaları bulmanız lazım” şeklinde konuştu.

Bu iki-üç hafta önemli

Önümüzdeki iki-üç haftanın çok önemli olduğunun altını çizen Adıyaman, çok geç olmadan yapılması gerekenleri ise şöyle anlattı:

  • Çok katı izolasyon ve karantina şartlarının oluşturulması lazım.
  • Zorunlu olan alanlar dışındaki her yerde ücretli izin verilerek işçilerin evde kalması sağlanmalı.
  • Zorunlu alanlar için ise gerekli tüm düzenlemeler yapılmalı, koşullar, beslenme, hijyen ve saat düzenlemesi olmalı.
  • Her kentte bu testlerin yapılması lazım. Hala her yerde yapılmıyor. Tarama testlerinin yaygınlaştırılması lazım ki hastaları bulup, izole edelim.
  • Sağlık çalışanlarının tüm eksiklerini tamamlamamız lazım.
  • Şeffaflığın sağlanması lazım, hayatını kaybedenlerin şehirleri, cinsiyet ve yaş bilgileri açıklanmalı, hekimlerle de gerekli tüm bilgiler paylaşılmalı.
 

HABER MERKEZİ

 
 

Böyle devam ederse hastaneler karşılayamaz

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eşbaşkanı Gönül Erden, ANF’den Roni Aram’a yaptığı açıklamada, sağlık çalışanlarının bugün alanda yaşadığı en acil ve önemli sıkıntılardan birinin kişisel koruyucu ekipmanlarının yetersizliği olduğunu söyledi.

Sağlık çalışan sayısının eksikliğine dikkat çeken Erden, günlük test sayısının şu an çok az olduğunu belirterek, "Bu salgındaki en kritik şey, çok fazla test yapıp hızlı bir şekilde hastaları teşhis etmek ve onları izole edip bir şekilde bu yayılmayı durdurmak. Test sayısı artırılması gerekirken arkadaşlarımız çok ciddi anlamda bir sıkıntı yaşıyor bu konuda. Virüs taşıyan hasta ile temasta bulunan sağlık emekçilerinin ev ya da başka şekilde bir karantinaya alınması gerekli ama bu da uygulanmıyor. Bu hem sağlık çalışanları açısından bir risk teşkil ediyor hem de bu test yapılmadığı ve sağlık çalışanı da durumunu bilmediği için o kişiyi bulaş sebebi yapıyor. Hem diğer sağlık çalışanları için hem de henüz tanı konmamış hastalar ile de temas olduğu için bulaşma riski artıyor. Bu yüzden sağlık çalışanlarına testin mutlaka yapılması gerekiyor. Bu önlemler yetersiz olduğu için ne yazık ki Türkiye’de ilk tanının ortaya çıkmasının üzerinden 16-17 gün geçmesine rağmen bir sürü sağlık çalışanı arkadaşımıza pozitif tanısı konuldu. Durumu kötü olan arkadaşlarımız da var" şeklinde konuştu.

Erden, 11 Mart’tan beri ibrenin çok hızlı bir şekilde yukarıya doğru seyrettiğini hatırlatarak, şunları ekledi: "Eğer böyle devam ederse ve hızla giderse mevcut hastanelerin salgını karşılayamayacağı açık. Yatak, yoğun bakım servisi, cihaz sayısı yeterli kalmayabilir. Aslında hem özel hem devletteki duruma hem de üniversite araştırma hastanelerine baktığımızda; sağlık çalışanı eksik, kaynak yok, ekipman bulunmuyor. Bu da şimdiye kadar uygulanan sağlık politikalarının krizi yönetemediğini gösteren önemli bir sonuçtur. Bu pandemi ile Türkiye’deki sağlık politikaları da çöküyor."

Devlet hastanelerinin yoğun bakımları doldu

İstanbul Eczacı Odası Başkanı Cenap Sarıalioğlu, İstanbul’daki yoğun bakım ünitelerinin tamamen dolu olduğunu söyledi.

İstanbul’da dört eczacıya koronavirüs teşhisi kondu. İstanbul Eczacı Odası Başkanı Cenap Sarıalioğlu, bunun sebebinin İstanbul’daki kamu hastanelerinin yoğun bakım ünitelerinin tamamının dolu olması ve koronavirüs teşhisi konulan hastaların reçete yazılarak eczanelere gönderilmesi olduğunu düşünüyor. Sarıalioğlu, “İstanbul’da kamu hastanelerinin yoğun bakım üniteleri tamamen dolu şu anda ve bundan dolayı yeni teşhis konmuş koronavirüs hastalarını bu hastanelere yatıramıyorlar” dedi.