Devamı geldi, dört parçadaki Kürtlere ölümlerin her türlüsü reva görülmeye devam etti. Şeyh Sait’den Seyit Rıza’ya, Alişer’e, Leyla Qasım’a, Kemallere, Mazlumlara her biri kendilerinden sonraki Kürt çocukları ölmesin diye düştüler yollara, gittiler darağaçlarına, açlığa yatırdılar bedenlerini, Halepçe yaşanmasın, Agirî’den ağıtlar yükselmesin, Lice yakılmasın, Roboskî yaşanmasın diye. Kürtler de dünyadaki tüm halklar gibi onurluca yaşasın, dilleri ve kendileri tarihe gömülmesin diye. Kardeş halklarla birlikte eşit yaşasınlar diye, adalet yerini bulsun diye. Bebeler aç yatmasın diye.
Yüz yıllık mücadeleden sonra dahi 24 yaşında bir genç, sırf çocuklar ölmesin diye, "öyle bir ölümle ölsem ki" demekte. Ramazan Baran…sahi bu şehirde ve bu ülkede neden çocuklar hiç çocukluklarını yaşayamaz, sen 24 yıla sığdırdığın ömründe neler yaşadın, yüreğin hangi özlemlerle doldu? Askerlerin sana yönelttiği kurşunlar sadece seni değil Baki Akdemir’i de toprağa düşürdü. Bilesiniz ki, gözkırtığınız yıldızlar ülkesine bir gün bu halkın özgürlüğüne kavuştuğu müjdesini vereceğiz. Hem de asla daha fazla geç kalmadan. Hem bilesiniz ve hem de buna and olsun ki… Bu halkın yemini tek bir gencimizi, çocuğumuzu toprağa vermeden özgürlüğe yürümektir.
Ramazan’ın, Baki’nin ve diğerlerinin ölümünden hepimizin çıkartacağı; çıkarttığı dersler vardır; olmalıdır. Günlerce gecelerce direnen halka seçilmişlerce ne kadar sahip çıkıldığı, halkımızın ne kadar yanında olduklarından tutalım da bu hukukdışı, insanlık dışı, yasadışı cinayetler sonrasında, katiller yargılanıp hesap verene kadar, süreçlerin ne kadar takipçisi olunduğuna kadar, üzerinde konuşmamız, üzerinde durmamız gereken birçok husus var. Bu asla atlanılmaması gereken konulardır. Siyaset, aynı zamanda risk üstlenme ve de üstlenilen riskleri halkın lehine, mazlumlar lehine, ezilenler lehine yönetebilme sanatıdır.
Bu, Lice’nin yaşadığı ilk katliam değildir elbette. Ancak bundan sonra ne Lice’nin, ne Amed’in, ne de Kürdistan’ın başka bir yerinin, başka katliamlara tahammülü yoktur; kalmamıştır. Roboskî’ye rağmen, bu halk, 2 yıla yakın bir süredir adına "barış süreci" denilen sürecin halklar lehine gelişmesi, sonuç vermesi, tek bir insan toprağa düşmeden Kürtlerin en insani demokratik haklarını kullanabilmesi için büyük direndiler, büyük inandılar, büyük destek verdiler.
Tüm Türkiye’nin lanetle kınaması gereken Lice katliamı, tam da Cumhuriyet tarihine yaraşır bir şekilde, "bayrak provokasyonu"yla gölgelendi. Her ne hikmetse, tam da Kürtlerin özgürlüğe en yakın olduğu ve en fazla bdel verdiği, canlarının katletildiği zamanlarda, konuşulması gereken bu hususlar iken; bir provakatörlük mühendisliğiyle bir bayrak indirilir; bu defa tüm Türkiye’de Kürtler hedef haline gelir.
Bayrağın indirildiği 1996 HADEP kongresi de tüm detaylarıyla açığa çıkmışken; 2004’de Mersin’de sivil polislerin küçücük Kürt çocuklarının eline oyuncak niyetine tutuşturduğu bayrak provokasyonundan sonra, 2014’de Lice katliamı konuşulmasın, Kürt Halk Önderi Öcalan’ın barıştaki ve çözümdeki ısrarı anlaşılmasın diye, AKP bu defa Diyarbakır’da bir bayrak provokasyonu inşa etti. Bu sürecin asla ve asla rastgele gelişmediği aşikardır. Tıpkı Amed Büyükşehir Belediyesinin önünde organize edilen anneler sonrasında, AKP’nin Amed’de organize ettiği çalıştayda çözüm sürecinin gerekliliklerinden ziyade "kendim çalarım kendim oynarım" vurgusu, AKP’nin çözüm niyetinden ziyade gerçekleri saptırmak konusunda yoğunlaştığının ifşası olmuştur. Hemen akabindeki katliam ve bayrak provokasyonu ise AKP’nin çözüm niyetinden fersah fersah ne kadar uzak olduğunu bize göstermiştir.
Çözüm…
IŞİD çeteleri, Rojava’daki insanlık dışı katliamlardan sonra karşılaştığı büyük direnişten sonra Musul’u bastı ve de şu saatlerde de ne yapacağı belirsiz. Federal Kürdistan Bölgesi’nin güvenliği ve Kürt halkının bu bölgedeki kazanımlarının geleceği, ivedilikle Kürt ulusal kongresinin toplanmasıdır. Ulusal birliğini sağlayan Kürtlere dışarıdan beslenen Ortadoğu’daki sefil katil çeteleri de Kürtler üzerinden sayısız hesap güden egemen güçler de hoyratça davranamayacak; haddini bilecektir.
Daha önceden de söylemiştim: her çar perçe yeke…
Öyle bir ölümle ölsem ki...
Ramazan Baran…24 yaşında…Lice’de askerlerce katledilmeden birkaç gün önce, IŞİD’in Rojava’da katlettiği çocuklara sarılan analarının yaktığı ağıtlar karşısında şunu yazmış face’teki sayfasına: "Öyle bir ölümle ölsem ki çocuklar! size ölüm kalmasa…" Gerçekten de işte Kürtlere reva görülen öylesi ölümlerden biriyle öldürdüler onu. Ama bitmedi işte.