
Kürt Özgürlük Hareketi kırk yıldan fazladır Kürt halkının özgürlüğü için mücadele yürütmektedir. Bu mücadelesini 22 yıldır demokratik siyasal yollarla sonuçlandırmak istemektedir. Çözüm için demokratik siyasal yollara şans tanımaktadır. Bunun için dokuz defa ateşkes ilan etmiştir. Yine demokrasi güçlerinin demokratik siyasal mücadelesine her zaman destek olmuştur. Önder Apo'nun HDP çatısı altında tüm demokrasi güçlerini, demokrasiye ihtiyaç duyan toplulukları birleştirme çabaları bunun en somut kanıtıdır. HDP ve demokrasi güçlerinin mücadelesiyle Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünü hedeflemiştir. Özgürlük Hareketi onlarca yıl yürüttüğü mücadeleyi bu yönlü mücadeleyle tamamlayıp sonuca götürmek istemiştir. 22 yıldan fazladır sürdürülen demokratik çözüm arayışı da, on yıllardır yürütülen demokratik siyasal mücadele de Özgürlük Hareketi'nin savaşla değil, demokratik siyasal çözümle sorunu çözmek istediğini göstermektedir. Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi bu zihniyeti, politikaları ve tutumu defalarca ortaya koymuştur. Türk devleti ve hükümetlerinin bir çözüm politikası olsaydı bu sorun defalarca Türkiye'nin demokratikleşmesi ve yerel demokrasi çerçevesinde çoktan çözülürdü. Eğer sorun hala çözülmemişse bunun esas nedeni kesinlikle Türk devletinin inkar ve imha politikasından vazgeçmemesidir. Yoksa Önder Apo en makul çözüm önerilerini sunmuş, devlet ve hükümetlere bu fırsatı ve şansı tanımıştır.
Önder Apo Türk devletiyle çok sabırlı bir diyalog ve demokratik siyasal çözüm çabası yürütmüştür; ancak bu çabalar Erdoğan tarafından Dolmabahçe mutabakatı reddedilerek yok sayılmıştır. Böylece hükümetlerin müzakere ile bir çözüm arayışı içinde olmadıkları netleşmiştir. Bu açıdan HDP çatısı altında demokrasi güçlerinin birliği ve halkların kardeşliğine dayalı çözüm önem kazanmıştır. 7 Haziran seçimleri bu açıdan önemli bir çaba ve deneyim olmuştur. HDP 7 Haziran’da kazandığı büyük başarıyla sorunun hükümetin insafına kalmış çözümler yerine, halkların kardeşliği ve gücüyle çözümü dayatma ve sağlatma seçeneği öne çıkmıştır. Bu, aynı zamanda Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin kırk yıldır hayal ettiği ve büyük çabalarla yaratmak istediği bir çözüm modelidir. Bu açıdan 7 Haziran seçimleri başta Kürt halkı ve Özgürlük Hareketi olmak üzere tüm Türkiye'de büyük bir heyecan yaratmıştır.
AKP'nin siyasal darbesi
Ancak Türk devletinin bir çözüm anlayışı olmadığı için her türlü çözüm çabası ve mücadelesini etkisiz kılmayı bir politika haline getirdiği 7 Haziran seçimlerinden sonra da bir daha görülmüştür. Tayyip Erdoğan’ın bir siyasal çözüm anlayışı olmadığı Dolmabahçe mutabakatını reddetmesinde görüldüğü gibi, 7 Haziran sonuçlarını yok saymalarında da ortaya çıkmıştır. HDP, CHP ve demokrasi güçleri AKP'nin bu siyasi anlayışını zamanında görüp aktif olamayınca, AKP CHP’yi koalisyon görüşmeleriyle oyalayınca, seçimi kaybeden AKP'nin bir siyasal darbesiyle karşılaşılmıştır. Şu anda Türkiye'de yapılan bir siyasi darbe vardır. 7 Haziran seçimleri demokratikleşmeyi gerektirirken, AKP savaşı ve otoriterleşmeyi dayatmış bulunmaktadır. Özellikle Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etme ve Kürtlerin taleplerini yok sayma hedeflenmiştir.
