Dünyanın garabeti bir rejimin bir haftalık serüvenini, insicam içinde akan, bir gazete yazısına dönüştürmek imkansız.

O nedenle, bir oradan, bir buradan diyerek rastgele gideceğiz.

Ancak zamanın ruhu çok öğreticidir. Düne kadar, bütün zamanların en büyük dolandırıcısı Sülün Osman’ı da aratan yalanla, “sahip olduğum milletvekili sayısıyla Kürtlerin temsilcisi benim” diye övünen AKP rejimi, Kürdistan’dan kovulduktan sonra, şimdi gülünç…

Sakoyu omza iğreti oturtan, ayakkabının topuğuna basıp, kaşlarını devirerek yampiri yürüyen eski Kasımpaşa kabadayısının yerinde yeller esiyor. Yerde yatan gülünç haliyle, artık korkutmuyor, güldüren karikatür müsvedesi...

İktidar sosyetesinin düğününü anlatan gazete haberinin şu girişine bakar mısınız?

“Irkçı AK troll Taha Ün ile Emine Erdoğan’ın özel kalem müdüresi Sema Silkin’in düğünü, Mafya filmlerini aratmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Sedat Peker uzun süre sohbet etti.”

Sedat Peker adındaki şahsiyet mi? O, yakın zamanda medya dilinde, polisçe kovalanan bir Mafya çetesi reisiydi. Sonra Erdoğan iktidarını, darbe ile devirmeye teşebbüs ettiği söylenen, ırkçı Ergenekon cuntasının generalleriyle bir ve beraber olmakla suçlanıp tutuklandı.

Uzun süre hapishanede kalan bu şahsiyet, şimdi cezalandıran rejim sosyetesinin gözde konuğu idi. AKP sosyetesinin düğününde, gazetelerin birinci sayfasına sıçrayan tek fotoğraf karesi, onun Cumhurbaşkanıyla baş başa görüşme anıydı.

Fotoğraf karesinde, en azından onun kadar ünlü ve ensesi de oldukça kalın öteki şahsiyet, AKP’nin hayır kurumu İHH’nın başkanıydı.

Üçlü bir arada ne konuşuyor, ülke ya da hangi sorununa parmak basıp, temize havale ediyorlardı bilinmez, ama  Kürtlere ait Dicle Haber Ajansının dün sabah geçtiği, “YPG-YPJ güçleri doğu ve güneydoğu yönlerinden Til Abyad merkezine girdi” başlıklı haberi başka bir gerçeğin ifadesiydi.

Çünkü, Kürt gücü YPG, DAİŞ, ya da IŞİD denilen katiller, tecevüzcü, hırsız ve talancılar çetesiyle savaşıyordu. IŞİD çetesini, AKP rejiminden beslendiğini gösteren belgeler, sansür altındaki Türk medyasında bile yayımlanıyordu.

Öbür yandan Türk devleti, NATO ittifakı ile Amerika’nın ortağıydı. Amerika, bu ortaklık nedeniyle, başkaldıran Kürtlere savaş açıp ölümcül darbeler indirmiş, onları dünyada desteksiz bırakmak için, “terörist” ilan etmiş, tanımlamasını her tarafa benimsetmişti.

Gelgelelim, “gün gele, harman ola” diyen zamanın da bir ruhu vardı. Türk devleti, ekonomisini ayakta tutacak bir kaç dolarlık hazır para karşılığında, Suudi Arabistan, Katar eksenine kaymış, IŞİD’e yardım ve yataklığa başlamıştı.

IŞİD ise Afganistan’ın intikamı hırsıyla ortaya çıkmış ve Amerika’nın Ortadoğu’daki çıkarlarını hançerlemeye başlamıştı.

Ona yardım ve yataklık eden, çaldığı malları satın alan, yiyecek, elektrik veren, silah, personel sevkiyatı yapan Türkiye, bu haliyle, savaşın tarafıydı. Düne kadar besleyen hamisi ve eski Cumhurbaşkanı General Sunay’ın deyimiyle ordusunun donunu da veren Aemrika’yla resmen ilan edilmemiş savaş halindeydi.

Türk askerleriyle IŞİD’çilerin karşılıklı el sallayarak birbirini selamlamaları, kamyonlarla silah, otobüslerle personel nakli, artık Türk medyasında bile yer alıyordu.

Kuzeyde karşılıklı ateş kes, ama Kürtler Rojava’da Türk devletinin vekili IŞİD’le savaşıyordu. Kiralık Kürtlerden oluşan Hizbullah (Kontra) da, Kürt toplantılarını bombalayarak, cinayetler işleyerek IŞİD’e personel tedarik ederek destek veriyordu.

 Zamanın ruhuna bakın ki, Kürtler talancı IŞİD’e karşı ülkelerini savunurken, koşullar onları Amerika ile müteffik kılmış, güç birliğine zorlamıştı.

 “YPG Til Abday’a girdi” haberi, rejimin yayın organı Türk medyasında, adeta Amerika’nın ihaneti gibi sunuluyordu. Basın ve televizyonlar, “Amerika havadan vuruyor, Kürtler de karadan ilerliyor” diye yayın yapıyordu.

Amerika, IŞİD’e yardım ve yataklıkla kendisine savaş cephesi açılmasını affeder miydi? Affetmezse faturası ne olur bilinmez, ama, çağın gidiş ibresi Kürtlerden yanaydı. Kürtler, yer yüzü medyasında, ırkçılıkla vicdanı kurulup, çöle dönüştürülmüş Ortadoğu’da insanlık pınarı diye tanımlanıyordu.