
10 Ekim 680/ 81 t(Hicri 10 Muharrem 61); Hz. Muhammed‘in torunu İmam Hüseyin’in, Yezid tarafından Kerbela’da şehit edilişinin günüdür. İçinde bulunduğumuz bu günleri; Anadolu ve Kürdistan Alevileri ile Şiiler oruç tutarak geçirirler. "Oruç" sözcüğünün Kürtçe (Kurmancî/ Kirmançkî) karşılığı "Roci” ve "Roce"dir. Bu kelimelerin "gün / güneş" ile direk bağlantısı vardır. Dolayısıyla Kürtçedeki "roj, ro, roz, şem, tav, tavik" sinomimli sözcükler hep "güneş’i, gün"ü nitekim "gündüzü, aydınlığı, ışık/ nur’u, parlaklığı" ifade ederler. Yine buna bağlantılı olarak Kürtçedeki "ru, rü" sinonimli sözcükler; "yüz, sıfat, cemal" anlamına gelir.
Batıni Alevilerinin Rêberleri; Aleviliğin felsefik yapısını oluştururlarken, bütün bu kavramları sırlı manalarla nakşetmişlerdir. Ondandırki; Dostun cemalini, gülyüzünü; güneşe benzetmişlerdir. İnsanın yüzü, sıfatı, cemali olan "ru, rü"; güneş "ro, roz" gibidir. O insan ki; güneş‘te kendi cemalini görür ve onu kutsar. Güneşi varlığın, doğuşun başlangıç noktası, nuru olarak algılar. İşte bu evrensel alemde insan, kendi kutsadığı güneşe; Roci - oruç tutarak saygısını gösterirdi. Günlük ibadetini; yine güneşe karşı günde üç ya da beş defa tazim ile sunardı. Kadim (önsüz) Aleviliğe büyük etkisi olan örneğin Harran/ Urlu Sabiiler, bu geleneğin en bilinen devamcılarıydılar.
Sözkonusu bu "Roci - oruç" kavramların kökeni Hurrice olup, güneş’le "ro" ile yakından alakalıdır. Çünkü güneşin doğumundan batışına kadar olan süreye-güne "ro, roc" denir. Bu noktadan haraketle, Rêya Heq itikatında sönmeyen ateşin yandığı kutsal ocağ’a; "rojin, rocin" denildiğini hatırlatalım. Aynı kavramların eski Avesta’dan Pehlevice‘ye ve oradan da Kürtçe’ye, Farsca’ya geçtiği sanılmaktadır. Güneş’in bir diğer adı ise "Şem, şemi, şems" dir. Bundandır ki, Kürtçedeki gün adlarına "şem" ekleri/ takıları getirilmiştir. Örneğin "yekşem, duşem, çarşem" vs. Toparlayacak olursak, antik çağlardan (MÖ 3000-MS.300) beri, Mezopotamya ve Sümer metinlerinde betimlenen güneş (şamaş, şemeş) tanrıçasına genel bir tapınım sözkonusuydu. Yeri gelmişken bellirtelim; Mısır uygarlığında Güneş tanrıçasının adı ise "ra" idi. Sümerlerin ve Hurrilerin ardılları (Soy kültürel ve dilsel) olan Kürtlerin kal û bela’dan beri güneşe taptıkları, ona karşı bedensel ve ruhsal manada oruc, roc, roci, roji tuttukları, nefs-i bedenlerini bağladıkları anlaşılmaktadır.
Başlangıcından beri, tarihsel süreci içerisinde oruç tutma olgusu ele alındığında oruç; aslında Güneş’e olan ibadet sunumunun vücuttaki eylemsel tezahürüdür. Güneş etrafında geliştirilen bu geleneksel ögeler, Arap toplumunu da etkilediği çoğu yazılı kaynaklarda yer edinmiştir. Zamansal peryodlar içinde güneşe karşı olan bu takdis geleneklerini Aryanik halklar; daha sonraları Kerbela matemi bağlamında bir ibadet biçimi olarak oruç ve Aşure ile sentezlemişlerdir.