Kuşkusuz Kürtler kırk yıl önceki halk değildir; özgürlük ve demokrasi istemektedirler. Ulusal varlıklarını bir siyasal statüyle güvenceye alma mücadelesi yürütmektedirler. Yerel demokrasi temelinde demokratik özerk yaşama kavuşma amaçları vardır. Bu amaca ulaşmak için de güçlü bir irade ortaya koymuşlardır. Bunu gören Türk devleti bu defa da Kürtleri bazı kırıntılarla oyalayıp eski politikayı yeni koşullarda sürdürmek istemektedir. Erdoğan şahsında özgürlüğü için ayağa kalkan halkları en aza razı ettirme, daha doğrusu en azı kabul ettirme politikaları yürütülmektedir. Erdoğan böylece Kürtleri aldatan, oyalayan bazı kırıntılarla Kürt sorununu gündemden düşürüp dinamik güçlerini ezen bir lider olarak tarihe geçmek istemektedir. Yürüttüğü maceracı ve tehlikeli iç ve dış politikaları hep bu amaçlıdır. Çünkü böyle bir politika izleyeceğine dair derin güçlere söz vermiştir. Erdoğan ve Büyükanıt tarafından yapılan 2007 Dolmabahçe mutabakatı bunu içermektedir. Hatta bu mutabakat yazılı ya da sözlü kayıtlı olarak kozmik odalarda muhafaza edilmektedir. İşte bu 2007 Dolmabahçe mutabakatı 2015 Dolmabahçe mutabakatını reddetmiştir. Şu anda Kürtlere karşı yürütülen topyekün savaş da bu amaçlıdır.
Kürt halkı kendi
çözümünü gerçekleştirecek
Bu gerçeklik şunu ortaya koymuştur, Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi yeni paradigması ve mücadele anlayışı nedeniyle sorunu devletle bir müzakere ile çözmek istemiştir. Ama bu çabalar yok sayılmıştır. Yine HDP çatısı altında bu çözümün gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Ancak bu da yok sayılmış; hatta 7 Haziran seçimlerine karşı bir darbe gerçekleştirilmiştir. Bunun yanında topyekün savaşla imha operasyonları yürütülmektedir. Bu durum karşısında Kürt halkına ve özgürlük güçlerine tek yol kalmıştır; kendi çözümünü kendisinin gerçekleştirmesi!
Kürt Halk Önderi 2005 yılında Kürt halkının demokratik toplum, demokratik konfederalizm ve demokratik özerklikle kendi çözümünü kendisinin gerçekleştirmesini hedeflemesini istemiştir. Bu, paradigma değişikliğinin yeni pratikleşme biçimini ortaya koymaktadır. Bu, Kürt Halk Önderi'nin yeni çizgisidir. Devrimi, devleti yıktıktan sonra özgür ve demokratik sistemi kurma ve sosyalist yaşamı yaratma olarak değil de, devrimi bugünden tüm toplumsal alanda kurumlaştırıp inşa ederek gerçekleştirme olarak görmüş ve bu temelde devrimi bugünden devletin yanında gerçekleştirmeyi bir paradigma ve strateji olarak halkların önüne koymuştur. Devletin de demokrasiye duyarlı olarak halkların bu yönlü çabaları önünde engel olmamasını istemiştir.
O günden bugüne Kürt halkı özgür ve demokratik yaşamını örgütleme ve kendi kendini yönetir hale gelme çabası ve mücadelesi yürütmektedir. Bu konuda bir zihniyet değişimi ve bu temelde bir kurumlaşma da yaratılmıştır. Ancak Türk devleti Kürt sorununda hala inkarcılığı aşmadığından, Kürtlerin demokrasi içinde kendi yerel demokrasisini kurup kendisini yönetmesine razı olmadığından sık sık tutuklamalar yaparak Kürt halkının kendi özgür ve demokratik yaşamını kurmasına saldırmakta ve engel olmaya çalışmaktadır. Kürt halkı kendi özgür ve demokratik yaşamını inşa etmede ne kadar ısrarlıysa, Türk devleti de sürekli saldırarak, tutuklayarak, öldürerek ve baskı kurarak özgür ve demokratik yaşamın kurulmasını önlemeye çalışmaktadır. KCK operasyonları da bunun içindi, şimdiki tutuklamalar da bunun içindir. Halbuki Kürt halkı en meşru örgütlenme hakkını kullanarak kendi kendini yöneteceği yerel demokrasiyi gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Buna saldırmak ise demokrasiyi reddedip otoriter hegemonik sistemi sürdürme, bu temelde kültürel soykırımı tamamlama anlamına gelmektedir. Türk devletinin şimdi yaptığı budur.
