Oral Çalışlar gibi “tatlı su liberalleri” ile devlete işbirlikçilik yapan bazı Kürtler ve devletin Ergenekoncusu, JİTEM’cisi ve AKP’lisi sözkonusu Kürtlerin öz iradesini dışa vurma eylemleri olduğunda aynı tarafta, aynı fikirde ve aynı tutumda birleşmektedirler.
Bu kategorik ortaklaşmanın bilinçaltında ne var, insan rahatlıkla tahmin edip analiz edebiliyor. Kürt'ün kendi varlık sorununu ortaya koyması ve özgürleşme çabası içinde ele alınması gereken eylemi, direnişi ve tutumunu devletin “resmi terör söylemi” içerisinde değerlendiren Ergenekoncu ulusalcıları biliyoruz. JİTEM’ci kontrgerilla takımını da... Devletten geçimini sağlayan işbirlikçileri de.... Özellikle çatışmalı dönemlerde hemen tavır ve tutumunda AKP’lileşen liberalleri anlamak ise çok kolay...
Demokratlığı kronik iktidar karşıtlığı ya da iktidar savunuculuğu ikilemi arasında yaşayan Türkiyeli liberallerin ruh hali, tarih ve toplum bilinci gerçekten çok çarpık gelişiyor. Örneğin Tayyip Erdoğan’a totaliter, diktatör gibi tanımlamalar yapan bu “tatlı su liberalleri ve demokratları” Erdoğan faşizmine karşı direnenleri ise “terör” kategorisi içinde ele alma yanılgısı gösteriyorlar. “Eller tetikten çekilsin” ve AKP’ye teslim olunsun gibisinden bir yol haritası göstermektedirler.
“Savaşa ve şiddete ilkesel karşı olmak” ayrı bir şey, “Faşizme karşı direnmeyi” zayıflatmak ayrı bir şeydir. Eğer ki Tayyip Erdoğan ve AKP’sini tekçi ve totaliter bir rejimin temsilcisi ya da yapıcısı olarak görüyorsan, ona karşı direniş içinde olman da o kadar doğal hakkındır. Ama hem totaliter bir yapı olarak tanımlayıp, hem de ona karşı direneni AKP ile aynılaştırmaya çalışırsan, hiç de nesnel bir gözlemci olmaz, aksine sadece AKP ve Erdoğan’ın yedeği haline gelirsin. Bunun için de çakma muhalif tutum yerine, direkt Türk devletinin Kürt karşıtı inkar cephesi içinde yer alırsın.
Bu kadar sade ve kolay olan bir formülasyonu, laf ebeliği ile karıştırmaya gerek yok. Çünkü, Kürtlerin direnişi varlık sorununu ortaya koyma ve özgürlük sorununu giderme sürecidir.
Yani Türk devletinin valisi, kaymakamı, askeri ve polisi istediği gibi, istediği zaman ve istediği şekilde Kürtlerin evlerine, mahallelerine, sokaklarına niye girebilsin?
Bir halkın çoluk çocuk, kadın, erkek, yaşlı, genç ayırımı yapılmadan işkence görmesi niye normal olsun! Niye buna karşı kayıtsız kalınsın? Peki hergün birkaç insanın infaz edilmesi niye normal olsun?
Peki bütün bunlar kabullenilebilinir mi? Yani bir halk kendisine ait hissetmediği bu devleti ve onun zulmünü normal görüp tanımak zorunda mı? Bu zorbalığa karşı direnme hakkı yok mudur?
Cizre, Gever, Silopi, Dersim, Silvan, Lice, Bazid, Varto ve diğer bütün ilçe ve kentlerde Kürtler kurbanlık koyun gibi boyunlarını mı uzatmalı? Sesini etmeden gidip cezaevlerinde yatmalı mı?
PKK’nin kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan; İmralı’daki görüşmelerinden birinde avukatlarına Kürdistan’daki devlet sömürgeciliğinin gerçeğini çok sade bir şekilde anlatmıştı. “Kürdistan bizim anavatanımız ve bu anavatan üzerinde devlet istediği her an ve her zaman inkarını geliştiriyor. Tecavüz kültürü ile hareket edip anavatanımız olan bu ülkede istediği gibi davranabiliyor. Ama biz buna ‘artık yeter!’ dedik ve mücadele başlattık. Ve devletin sömürgeci politikalarla anavatanımıza tecavüzünü engellemeye çalıştık. Devletin öfkesi, kini ve düşmanlığı da bunadır...”
Yani bütün bu yaşanılanı tarihsel ve toplumsal gerçeklik içinde algılar ve bilince çıkarırsak bugünkü durumu çok daha iyi kavrayabiliriz. Ve doğru bir tutumun sahibi olabiliriz.
Yani Kürdistan ülkesi ve toplumu sömürgeci güçlerin tarlası değildir! Kürdistan ülkesinde yaşayan halkların, toplumların, inançlarındır.
Tecavüzcü çetelere yol gösterip Kürt halkını kırmak için elinden gelen zulmü uygulayanları başta Kürtler ve kendisine insanım diyen hiç kimse kabul etmemeli... Zulme karşı direniş meşru ve haklıdır. Kürt halkı, geçmişte olduğu gibi bugün de onurunu direnerek koruyacaktır. Yani AKP devletinin arpalığından beslenenlerin verdiği akılla, süreç tanımı yapmanın bir manası yok!.. Ya da devletin korkusu ile Kürt'e karşı olmayı akli ve ahlaki kılmanın bir değeri ve geçerliliği yok.