Şiilerin daha çok 10 gün tuttukları bu orucu; Kürdistan ve Anadolu Alevileri 12 günle tamamlamışlardır. 12 kutsal sayısı, kadim Alevilikte varolagelen daha çok kozmos/ evrenle alakalı varoluş noktasıdır. Dolayısıyla evrenin başlangıç noktası, yine güneş gezegeniyle yakınen ilişkilidir. Zira bilinen tarihiyle birlikte 12 sayısının kutsiyeti, en az Sümerlerle birlikte Hurrilerle devam ettirilmiştir. Orda göksel kozmogoni içinde 12 rakamlı birçok kült ve astrolojik bilimsel değerler ortaya çıkarılmıştır. Örneğin, Gök çemberi 12 parçaya bölünmüştür. Bir yıl 12 ay’la sınırlandırılmıştır. Bu bağlamda 12 burç, 12 gezegen, göklerdeki 12 durak tespit edilmiştir. Bir günü 24 saate ve bunu da 12 saat gece, 12 saat gündüz olarak ele almışlardır. Yine Sümerlerde 12 tanrı betimlelemeri bilinmektedir. Bu bağlamda Zerdüşti inanca göre İzid/ Yezdan tarafından dünyaya gönderildiğine inanılan 12 ferişte’den (melek) sözedilir.
Ayrıca 12’li kutsallıklar, belli bir sistematik içinde Yahudilikteki 12 kabile, Hıristiyanlıkta ise İsa’nın 12 havarisi olarak yaşatılmıştır. Kısacası 12 rakamı, astroloji bilimiyle antik inançların temelini oluşturmaktadır. Kadim Alevi inancının Ayin-i Cem/ Civat’ı, 12 hizmetli tarafından yürütülmektedir. Buradaki Pir/ Mürşid, güneşi temsil etmektedir. Diğerleri ise güneş etrafında dönen gezegenlerdir. Zira Semah-ı pervaz eden kadınlı-erkekli canlar da yine gezegenlerin yörüngesine göre (saat’in ters yönü) dönen (öksel betimlemeler) gezegenlerdir. Kadim Alevilerin geçmişinde varolan göksel 12 günlük bu oruç dizgesi; İslamiyet karşısında ve Safevilerin de etkisiyle en son 16.yüzyılda "12 İmam" örtüsü altında günümüze değin getirilerek yaşatılmıştır. Emeviler ve Abbasiler karşısında kadim inançlarını yaşatmak için mücadele yürütüen yolun önderleri oruç tutmayı; "sırrı, sır-ı hakikati açıklamaktan kaçmamak" olarak değerlendirmişlerdir. Örneğin Zerdüşt (M.Ö. 628-551) oruç tutulmasına karşı çıkarak; "Bizim dinimizde yemeden bir gün geçirmek günahtır. Bizim için oruç; gözle, dille, kulakla, elle, ayakla işlenen günahlardan uzak durmaktır" demiştir. Buna gerekçe olarak da; oruç’un insanın çalışması, ziraat ve hayvancılıkla uğraşmanın önünde bir engel teşkil ettiğini bellirtmiş, aynı zamanda oruç tutmanın sağlıklı çocukların dünyaya getirilmesinde yan-etki yapacağı düşünülmüştü. Bütün bunlara rağmen illahi oruç tutulacaksa, oruç tutan kişinin, kefaret olarak bir grup yoksula yemek yedirmesi zorunluluğu getirilmişti. Bir diğer sorunsal alan, kavramsal tanımlarda kendini göstermektedir.
Sözkonusu bu günler, "Yas-ı muharrem" günleridir. Tutulan oruç ise "Yas-ı Muharrem oucu, Muharrem orucu"dur. Dernek, dergah, vakıf benzeri ortak yaşam alanlarında Alevi ve Alevi dostu olan canlara konu hakkında görüş beyan eden Pirlerin, yöneticilerin gayet dikkatli olmaları elzemdir. Olayı sadece Kerbela, İmam Hüseyin’in şahadeti ekseninde ele almamaları, bu makalemizde kısaca dile getirdiğimiz hususları ve diğer tarihsel arkaplanı gözardı etmemeleri gerekmektedir.