
24 Temmuz’da Erdoğan’ın öncülüğünde Türk devleti Kürdistan özgürlük güçlerine karşı topyekün bir savaş başlattı. Bu savaşa karşı Kürtlerin kendilerini savunmaları en doğal haklarıydı. Kürtler kimsenin özgürlüğünü ve varlığını hedeflemiş değillerdi. Egemenlik altına alınan ve kültürel bir jenoside tabi tutulan Kürtlerdir. Olan bitenleri tarihsel ve toplumsal hakikatten koparırsak sorun anlaşılmaz. AKP ve basını ne kadar demagoji yaparsa yapsın bu gerçekleri değiştirme kudretinde değildir. Çünkü Kürtler kendisini savunma ve gerçekleri dünya kamuoyuna ulaştırma gücüne ulaşmışlardır.
Eskiden her fırsatta Türk egemenleri ve ırkçı basınları “Kürtler ne istiyor” diye soruyorlardı. “Kürtlerin ne istediği belli değil” diyorlardı. Genelde de “Kürtler ayrı bir devlet kuracak, Türkiye’yi böleceklerler” deniyordu. PKK strateji değiştirip ulus devlet anlayışından uzaklaştı. Demokratik ulus projesini geliştirdi. Ve Türkiye içinde, sınırları değiştirmeden Kürtlerin kendi kimlikleriyle ve kendi kendisini yönetme olanaklarının yaratılması temelinde sorunu çözmeye hazır olduğunu ilan etti. Bu temelde devletle birçok görüşme yapıldı, ateşkesler ilan edildi.
Kürt tarafının bütün ateşkesleri ve barışçıl arayışları hep devletin egemenlik zihniyetine takıldı. Kürtler üzerindeki egemenliklerinden vazgeçmeye yanaşmadılar. Türkiye’nin demokratikleşmesini dert etmediler. Kürtler demokratik bir ortamdan yararlanabilir diye 12 Eylül faşist anayasasını, seçim yasalarını, yüzde on gibi demokrasiyle bağdaşmayan baraj sistemini bile kaldırmaya yanaşmadılar. AKP, AB’ye girmek istiyordu. Demokratikleşmede topluma bir nefes aldırabilecek AB’nin yerel yönetimler şartını AKP kabul etmedi. Bu tüm Avrupa’nın imzaladığı ve uyguladığı yerel yönetimleri güçlendiren bir sözleşmeydi. Kürtler bundan yararlanır korkusuyla AKP yerel yönetimler şartını imzalamadı.
Günümüzde ana eğilim, merkezi hükümetleri güçlendirme yönünde değildir. Tam tersine radikal demokrasiyi geliştirme, merkezi yönetimleri zayıflatma ve yerel yönetimleri güçlendirme esas alınmaktadır. AKP ise varolan aşırı merkezi yönetim sistemini daha da merkezileştirmeyi hedeflemiş durumda. Erdoğan bir demokrasi projesini uygulamak yerine, tamamen otoriter ve faşizan temelde bir başkanlık sistemini topluma dayatmaktadır.
Kürt halkının barışçıl ve demokratik temelde sorunu çözme çabaları şimdiye kadar hep engellendi. Arayışlar sonuç vermedi. Üstelik AKP hükümeti topyekün bir saldırıyla tüm kazanımlarını ortadan kaldırmaya ve örgütlü güçlerini imha etmeye ve teslim almaya çalışmaktadır. Mevcut hükümet ve devlet zihniyetinin Kürtleri tanımaya ve onlarla barışçıl yollardan sorunu çözmeye niyetleri yoktur. Buna hazır değillerdir. Bu durumda Kürtler ne yapmalı? Ankara ile bir anlaşma temelinde Kürtlerin kendilerini yönetme haklarını elde etme şansları var mı? Kesinlikle yok. O zaman direnişlerini ve örgütlülükleri hep siyasi zeminde mi tutmalılar? Gelinen aşamada bu bir çıkmaza ve tekrara götürür. Artık Kürtler gözlerini ve kulaklarını Ankara’ya çevirmekten vazgeçmeli.
Kürtlerin ve Türkiye’li demokrasi güçlerinin ortak partileri olan HDP’nin yüzlerce binası iki gün içinde saldırıya uğradı. Bu saldırılar nasıl açıklanacak? Halklarımız bunu unutabilir mi? Bu dört dörtlük ırkçı ve faşizan bir saldırıdır. Bunu devlet, AKP hükümeti organize etti. İşin kontrollerinden çıkma ihtimali belirince de durdurmaya çalıştılar. Bunu da son derece aşağılık bir temelde yaptılar. Katliam tehdidini Demoklesin kılıcı gibi halkımızın tepesinde sallandırmaya çalışıyorlar. Sözde “Kürt ve Türk kavgasını yaratmak PKK’nin istediği birşeymiş. Bunun için oyuna gelmeyin” diyorlar. HDP’ye saldırıyı örgütleyen kendileri, Kürtçe konuştuğu için bile öldürülen Kürtle var. Kürt işçiler saldırıya uğruyor.
Herkesin gözü önünde katliam saldırıları ve provaları yapan bir hükümet ve devlet zihniyetinden demokratik bir çözüm beklenemez. Halk duruma el koymalı ve çözümü kendisi yaratmalıdır. Demokrasi bir ihtiyaç ise o zaman halk her yerde öz yönetimlerini oluşturmalıdır. Cizre’de, Silvan’da ve Gever’de yapılanlar bunun kendisidir. “Kürtler ne istiyor” diyen sivri zekalılara verilecek en iyi cevap “Halk olarak kendimi yönetmek istiyorum” olmalıdır.
Öz yönetim inşa çalışmaları açık ki, devletin sert ve düşmanca saldırılarına maruz kalmaktadır. Bu saldırıların daha da yaygınlaşacağını ve ağırlaşacağını da dikkate alarak örgütlenmeli. Öz yönetimlerin öz savunma temelinde korunması şarttır. Devletin her tarafı basarak, istediğini tutuklayarak egemenliğini keyfi biçimde tesis etmesine karşı yenilmeyecek bir direniş örgütlemek gerekiyor. Ancak özyenetimleri ekonomik, politik, eğitim vb. temelde örgütlemekten vazgeçilmemeli. Uzun yıllardır hep politika yapıldı, direniş ve örgütlenme propaganda esaslı yürüdü. Artık propaganda ve kaba direniş yetmez. Yaşamın her alanında halkın ihtiyaçlarını dikkate alarak örgütlenmek gerekiyor.
Öz yönetimleri inşa ve savunma uzun süreli olacak. Bunun aynı zamanda Kürt sorununu çözme ve demokrasiyi hayata geçirme olduğunu bilerek çalışmalar olağanüstü bir emek ve duyarlılıkla ele alınmalıdır. Bu çalışmalar artık legal, illegal gibi ayrımlara ve tasniflere tabii tutulamaz. Öncülük edenler önlemlerini alırlar ama bir sistem inşa ediliyor ve halkın devletin ceberrut yönetiminden çıkarılması çalışması yürütülüyor. Büyük bir devrim gerçekleşiyor. Devrimin ruhuna uygun herkesin kendisini katması gerekiyor. Yasallık gibi kalıpların içine kimse sığmaz ve yapılanlar tamamen meşrudur. Meşruluk temelinde halkın örgütlenmesi ve devrimin yenilmez kılınması günümüzün en temel görevidir.