Soykırımcı sisteme karşı öz yönetim
Bu durum karşısında Kürt halkının bu otoriter, hegemonik ve merkeziyetçi sistemi kabul etmeyerek kendi demokratik sistemini, yani yerel demokrasiyi kurması zorunlu hale gelmiş bulunmaktadır. Kürtler zaten 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin programında olan demokratik özerklik ve yerel demokrasiye oy vermişlerdir. Kürtler artık merkezi bir yönetim altında yaşamak istemiyorlar. Merkezden atanmış vali ve kaymakamlarla değil; demokratik bir anayasa temelinde seçilmiş yönetimler tarafından yönetilmeyi istemektedirler. Kendi yöneticilerini kendileri seçmek ve kendi kendilerini yönetmek istemektedirler. Tabii ki merkeziyetçi olmayan ve yerel demokrasiyi esas alan bir sistem içinde! Ancak Türk devleti bunu kabul etmemekte, Kürtleri, Kürdistan'ı otoriter hegemonik, kültürel soykırımcı, demokratik olmayan bir sistemle yönetmede ısrar etmektedir. Zaten tüm saldırıları böyle bir sistemi yaratmak için yapmaktadır. Kürtlerin her özgürlük ve demokrasi talebi, kendini yönetme isteği ve girişimi polis ve askerle bastırılmaya çalışılmaktadır.
Bu durumda Kürtlere düşen görev, kendi demokratik sistemini Kürt Halk Önderi'nin belirttiği 9-10 boyutta örgütleyerek yerel demokrasi temelinde demokratik özerkliği sağlamak olmaktadır. 2005 yılında Önder Apo'nun halkımızın önüne koyduğu hedefi gerçekleştirmek bugün daha acil hale gelmiştir. Türk devleti bunu kabul etmediği takdirde öz savunma ve serhildanla bu yerel demokrasiyi kurma ve koruma direnişi gündeme gelecektir. Bu öz savunma sadece ve sadece yerel demokrasi sistemini kurmaya yöneliktir. Serhildanlar da yerel demokrasiyi kurma ve koruma serhildanları olarak gerçekleşeceklerdir. Bir yere saldırıldığında halk serhildana kalkarak yerel demokrasisini, yani kendi kendini yönetmesi olan demokratik özerkliğini koruyacaktır.
Bu direniş ve savaş klasik karakol basma, tepe baskını ya da pusu kurma değildir; sadece ve sadece kendini koruma direnişi olarak yürüyecektir. Asker ve karakola saldırma yoktur. Ancak asker Kürt halkının yerel demokrasisi olan öz yönetimini, öz örgütlenmelerini dağıtma ve tutuklama yapmak için karakoldan çıkarsa, o zaman askerlerle de çatışma gündeme gelir. Asker, sınırları koruyan bir güçtür; Jandarma, genel asayişle ilgilidir. Eğer halkın öz yönetimine yönelik harekete geçerlerse halkın öz savunma güçleriyle karşı karşıya gelirler. Yoksa sadece asker ve karakol oldukları için hedeflenmezler. Anladığımız kadarıyla Kürt Özgürlük Hareketi'nin yeni paradigma dediği öz yönetim ve bunun savunma boyutu bu çerçevededir.
Şu anda Kürt halkının yapmak istediği de budur. Artık devletten beklemeden kendi kendini yöneteceği sistemin kurumlaşmasıdır. Zaten şu anda Kürt halkına başka bir yol bırakılmamıştır. Türk devleti merkezi, hegemonik, otoriter, kültürel soykırımcı sistemi dayatıyorsa, Kürtler de bunu reddederek kendi demokratik öz sistemlerini kurmaya yöneleceklerdir. Bu öz yönetim demokrasiler için de meşrudur. Zaten şimdi demokrasi yerel demokrasiye dayanan demokrasidir. Yerel demokrasi ve öz yönetime dayanmayan hiçbir sisteme demokrasi denilmemektedir.