
Dêrsim’in güzel yerlerinden Kahperi... Bir sonbahar günü. Yeşil orman deryası, sarı ve kırmızının tonlarına bürünmüş. Yakılmış evlerin damında yeşeren otlar bile kurumuşken, yetişiyor yağmur. Yağmur damlaları düşüyor çatlamış topraklara, yere dökülen sarı yapraklara...
Bir koşuşturmacadır sürüyor, herkes ağaçlardan kuru dallar topluyor. Biraz sonra bir düzlüğe yığıyorlar odunları, büyükçe bir ateş yakıyorlar. Koşuşturanlardan biri de gerilla birliğine yeni katılan Neçirvan’dır. Kuru dalları toplarken espriler yapıyor, gülümsetiyor yüzleri. Payına düşen sonbahar günlerine aldırmadan yeni yaşamına alışmaya çalışıyor. Alışmak da nesi hiç yabancı durmuyor ki... Geldiği ilk andan itibaren dağ yaşamının bir parçası oluyor Neçirvan. Yeni hayatını büyük bir istemle öğreniyor. Yürümeyi öğreniyor yeniden, dağ doruklarını çıkmayı, dumansız ateş yakmayı, yükleri sırtlanmayı, ekmek pişirmeyi, hayatı...
Dağ yürüyüşçüleri de, her daim gülümseyen yüzüyle, gök rengi gözleriyle çabuk ısınıyorlar O’na. Dağlara her gelen yeni doğmuş bir can, ışıktı. Yeni doğmuş cana özenle yaklaşılırdı. Arkadaşları ne kadar kıymasalar da, O, her işe heyecanla, mutlulukla koşturur.
Sonbahar yağmuru altında halay başlıyor. Yasaklı dillerinde söyledikleri klamlar dağlarda yankılanıyor. Ateşin etrafında çember oluyorlar, birbirine kenetleniyorlar. Değiştirecek başka elbiseleri olmasa da, yağmurdan kaçmıyorlar. Bedenlerini damlaların bereketine bırakıyorlar. Saçlarına düşen yağmur damlaları, yüreğin oluklarında akıyor sevgiyle... Derken sıra Kürt dilinin güzel şarkılarından birine geliyor:
„Oy oy neçirvano
neçir neçir neçirvano...“
O anda tüm yüzler O’na dönüyor. Ay yüzlü, güzel çocuk Neçirvan’a... Karşılıklı gülümsüyorlar. O da eşlik ediyor şarkıya. Artık ne zaman bu şarkıyı söyleseler, Neçirvan gelecek akıllarına. O’nunla her karşılaştıklarında bu iki cümleyi söyleyip yüzüne gülecekler.
Mevsim sonbahardan kışa dönüşüyor. Neçirvan, dağ yaşamına dair her şeyi merakla inceliyor, hiçbir detayı kaçırmıyor. Arkadaşlarının çokça bahsettiği zekası değil salt, yüreğinin, doğanın sesini dinlemedeki ustalığı da etkileyici. Dêrsim’i seviyor Neçirvan, çat pat Kirmanckî bile öğrenmeye çalışıyor.
Dêrsim dağları her mevsim bir başka güzel olur ya, Neçirvan arkadaşlarının bahsettiği güzel baharı bekliyor özlemle. Ağaçların tomurcuklandığını, dağların yeşil örtüye büründüğünü, çiçek kokularının birbirine karıştığını ve insanı mest ettiğini görmek-duyumsamak istiyor. Arkadaşlarının dilinde:
„Oy oy neçirvano
neçir neçir neçirvano...“
Neçirvan, ilk kış yolculuğuna başlıyor. Kahperi artık beyaz örtüye bürünmüş. Karda, soğukta başlıyor yolculuk. Zordur, soğuk sularda yürüdükten sonra ayakların toprağı bulamaması. Hayatının en zorlu kar yolculuğuyla da başa çıkıyor Neçirvan. Dizlerini aşan karın içinde, gülümseme yüzünden eksik olmuyor. O’nun çabası, arkadaşlarını da sevindiriyor, içlerinden „evet O, önüne çıkacak her zorlukla mücadele edebilir, başaracak“ diyorlar.
Aliboğazı’na ulaşıyorlar. Uzun yıllar önce de Dêrsim insanına barınaklık yapmış olan vadiye. Hep uzaktan duyduğu Aliboğazı vadisini seviyor Neçirvan. Mağaralarda duran ve henüz yüzleşilmeyen insan kemiklerini görünce, derin bir hüzün kaplıyor içini, yaşananları öğreniyor ve doğru yerde olduğunu düşünüyor bir daha.
Kışın yaptıkları yolculuklarda üşüdükleri yerde ısınmak için halay çekerler. Neçirvan’ın olduğu her yerde ilk şarkı bellidir:
„Oy oy neçirvano
neçir neçir neçirvano...“
Vadinin yamaçlarında yükseklere doğru sıralanmış ardıçları (merx) seviyor Neçirvan. Dağ yaşamında gördüğü tek yeşilliktir çünkü. Hele o eski zamanlarda insanların ölümden kaçmak için bu ağaçlara saklandıklarını öğrenince daha çok seviyor. Kadınların ardıç odununun külünü koyun sütüyle karıştırarak bedenlerine yeşil dövmeler yaptığını da... Ardıç ağacı ile ardıç kuşunun hikayesini öğreniyor sonra. Hayatın sembolü olarak görülen ağacın hayatı, ardıç kuşuna bağlıdır. Bu güzel ardıç kuşları ağacın meyvelerini yer, çekirdeklerinin her yere dağılmasını sağlar, böylece ağaçlar yeniden filizlenir. Halk tarafından da kutsal kabul edilirmiş ağaç.
Zorlu kış bitmek üzereyken, karlar erimeye başlamışken daha çok heyecanlıdır Neçirvan. Nihayet dağların baharını görecek, her karışını adımlayabilecek. Karın içinden boy veren kardelenler baharın en güzel müjdecisidir.
Ama bilmiyor Neçirvan, henüz savaşın acımasızlığıyla tanışmamıştır. Arkadaşlarının üzerine titrediği Neçirvan, 97 yılının Nisan’ında tanışır savaş ile. Dört bir yanları sarılır, karlı dağları aşmak için yola koyulurlar. Bozanlara tırmanırlar. Henüz aşmışken Bozanları, köpek havlamalarının geldiği cılız ışıklı evler görünmüşken, ayakları toprak ile tanışmışken topların gümbürdemesi gelir. Görüntüler birbirine karışır, arkadaşlarının Neçirvan’ı koruma çabası nafiledir. Onları kim koruyacak? Toprağa düşerler, boğuk sesli toplarla birlikte.
Neçirvan, yüzü Bozanlara dönük, son bir kez ardıç ağacının karaltısını görür. Neçirvan, şimdi her daim yeşil olan ardıç ağacı mıdır yoksa onu yaşatan kuş mudur? Dağ yaşamına dair her ayrıntı geçer kafasından. Ardıç ağacından bir kuş havalanır. Gözlerini kapar Neçirvan, ölmez, dünya yaşıyordur. Geride kalanlar bir halay çeker boğazdaki şelale düzlüğünde, dillerde tek şarkı vardır:
„Oy oy neçirvano
neçir neçir neçirvano...“
DENİZ BİLGİN