Kürdistan halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi, Erdoğan’ın kalleşçe kirli savaşı başlatıp tırmandırmasına, HDP ve Kürtlere pogrom saldırısına ve Kürt kentlerini asker-polis kuşatmasında tank-top saldırısına karşı iki boyutlu bir cevap verdi.
Birincisi; meşru misilleme hakkını kullandı, bu biliniyor.
İkincisi; öz yönetim ilanı.
Erdoğan cuntası, ikinci yanıta karşı, Silvan, Cizre ve Gever’e günlerce sıkıyönetim uyguladı, tank-top ateşi altına aldı. Keskin nişancı kullandı. Kürt halkını nasıl toplu öldürmeye yeltendiğini dakika dakika herkes gördü. Sonuçta güncel Dehaq rolüne soyunmuş Erdoğan, Kürt kanını hesapladığı ölçüde dökemediyse de, yalnızca 9 günlük Cizre kuşatmasında bile 21 canı aramızdan aldı.
Kürt gençliğinin, kirli savaşa ve kentleri toplu ölüm kuşatmasına almaya karşı öz savunmaya geçtiğini biliyoruz.
Öz yönetim ilanı, seçilmiş belediye yönetimlerinin de içinde yer aldıkları sivil halk tarafından ilan edildi. Öz savunma ise ölçüsüz kirli savaş saldırlarına karşı gerçekleştiriliyor. Ama elbette öz yönetim ilanlarının sıkıyönetimli savaş kuşatması altına alındığı zaman ve yerde de gerçekleştiriliyor.
Bu özetten sonra tekrar öz yönetime dönelim.
Öz yönetimin tarihte ne zaman nerede gerçekleştirildiğine, evrensel tarifinin ne olduğuna değinmeyeceğim. Bunun teorisine girmeye gerek de yok.
Bugünün pratiğinde, hangi düzeyde olursa olsun Kürt ulusunun kendisini yönetme çabasıdır. Kürt ulusunun sömürgeciliği tümden yıkıp atarak kendisini yönetme hakkı en doğal demokratik hakkıdır.
Şimdilik, Kürt ulusu mücadeleci/örgütlü iradesiyle, sömürgeci devleti tümden yıkıp atmadan ama bir düzeyde kendi kaderini kendi eline alarak yönetmek istiyor. Bunu da ulusların özgürce ve eşitçe bir arada yaşaması, gözüdönük Türk ırkçılığının Türk halkını teslim almaması için yapıyor. Halkların birlikte mücadelesi yoluyla egemen sömürgeci devleti yıkmaları yolunu açmak istiyor.
Rojava’da yaptığı gibi, halkların eşit haklar ve özgürlük temelinde kendi kendilerini birlikte yönetmelerini Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da gerçekleştirmek istiyor.
Erdoğan cuntası, yanına generalleri, emrine MİT-polis gladyosunu, diğer yanına MHP ve ergenekoncuları alarak, arkasına savaş tezkeresine evet dedirttiği CHP’yi takarak, Cizre katliamıyla dehşet yaratarak cevap vermek istedi.
Bu, geniş özerklik hakkı isteyen 1971’in başlangıcındaki Bangladeş‘i akla getiriyor. General Eyüp Han’dan sonra parlamentarizme geçiş için geçici olarak işbaşına getirilen general Yahya Han, meclisi feshedince, özerklik için Bangladeş’in Awami Birliği partisi genel grev başlatmıştı.
Yahya Han, Bangladeş’te eli kanlı sıkıyönetim generalleri ve İslamcı milisler eliyle 1 yıl içinde ezici çoğunluğu “din kardeşi” müslüman toplam 1 milyon Bangladeşliyi katletti. Özerklik içinde bir arada yaşama talebi 1 milyon canı yitirmeyle karşılanınca Bangladeş, Hindistan ordusunun yardımıyla, ayrılmak zorunda kaldı.
Şimdi diktatör Erdoğan da cuntasını, polis-MİT şefleri ile generalleri yanına alarak Kürt halkımıza kitlesel ölümler kusarak teslim almak isterken, istediğinin tersi bir sonuca yol açmak üzere. Daha fazla kitlesel kan dökerse, Kürt halkı öz yönetim isteğinin bugünkü düzeyini değiştirmek, bağımsızlığını istemek zorunda kalır. Bunun sebebi de diktatör Erdoğan ve müttefiki zorbalar olur.
Öz yönetim ilanı üzerine çok sayıda seçilmiş, belediye eşbaşkanları ve meclis üyeleri de Erdoğan cuntasının hukuk tanımaz savcı ve hakimleri tarafından zindana atıldılar. Tabii ki Erdoğan’nı emriyle. Siyonistler de Filistinli belediye başkanlarını İsrail zindanlarına atarak gelişmeyi önleyebileceklerini sandılar. Ama yanıldılar. Siyonistlerin o zaman ve bugün Filistinlilere yaptıklarını, Erdoğan Kürdistan’da yapıyor.
Öz yönetim ilanını erken görerek eleştirenler de var. Fakat bunun oynadığı rolü, Kürt halk kitlelerini örgütleme rolünü anlamayıp, yalnızca çatışmaları şiddetlendireceğinden kaygılanıyorlar. Oysa Kürt Özgürlük Hareketi Erdoğan’ın başlattığı kanlı savaşa halk inisiyatifini geliştirerek de yanıt vermeye, bu yolla halkın iradesi ve örgütlülüğünü geliştirmeye çalışıyor. Kürt gençlerinin kanlı katillere karşı eşitsiz araçlarla yanıt vermesi, soykırım girişimine, Srilankavari imha zalimliğine karşı direnmesi haktır. Bundan daha meşru birşey olabilir mi?
Sonuçta, Kürt halkımızın öz yönetim ilanı, kaderini eline alma, iradesini ve kitleleri örgütleme meşru çabasıdır. Bunu Türk halkına da öneriyor, “Birlikte özyönetim gerçekleştirelim’ diyor.
Türk ezilenlerinin görevi, Kürtlerin bu demokratik hakkını kullanmasını desteklemek, Srilankavari imha savaşına ve silinmez alınlekesi olan ırkçı pogromlara karşı dövüşerek, özgürlük ve hak eşitliği temlinde demokratik bir birliği ve geleceği hazırlamaktır.
Öz yönetim, anaların ak sütü gibi Kürt halkımızın hakkı, halklarımızın demokratik geleceğinin buz kıranıdır. Destekleyelim, yaygınlaştıralım, geliştirilmesine katılalım.