
Bir ay boyunca Allah’ın Kuran’da bildirdiği oruç emrini tutan ve sınırlarını aşmayan müminler nefislerini terbiye ederler. Bunun yanısıra diğer ibadetlerini yerine getirirken de nasıl bir nefsani terbiye içinde olmaları gerektiğini anlamış olurlar. Bu kavrayış bir insanın bir yandan kendi nefsini daha yakından ve tarafsız olarak tanımasını sağlarken, diğer yandan da böyle bir nefis eğitimine ne kadar ihtiyacı olduğunu kavrar.
İnsan hayatının her alanında aldığı bu özel terbiyenin nimetlerinden yararlanmaya çalışır. Çünkü nefsini terbiye etmiş kişi, diğer insanlardan farklılaşır ve arzularını kontrol etme olanağını elde eder. Bir diğer manada, elindeki nimetlerin Allah’a ait olduğunu anlar ve acizliğini fark eder. Bu farkındalık insanın hayatında bir takım değişiklikler meydana getirir. Böyle bir insanın dünya görüşü, olaylar karşısındaki tepkileri ve yorumları farklılaşır. İnsani ve hümanist yönü tekamül eder. Allah’ın nimetleri olmadan yaşamanın imkansız olduğunu, açlığı yaşamak suretiyle uygulamalı olarak tespit etmiş olur. Kişinin bakış açısında hayvani duygular geriler ve şahsiyette olumlu gelişmeler yaşanır. Kişinin nefis kontrolü kendisi ve çevresinde, çok olumlu değişiklikler meydana getirir.
Oruç ibadeti nefsani duyguları nasıl dizginleyeceğini öğretir
Allah’ın ayetlerine iman eden ve ona ibadetin, Onu sevenlerin ve bu ali sevgiden dolayı, içi titreyerek korkanların kendilerine kesin ve kararlı bir sınırlama getirmeleri lazım gelir. Bir aylık süre içinde kesintisiz olarak oruç tutan insanlar, nefislerinin kendi üzerlerindeki etkisini müşahede ederler. Zulmü, kötülüğü haddi aşmayı ve sınır çiğnemeyi emreden bencil aç gözlü nefis bu ibadetle kontröle girer. Oruç ibadeti nefsani duyguları, nasıl dizginleyeceğini, bu nefse nasıl söz geçireceğini de öğretir. Vücut anlamında da kişinin kendini beğenip, güçlü yıkılmaz ve sapasağlam bir vücuda sahip olmadığını düşünürken, aksine son derece aciz zorluklardan çok çabuk etkilenen bir yapıya sahip olduğunu da, bu ibadet vesilesiyle görmüş olur. Nefis bu bir aylık süre boyunca, aslında her yönden Allah’a ne kadar muhtaç bir varlık olduğunu kavrar, kendi acizliklerine bizzat kişi tanıklık eder. Bedîuzzeman Seîdî Kurdî şöyle bir açıklama getirir. Nefs-i insaniye gafletle kendini unutuyor. Mahiyetindeki hadsiz aczi nihayetsiz fakrı gayet derecedeki kusurunu göremez ve görmek istemez. Hem ne kadar zayıf ve zevale maruz ve musibetlere hedef bulunduğunu ve çabuk bozulur dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmez. Adeta polattan bir vücudu varmış gibi, ölmeyecekmişçesine kendini ebedi tahayyül eder gibi dünyaya saldırır. Şedid bir hırs ve tamahla ve şiddetli alaka ve menfaatli şeylere bağlanır. Hem kendini kemal-i şefkatle terbiye eden halıkını unutur. Hem netice-i hayatını ve hayat-ı uhreviyesini düşünmez; kötü ahlak içine yuvarlanır. Seîdî Kurdî’nin de söylediği gibi, oruç en gafillere ve inatçılara bile zaaflarını ve acizliklerini gösterir. İnsanların halden anlayan bir ahlaka sahip olmalarına vesile olur.
Aç, susuz, fakir ya da ihtiyaç içinde yaşananları hatırlatır
Oruç ibadetinin bir diğer hikmeti de insanların bu ibadet sırasında diğer insanların içinde bulundukları durumu anlamalarıdır. Aç, susuz, fakir ya da ihtiyaç içinde olan bir insanın yaşadığı zorlukları kavratır. Çünkü elindeki imkanları kendi gücünden bilen bu nedenle de zenginliğine ve imkanlarına güvenen bir insan bu ibadet esnasında bu değerlerin bir önemi olmadığını daha iyi anlar. Fakir bir insanla kendisi arasında gerçekte hiçbir farkın olmadığını elindeki imkanların gelip geçici olduğunu görmesini sağlar. Bir yandan bu gerçeği fark ederken, diğer yandan da fakir bir insanın durumunu bizzat yaşayarak anlamış olur. Gerçek anlamda ifa edilmiş bir oruç ibadeti, kişinin içinde bulunduğu bu durumla kalbi yumuşar, şefkat ve merhamet hislerinin açığa çıkmasını sağlar. Daha hümanist ve insani halden anlar. Kişinin Mütevazi, yardımsever ve fedakar bir şahsiyet kazanmasında önemli rol oynar.
Oruç, bir aylık uzun bir perhiz olup, organların uzun süre dinlenmesini sağlayarak, insan sıhhatini korur; kişiye güç ve zindelik verir.
Oruç, müslümanı disipline sokar, müslümana zamanının önemini hatırlatır.
Kürdistan’daki muhtaç kardeşlerimizi unutmayalım
Bu saydıklarımız oruç ibadetinin sayısız hikmetlerinden sadece bir kısmıdır. Bu hikmetleri düşünmek bile Müslümanların dimağını açacak ve diğer hikmetleri kendi vicdanlarıyla çözmelerinde onlara yol gösterecektir.
Gel görki bu ibadetinde içi boşaltılmış ve ibadet yerini adet almıştır. Ramazan orucunu kendi sırtlarında bir yük olarak gören bir mümin topluluğu mevcuttur. Sabahtan akşama kadar uyuyan ve akşamda sabaha kadar karnını doyuran bir toplulukla orucun hikmeti anlaşılmaz.
Sur’da, Gever’de, Şırnak’ta, Nusaybin’de, İdil’de Kürdistan’ın her köşesindeki fakir ve muhtaç kardeşlerimizi unutmayalım. Biz yardımlarımızı esirgemeyip başkalarınıda bu yardıma ortak edelim. Allah ibadetlerimizi gereği gibi yapan müminlerden eylesin.
Peygamber Efendimiz (asm) bildiriyor ki, Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Sen başkasına ver ki, Ben de sana vereyim!” - Câmiü’s-Sağîr, 3/1275,
Hafız Ahmet Turhallı / Civaka İslamiya Kurdistan Genel Başkanı