Cumhuriyet Türkiye’si, tarihinin, yönetimi en kötü Başbakanına sahip dersek yanlış olur mu?
Sanmam… Erdoğan, yüzde 50’leri bulan kitle desteğine rağmen ülkenin hiçbir temel sorununu çözmedi.
Kabul edilmeli ki, hızla şiddet seçeneğine geri döndü ve ortak coğrafyada baharı olmayan “çatışma kuşağının” yaratıcısı oldu!
Birbirine yaklaşan halkları uzaklaştırdı. Kürtlere ve Alevi Kürt - Türklere karşı nefret duygularını arttırdı.
Sivas- Madımak olayında ağırdan alan ve “zaman aşımıyla” katliamı tolare eden tutumuyla toplumsal linç olaylarına siyasal referans oluşturdu. İşte en son Malatya, benzer olaylarla ciddi toplumsal yarılmaları tetikleyip durdu... Farklı inançlar, etnik kimlikler ve sosyal azınlıklar en çok bu dönemde dışlanıp aşağılandı.
Başbakan aynı başarısızlığı Ortadoğu zemininde de gösterdi.
Halkların kendi kaderlerini tayin etme uğraşına saygı duymadı. Aksine bu uğraşları emperyal potalarda eritmeye çalıştı. Kendi çıkarlarına hizmet ettiği oranda destekledi, teşvik etti, etmiyorsa şiddetle karşıya alarak bastırmaya çalıştı.
* * *
Bu sonuca sadece devletçi milliyetçi çizgisi yol açmadı. Olayları okuma ve öngörü zayıflığı da bunda önemli rol oynadı.
Erdoğan süreci doğru okuyamadığından olası gelişmeleri de öngöremedi. Buda Türkiye’nin içte, değişim- demokratikleşme; dışta, “lider ülke” olma yolunda tarihi fırsatları kaçırmasına yol açtı. Daha tanımsız, daha karmaşık ve bir o kadar da kaotik konuma çekti.
Sınırın öte yakasındaki hareketlenmeler turnusol görevi gördü; müthiş bir ayrışmaya, berraklaşmaya yol açtı.
Bölge halklarıyla barış içinde bir arada yaşama; kendi kaderlerini tayin etmelerine saygılı olma yerine, Suriye örneğinde görüldüğü gibi sömürgeci bir tutum izledi.
Bu da başta Kürtler, bölge halkları karşısında saygınlığını yitirmesine yol açtı.
Farkında değiller ama Türkiye kaybetti!
* * *
Erdoğan öyle bir Başbakan ki, Ülkeyi her an altında kalınacak üç ana hat üzerinde tuttu; hatta bu hatları kendi geliştirdi!
Birincisi; anti Kürtlüktü!
Bu da, Kürtler açısından “statü” çağrıştıran ya da “hak ve kazanım” anlamına gelen her şeye, her gelişme ve adıma anında tepki veren ve karşıtlık örgütleyen bir anlayışla geliştirildi…
İkincisi; İslamın siyasallaştırılması ya da siyasal İslamdı!
Bu da İslamın AKP tekeline alınması ve siyasal olarak AKP çizgisi dışında hiçbir İslami/dini (ibadet, yaşayış, etkinlik vs.) biçime izin verilmemesi, kendi denetimi dışında gelişenlerin ise “İslam dışı” sayması biçiminde tezahür etti. Din ve mezhep çelişkilerini konu aldı. Kürtlerin “gayri Müslüm ve Zerdüşt” oldukları propaganda edilerek dışlanmaları sağlanmaya çalışıldı.
Üçüncüsü; farklı cinsel kimlik ve tercihlere düşmanlıktı!
Farklı cinsel kimlikler, bir tür “sapıklık” olarak lanse edildi.  “Ahlaki düşkünlüğün ve yozlaşmanın” temel unsurlarından sayıldı. “Türk aile tipini” bozan sapkınlıklar olarak ele alındı. Bu yolla erkek egemen toplum ve erk korunmak istendi.
* * *
Anlatmaya çalıştığım şudur:
Bu üç ana hat üzerinde olmak ya da yürümek kaosa bataklığa sürüklenmektir.
Olayları bu perspektiften değerlendirmek siyasal körlüktür. Kaostur, çözümsüzlüktür, çıkmazdır.
Dahası tastamam sömürgeciliktir.
Halklara, insanlığa dostluk değil düşmanlıktır.
Erdoğan öyle bir Başbakan ki, böyle bir hat üzerinde başarı kazanması, halkların özgürlük güzellik arayışı karşısında muzaffer olması olası değildir.
Değişim artık Suriye’den, İran’dan vs.den çok Türkiye ve Erdoğan için elzemdir.

delil-karakocan@hotmail.com