Aşırı iktidar yüklenmesinin, “büyük dağları da küçükleri de ben yarattım” şımarıklığının, kendisinden başka hiç kimseye yaşam hakkı tanımayan kibrin, yönettikleri ülkeyi kan deryasına çeviren tekçi zihniyetin 14 yıl aradan sonra ülkeyi getirdiği hale bakın! Herşeyin tek sahibi olma hevesi, kendisinden olmayanı düşman olarak görme ve dahası öldürme istenci korkunç ötesi boyutlara taşınmış durumdayken, halen 20 milyonluk Kürt halkına parmak sallayıp yeni ölümlerin geleceğini açıkça beyan edebilme fütursuzluğu işte bu “iktidar overdose” sonucudur. Askeri vesayetten adım adım polis devletine giden yolların kilometre taşları örülürken, 90’lı yıllarda işlenen savaş suçlarını bin defa değişik vesilelerle ikrar ettiler. 

Son 7 ayda yaşananlar bir kez daha açığa çıkarttı ki bu adamlardaki askeri vesayete olan öfke, ülkenin sivilleşmesi demokratikleşmesi, çoğulcu hale dönmesi değil; askerin elinde olan tüm yetkinin ve parasal zenginliğin el değişitirerek kendilerine geçmesi; yeni bir burjuvazi sınıfı yaratarak ülkenin tek sahibi olma hevesinden başka bir şey değilmiş. Bunu ispatlayacak binlerce örmek verebilirim: 3 Ekim 1993’de Muş’un Vartinis Köyün basan askerler, (Bolu Jandarma Hareketli Birlikleri) 7 çocuk, hamile bir kadın ve babanın olduğu evin tamamını ateşe verdi. Köylülerin çocukları almalarına izin verilmedi, tüm tanıklar, aradan geçen 22 yıl boyunca, ateş içindeki evden çıkmaya çalışan çocukların pencere parmaklıklarına asılı kalan çığlıklarını her gece kabus olarak gördüklerini söylediler. Binbir çabadan sonra olayda sorumluluğu olan üst düzey askerlerin yargılandığı Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan karar duruşmasında sanıklar şu savunmayı yaptılar: 

“Bugün bize ceza verirseniz operasyona gönderecek adam bulamayız!” Demek ki devletin ortak aklı, Kürtlere yönelik topyekün operasyon fikrinde mutabık ki, mahkemeyi de bu söylemle etki altına almayı başardılar! Sonuç; insanlık suçları zamanaşımı kapsamında olmadığı için zamanaşımıyla kapatamadıklarından, tüm sanıklar hakkında BERAAT! Öyle ya, bu devletin genlerinde var kadını, çocuğu, sivili, aydını, Kürdü, Alevi’yi, Ermeni’yi diri diri yakmak. Türkiye Cumhuriyeti tarihi, İttihat Terakki kültürüyle biraz da yakmalar tarihi değil midir? 1915’de Ermenileri yak, Şeyh Said kıyamında köylüleri evlere doldur yak, Madımak’da semah dönen çocukları, aydınları yak, 1990’lı yıllar boyunca 3.900 köy yak, bu köydeki evlerin içindeki insanları ve ahırlardaki hayvanları yak; şimdi de Cizre’de yaktığın 172 can yetmezmiş gibi, Sur’da geride kalanları yakmaya çalış! 

Sur’daki abluka kalksın, içerideki insanlar, bebeler, çocuklar yakılarak ölmesin diye Kürdistan’ın dört bir yanından oraya akmaya çalışan insanların engellenmek istenmesi akıl karı değil. Artık akıldan geçtim; bu nasıl bir vicdan tutulması, nasıl bir ahlak çöküntüsü, nasıl bir faşizan zehirlenme halidir! Sur’daki çocuklar, Cizre’deki gibi yakılarak öldürülmeleri durumunda, cesetleri tanınsın diye bakır tellere isimlerini yazarak oyunlarına asmış! 21. yüzyılda Kürt sorununun geldiği aşamaya bakın! Bu bakır tellere yazılı isimleri canlı kurtaramazsak ve onların dediği gibi küle dönmüş cesetler arasında bulursak eğer, bundan iktidar kadar onun bu insanlık dışı pratiklerine ses çıkarmayan CHP de, AB de diğer dünya devletleri de sorumlu olacaktır. 

Sokağa çıkma yasakları adı altında yaşanan herşey savaş suçudur, Türkiye’nin kend hukunun dahi ihlalidir. Bir gün mutlaka yargılanacaksınız!

Kaymakamlara “mevzuatı bir kenara bırakın” demek suçtur; bir gün bu kaymakamlar ve valiler, “öldürülen kadınların, bebeklerin, çocukların talimatını bize verdiler biz de uyguladık” deseler ne yapacaksınız?

Cizre’den geriye kalan yanmış duvarların üzerinde “seni seviyoruz uzun adam- O emir verdi, biz uyguladık” yazılamaları karşısında tarihin bir gün mutlaka hesap isteyeceğini bilmiyor musunuz?

7 aydır yaşanan bütün bu vahşetin, çözüm sürecini yok saymanın, Öcalan’ın aile ve avukat görüşüne dahi engel koymanın arkasında her fırsatta dile getirdiğiniz “Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt oluşumuna izin vermeyeceğiz” düşmanlığı olduğunu bütün dünya biliyor artık. Peki Hatay’daki kamplarda hangi cihadist örgütlerin kimlerin desteğiyle kurulduğu, şimdiki başbakan yardımcılarından T.Türkeş’in “o TIRlardaki silahlar Türkmenlere gitmedi” itirafları, yüzlerce belgeler, fotoğraf ve video kayıtları, vb tüm bu gerçeklerden kaçış ne zamana kadar mümkün olabilir ki? Sınırın o yanındaki Kürtlere düşmanlık, bu yanındaki Kürt çocuklarına yaptıklarınız öldükleri zaman tanınsınlar diye bakır telden isimlik yapmalarına yol açtı.

Bêkes isimli bebemiz, dünyaya gözlerini açtığı dakikalarda babası Orhan Tunç ve amcası Mehmet Tunç, Cizre’deki bodrumlarda yakılarak katledildi.

Anne karnında, 5 yaşında, 10 yaşında, 4 aylık…

Her gece başınızı yastığa koyduğunuzda o çocukların gözbebekleri kabusunuz olsun!