Müslüman halklar yeni bir Ramazan ayına girmiş bulunuyor. Ramazan, imanı sağlam, itikadı tam olan ahlak ve vicdan sahibi Müslümanlar için büyük ‘hayır ayı’ olarak tanımlanmıştır. Niyeti ve duası iyilik ve güzellikler için olan Müslümanların, bu ramazanı kutsal kitapta emrolunan duygu ve inançla geçirmelerini diliyoruz. Müslüman halkların bu ramazandaki oruç ve ibadetlerini zalimlerden uzak, hak ve adalet diyenlere daha yakın durmaya vesile edeceklerine inanıyoruz.

Oruç doğru yolu gösteren, doğruyu yanlıştan ayıran ilim, irfan ve ahlaki emirler indiği için tutulmaktadır. Bu kutsal emrin gereği olarak, başta Ortadoğu’daki Müslümanlar olmak üzere tüm Müslümanlar, oruçlarını iyiliği yapan ve iyiliği emredenlerce tutulduğunu bilerek ibadet edeceklerdir. Müslüman halkların Allah’ın koyduğu ahlak ve vicdan sınırlarını koruma inançlarını bu ayda daha da güçlendireceklerine dair inancımızı belirtmek istiyoruz.

Kur’an indirildiği için oruç tutulmaktadır. Ayette “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun” denmektedir. Demek ki oruç tutmak bir işarettir. Doğruluk karşısındaki görev ve sorumluluğun yerine getirilmesi içindir. Bu tespit oruç tutanların doğruyu yanlıştan ayırmak gibi bir ödevleri olduğunu hatırlatmaktadır.

İslami ilkelere göre beli başlı doğrular, evrensel ahlaki ilkeler ve insani vicdanın gereklerine göre yaşamaktır. İslam ahlakının üzerinde en çok durduğu, her insan için şart koştuğu başlıca ilkeleri, zalim olmamak, eşitliği, adaleti ve paylaşımı savunmaktır. İslam’da bu gerçekler de bizzat ayetlerle bildirilmiştir. Sevabı en büyük ameller başkalarını razı etmek, dertleriyle dertlenmek, sevincini artırmak, lokmasını muhtaçlarla paylaşmak ve zulüm altındaki insanlara yardım etmektir. İslam’da günahı en büyük fiilin, zalim ve zulümkar olmak olduğu ve bunun asla af edilmeyeceği de Kur’an’dan okuduğumuz bir diğer ahlaki gerçeklik olmaktadır.

İndirildiği için oruç tutulması emredilmiş Kur’ani gerçekleri uygulamakta her zaman duyarlı olmuş Kürt halkı, yüzlerce yıldır kendisine Müslümanım diyen devletlerin bir benzerini Mekke’li müşriklerin ilk Müslümanlara yaptıklarında gördüğümüz eziyet ve işkenceleri altındadır. Bu gayri ahlaki, gayri insani ve anti İslami baskı ve vahşetin Kürt halkına reva görülüyor olması, Kürt Müslümanlar için ramazan ayına ve orucuna ek sorumluluklar yüklemektedir. Sadece Kürt Müslümanlar değil Kürt halkının birlikte yaşadığı vicdan sahibi kardeş Müslümanlar halklar da bu sorumluluklar altındadır.

Kürt halkının binlerce evladı ayları aşan bir süredir oruç tutmaya benzer bir yol olan açlık grevi direnişi ile üzerlerindeki haksızlığı, zalimliği ortadan kaldırmak için direnmektedir. Bu direnişin seslendiği vicdanların gerektiği kadar harekete geçememesi nedeniyle bir haftayı aşkın bir süredir de on beş Kürt genci ölüm orucuna başlamak zorunda kalmıştır. Bu ses Kürt analarının beyninde, kalplerinde ve ciğerlerinde çoğu kişinden çok daha fazla yankı bulmuştur. Bu yankı bir süredir Kürt analarının gece gündüz demeden meydanlarda evlatlarının talep ettiklerini her dinden insanlara haykırmalarına yol açmıştır. Sıkça dini söylemler de kullanarak dertlerini, davalarını, talep ve isteklerini anlatmaya çalışan bu Kürt analarına Türk polisi ahlaksızca saldırmaktadır. Bu saldırılar, Erdoğan’ın tıpkı Ebu Cehil’in ilk Müslüman kadınlara yaptığı işkencelere benzer işkence ve hakaretlerde bulunmak için parayla, mevki ve makamla beslediği adamlarına verdiği talimat gereği yapılmaktadır. Daha önce ‘kadın da olsa çocuk da olsa güvenlik güçlerimiz gerekeni yapacaktır’ sözünün sahibi bu çağdaş Ebu Cehil’in selefinden tek farkı kendine Müslümanım demesidir.

İşareti oruç tutmak olan doğruluğun temsilcilerinin ve yaşayanlarının, faşist saldırganlara ‘siz Müslüman değil misiniz, sizde din iman yok mu’ diyerek seslenen yetmişindeki Kürt analar olduğuna şüphe yoktur. Bu Kürt analarının sesini duymayan, yetmişinde de olsa büyük bir güç ve azim vererek kendilerini diri tutan haklı davalarına destek vermeyen alnı secdedeki birinin Müslümanlığından şüphe edilmelidir. Bugün Türkiye’de ve Kürdistan’da doğru olan, Kürt analarının talep ettiğidir. Eğri ve yanlış olan ise şaşalı camiler yaparak gerçeğini örten Erdoğan ve şürekâsının söyledikleri ve yaptıklarıdır. Bu gerçeklikten şüphe duymanın kendisi bile günaha girmektir.

Bu Ramazan ayında en çok da Türk ve Kürt halkından Müslümanların kendilerini sorgulamaları lazım gelir. Ülke zenginliklerinin Kürtlerle savaşta harcandığı, işsizliğin, sefaletin kol gezdiği, Anadolu ve Mezopotamya’nın bereketi bol tarım topraklarını ektirmeyerek halklarımızı açlığa mahkum etmiş bir devletin, bu devleti İslami argümanlar ve edebiyat ile yöneten birine karşı, ‘doğruyu eğriden ayırın’ diyen bir dine inananlar ne yapmalıdır? Tam da böyle bir ortamda, ramazan ayının başında Muaviye’ye rahmet okutan gösteriş ile milyonlarca dolar harcanarak yapılmış cami açma seremonilerine Kur’an ve hadis ne diyorsa öyle karşılık vermek insani ve İslami tavır olacaktır.

Nerden bakarsak bakalım, hangi ayeti okursak okuyalım Ramazan’da vicdan sahibi Müslüman biri için haksızlığa, zalimin zulmüne karşı direnişten başka bir emir yoktur. Aile, kabile, kavim kimliğini ayetten saymış bir dine inanan birinin kimliği, dili, değerleri inkar ediliyorsa, vatanında sömürgeci uygulamalar varsa buna karşı direniş ve mücadelenin de ibadet olacağı kesindir. Dini ibadetini direnişle birlikte ifa edenlerin daha büyük sevaplar kazanacağına ve bunun en doğru yol olacağına da şüphe yoktur.